"BİNA BİNA HİKAYELERİ" - 1

Neşe Binark, yazmakta olduğu "İlk Türk Yahudi Fantastik Romanı" Bina Bina Hikayeleri´nin bir bölümünü her hafta yayınlamaya devam ediyor.

Neşe BİNARK Perspektif
25 Ağustos 2022 Perşembe

Adı: “Akasya Bina”. İyi bir okur, iyi bir yazar, çok da iyi bir araştırmacı. Kitap düşkünü, tam bir “kitapla sarhoş olanlardan”. Yazmaya başladığında, hayal dünyasında mı gerçek hayatta mı, karıştırıyor. Gerçek gibi yazıyor, yazdıkça gerçekleşiyor. Yazarken, ne kadar izole ederse kendini insanlardan, o denli verimli yazabiliyor. Zeki biraz, antisosyal değil antiaptal olduğunu savunuyor. Onun dışında tam bir gezgin. Yazmadığı zaman geziyor ama gezerken de mutlaka yazıyor. Yazarken kalem ve defter kullanıyor. Son zamanlarda üzerinde çalıştığı araştırma konusu “kendi kökleri”. Mistik, fantastik, sıra dışı deneyimler yaşıyor. Okuyor, araştırıyor, yazıyor, geziyor ve yaşıyor. Köklerini arıyor. Arkadaşları ona “Bina Bina” diyorlar. Araştırmacı, yazar, gazeteci Bina Bina’nın hikayeleri bunlar. Başlangıçta üçleme olarak yazılması düşünülüyor. İlk roman, Şalom Gazetesi internet sitesinde tefrika halinde yayınlanacak. Okuyucu yorumları ile romanın gidişatı yönlenecek. Buyurun Bina Bina’nın hikayelerini okumaya ve yorumlarınızla romana katılmaya.

                                                 Fantastik-Kurgu Roman Tefrikası

Tefrika No: 1

Romana isim koyan sekiz yaşındaki yeğenim Asya ve ablası zeka küpü Zeynep için…

Ağustos 2022

İstanbul

                                                BİRİNCİ BÖLÜM

 

                               UÇMAYI UNUTMUŞ GÜVERCİN

1

BÜYÜKADA’DAKİ GİZEMİN PEŞİNDE

-Dostlar, elimdeki bu kitap harikulade bir anı kitabı. Viktor Albukrek’in yazdığı “Bir zamanlar Büyükada – 1931-1961 Anıları”, basım tarihi 2013. Bu nev-i şahsına münhasır Büyükada beyefendisinin kaleminden 30’lu ve 60’lı yıllar arasında yaşanmış kayda değer anıları okuyabileceksiniz. Değerli bir kitaptır. Kitabımızın kondisyonu çok yüksek. Efendim, 50 lira verildi. Üstü yoksa Akasya hanıma 50 liraya satarım. Yonca hanım 80 lira verdiler. Akasya hanımefendi 170 lira verdiler. Üstü yoksa bu güzel kitabı Akasya Bina hanımefendiye satıyorum efendim. Diğer iştirakçimizden hayırlı olsun geldi. 170 liraya Akasya hanıma sat-tım efendim.

Kendini, öncelikle blogger olarak tanımlayan, kültür sohbeti eyleyicisi, nadir kitap eksperi, kitap müzayedesi münadii ve moderatörü Ziyaver Bey’in bana sattığı bu kitabı sunuşu dün gibi aklımda. Kitabın içeriğindeki anıların zihnimde yarattığı keyiften midir, Büyükada ile ilgili her şeyin beni sarıp sarmalamasından mıdır nedir bu kitabı aldığımdan beri sırt çantamdan çıkaramadım bir türlü. Büyükada’yı sırt çantamda taşıyor gibiyim. Çantam iyice ağırlaştı, biraz boşaltayım. Gerçi Atatürk Kitaplığı’nda dolaba kilitlerim ancak fotokopiler ve çıktılar için çantada yer açmam lazım. Yok. Olmuyor. Bu kitabı bırakamıyorum. Ne tuhaf! Çantamdan kitabı çıkarınca sanki boşluğa düşmüş gibi oluyorum. Nereye gidersem Büyükada’da benimle gelmeliymiş gibi hissediyorum. Büyükada ve o yıllarda adada yaşayan insanların yaşanmışlıklarını da beraberimde taşıyasım var. Anılar, anılar… Atatürk Kitaplığı Evrak Koleksiyonu Bölümüne geleli daha yarım saat oldu ama ben neredeyse aradığımı buldum sayılır. Rakel’in önerdiği kitabın yazarı Ernest Mamboury  Galatasaray Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yapmış. İstanbul’daki bazı Yabancı ve Azınlık okullarında çalışmış. Mamboury’nin en önemli yayınları bilimsel ağırlıklı turist rehberleriymiş. İkinci Dünya Savaşı’ndan az önce Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü Mamboury’ye büyük bir Türkiye rehberi sipariş etmiş. Fakat bu önemli projenin sadece İstanbul Adaları’na dair olanı kitap olarak basılabilmiş. “Les Îles des Princes, Banlieue Maritime d’İstanbul, İstanbul, 1943”.  İşte bu! Bu kitabı arayacağım. Büyükada hakkında yazılanları okumam gerek. Aslında Ernest Mamboury, Türkiye’de yaşadığı uzun yıllar boyunca pek çok değerli kitap, antika eşya, İstanbul hakkında sayısız not, resim, kroki gibi efemeralar toplamış. Bu evraklara ulaşabilseydim. Bunlar, vasiyeti yerine getirilerek ABD’deki Dumbarton Oaks Araştırma Enstitüsü’ne taşınmış. Kitaplarının çok azı İstanbul’da kurulan Amerikan Araştırma Enstitüsü’nün kütüphanesine bırakılmış. Umarım bu kitabı orada bulabilirim. Kütüphanede işim bitti. Atatürk Kitaplığı, ne kadar ferah, ne kadar rahat bir kütüphane. Her gelişimde huzurla araştırma yapıyorum. Ramazan Bey’in emekleri çok. Bir ara Beyazıt Devlet Kütüphanesine de uğrayıp kendisine bir merhaba diyeyim. Senelerdir görüşmedik yüz yüze. Ah bu sosyal medya! İyi midir, kötü müdür üzerinde tartışmak lazım. Yarın sabah erkenden havaalanında olmalıyım. “Oyalanmadan doğru eve. Kitapçı dolaşmak yok, kitap almak yok. Taksim’e çıkmak yok ona göre Akasya Hanım”. Sus, biliyorum.

2

BİNALAR SUSUYOR, MAZGALLAR TISLIYOR

Kırık dökük eski jaluzilerle kapatılmış giyotin pencereleriyle ölü, dökme demirli mini balkonlarının mermer süsleriyle diri bir binaya mı bakıyorum ben? Sabahın beşinde Oxford sokaklarında ne işim var? Büyük buluşma dokuz saat sonra, nasıl oyalanacağım? Aralık ayında İngiltere, ruhumu titretiyor. İlk trenle Londra’dan geldim, karşılaştığım manzaraya bak! Göz gözü görmüyor sisten. Sırt çantamı hafif tuttuğum iyi oldu. Omzuma astığım gimbalime kamerayı ve mikrofonu takayım. Madem Oxford sokaklarını arşınlayacağım, boşa gitmesin. Kamera kaydı alayım, tekrar seyrederim. Gözümden kaçmış görüntüler yakalarım kim bilir!.. Binalara çöreklenmiş sisin arasında tek tük cılız sarı ışıklar parlıyor. Demir parmaklıkların ardına gömülü mahzen pencereleri, neleri örtüyor acaba? Merak ediyorum. Karşı kaldırıma geçeyim. Siyah demir gövdeli uzun sokak lambalarına bayılıyorum, çok İngiliz İngiliz. Sanki 1870 yılının Oxford’u az sonra kendini gösterecekmiş gibi… Sislerin arasından çan çala çala yaklaşacak bir bekçinin gazlı sokak lambalarının alevini söndürmesini bekliyorum. Üç adet bayrak direğinden sadece biri dolu olan oteli geçiyorum. Kaldırım taşları ayaklarımın altında daha bir kararıyor, sis, yağmur, çamur. Değmeyin keyfime. Ashmolean Museum açık olsaydı dolaşırdım. Daha erken, yürümeye devam. Yol ayrımından meydana vardım. Trafik ışığı yayalara kırmızı gösteriyor, aldırmıyorum. Bak şimdi perspektife bak; Sol tarafımda devasa başlayıp caddenin sonuna doğru küçülerek kıvrılan evlerin yılansılığına bir bak! Gene takıldı gözüme mahzen havalandırmaları ve mazgallar. Ne çok mazgal var. Kendime söz, bina mahzenlerden birine girip bakacağım ne var diye! Yürüyorum. Güvercinin biri yerdeki mazgal kafesini gagalıyor. Yanından geçiyorum, istifini bozmuyor. Kendi dünyasında, kendi arayışında güvercin, tıpkı benim gibi. Kanadını dahi kıpırdatmadı, uçmayı unutmuş bu güvercin. Biri ona özgür olduğunu söylesin. Dilediği yere gidebilir. Benim gibi. Tısss. Bu ses de ne? Mazgal deliği tıssladı ve çıkan buhar sise karıştı. Seri binalar çok sessiz. Bu sessizlik sinirimi bozuyor. Bakışlarımı karşı kaldırıma oturmuş kolejin gotik pencerelerine çeviriyorum. Aklımca, seri binaların ürkütücü sessizliğini kıracağım. Benimkisi kendimi kandırmaca yoksa aklımdan neler geçiyor, iç sesimi dinlesem. Ayak seslerim yankılanıyor, binalar susuyor, mazgallar tıslıyor. Yürüyorum. Bildiğin, binalardan korkuyorum. Sessizlikleri hayra alamet değil. Duvarlarındaki yosunlar ıslak ıslak konuşuyor. C6 otobüs durağına geldim. 2A otobüsü durakta bekliyor, kimsecikler yok. Bineyim de biraz ayağım yerden kesilsin. Burası Magdalen Street East. Kameram hala kayıtta.

3

SİZ BÖYLE İNGİLİZ İNGİLİZ, BEN DE BÖYLE…  

Otobüs daha kalkmıyor, saati varmış. Etrafa göz atayım biraz daha. Kırmızı-beyaz-kırmızı-beyaz-kırmızı aaaa! Bu legoları buraya kim dizdi? Tadilat var demek istiyorlarmış. Ne çok kırmızı seviyor bu millet, her yerde kırmızı var. Kaldırımın orta yerinde kısa bir direk, tepesinde bir mobese kamerası, zırt diye burun buruna geliyoruz. Bana mı bakıyor bu? Görmemiş gibi yapıyorum. Tam görüş alanından çıkarken aniden vaz geçip adımlarımı geri geri atıyorum. Ona, önce bir dik dik bakıyorum. Sonra hızla ellerimi kulaklarımın arkasında yelkenleyip kameraya dil çıkartıyorum. Bir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyorum. Birden kafama dank ediyor. Kızım Akasya, yabancı memlekettesin, bildin mi? Bu şımarıklığını görseler, seni yabancılar şubesine alsalar, sen ne türlü bir arızasın deseler! Buyur, cevap ver, haydi. Eğlenmek için mi? Ne münasebet, ne haddimize sizin ciddiyetinizi bozmak. Siz böyle İngiliz İngiliz, ben de böyle… Gezginim işte. Turist, turist. Buyurun bu da pasaportum. İstanbul’dan geliyorum. Gazeteciyim. Adım Akasya Bina. Niye öyle sırıttınız? Komik mi geldi? Akasya ağaç ismi canım Latince Acacia yazılıyor, bilirsiniz. Bilmiyor olamazsınız değil mi? High School’da Biology okumadınız mı? Never mind, o sizin sorununuz. Bina mı ne demek, iyi soru. Kısa bir süre öncesine kadar Akasya ismini tamamlayıcı bir ek zannediyordum, Ali Can gibi… Alican beni andı, iyi dostum benim, özledim onu, neyse! Türkçe bu, siz nereden bileceksiniz. Ama herkes sık sık soruyor, bir şey diyemiyorum. Bir gün, bir kadın anlamını açıkladı bana ama bundan size ne tabii. Merakta devam mı peki, işte açıklaması: Bina: İbranice’de yani Hebrew, anladınız? Anlayış, zeka, bilgelik anlamına geliyor. Pasaportumda yazılı soyadıma mı benziyor? İlk dört harfi, evet. Arkadaşlarım bana kısaca “Bina Bina” derler. Hayır siz diyemezsiniz. Akasya Hanım deyin lütfen thank you. Bilekliğimde Davut’un yıldızı mı var? Bakayım. Evet var. Yahudi miyim? Size ne? Bu sizi rahatsız mı ederdi? Hah, şöyle! Cevabı bilmiyorum. Köklerimi arıyorum. Kütüphane mi evet tabii, kesinlikle ama önce biriyle buluşacağım. Bir profesör. Araştırmamda yardım edecek. Hayır Sosyoloji değil Kimya Profesörü. Ne kadar meraklı çıktınız siz? Çok tuttunuz beni haydi canım haydi! Salıvermezseniz bir yerleri ararım. Gezgin gazeteciyim, basın hakları v.s v.s. Acımam fena yazarım. Tehdit mi? Hayatta baş vurmam. Güzel. Hizaya gelin biraz. Hayır, çay içmem, çayı da hiç sevmem. Kahveciyim ben… Dediysem de sizin çamur gibi kahvenizi içecek kadar da umutsuz değilim, hem sonra…

Koş Akasya, otobüs kalkıyor”. Ah, nihayet. İç sesim de uyarmasa, almış başımı gidiyorum. Hayallerimde bile çenem durmuyor, susturabilene aşk olsun. Hey! Bus! Wait… Wait… Yahu dursana!

Tefrika No:1’in Sonu

Bina Bina Hikayeleri'nin 2. tefrikasını okumak için aşağıdaki linke göz atabilirsiniz

https://www.salom.com.tr/haber/123110/bina-bina-hikayeleri-2

Bilgi notu: Süreli yayınlarda bölüm bölüm yayımlanan, birbirini tamamlayan bölümlerden oluşan yazı dizisine “tefrika” denir. Eserlerin bu şekilde yayımlanmasına ise “tefrika etmek” denir. Türk Edebiyatı’nda bir romanı tefrika halinde yayımlamak çok önemlidir. Tefrika, sadece roman türü ile alakalı bir kavram değildir. Uzun tiyatro eserleri ve yazı serileri de tefrika edilebilir. Tefrika edilen eserlerde son bölüm yayımlanana kadar eserin içeriğinde, gidişatında, yapısında pek çok değişikliğe karar verilebilir. Tefrika romanların enteresan bir özelliği de okuyucu tepkilerinin de dikkate alınabilmesi ile alakalıdır. Örneğin okuyucuların istekleri romanın kurgusu içinde yer alabilir. Yazar, okuyuculardan gelen eleştirilere doğrudan veya dolaylı olarak cevap verebilir. Örnek: Sabahattin Ali’nin en meşhur romanı “Kürk Mantolu Madonna” ilk olarak Hakikat Gazetesi’nde tefrika edilmişti. Tanzimat Edebiyatı’nın en popüler yazarlarından biri olan Ahmet Mithat Efendi’nin tefrikasında okuyuculardan gelen yoğun istek üzerine sevilen bir karakteri öldürmekten vaz geçtiği de biliniyor. Günümüzde e-kitaplarda, blog yazarları bloglarında yazdıkları romanları belli aralıklarla yayımlıyorlar. Bu durum Modern Tefrika yapısı olarak gösterilebilir.

Tefrikanın sonraki bölümlerini okumak için:

https://www.salom.com.tr/haber/123078/bina-bina-hikayeleri-1

https://www.salom.com.tr/haber/123110/bina-bina-hikayeleri-2

https://www.salom.com.tr/haber/123209/bina-bina-hikayeleri-3

https://www.salom.com.tr/haber/123266/bina-bina-hikayeleri-4

https://www.salom.com.tr/haber/123312/bina-bina-hikayeleri-5

https://www.salom.com.tr/haber/123389/bina-bina-hikayeleri-6

https://www.salom.com.tr/haber/123426/bina-bina-hikayeleri-7

https://www.salom.com.tr/haber/123522/bina-bina-hikayeleri-8

https://www.salom.com.tr/haber/123579/bina-bina-hikayeleri-9

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün