Minnettar olmak

Elda SASUN Köşe Yazısı
3 Haziran 2026 Çarşamba

‘Minnettar olmak’ sözlük anlamında; görülen bir iyilik karşısında teşekkür ve şükran duygularını en içten şekilde taşımak demekmiş. Minnettarlık duygusunu sözle, teşekkürle ifade etmenin başka bir yolu da bir hediye, bir ödül vererek olabilir.

Geçtiğimiz ay okulumuz Notre Dame de Sion’dan /Fransız Kız Lisesi (bizim zamanımızda sadece kız lisesiydi) 11 yaşımdan beri sınıf arkadaşım, dostum Sevgili Refika Garti İnzelberg, ailesi ve biz arkadaşları için gururla izlediğimiz mesleğinde Parkinson Derneği tarafından Yaşam Boyu Çalışma Ödülü ile onurlandırıldı. Bu ödül sayısız çalışma ve araştırmalarına harika bir onurlandırma, minnet ve resmi bir teşekkürdü. İstanbul’daki eğitimlerinden sonra çalışmalarını ve uzmanlığını İsrail’de devam ettiren ve genç yaşta profesör olan Refikamız, nöroloji alanında uzmanlaşmış bir tıp doktoru olmanın yanı sıra Parkinson ve hareket bozuklukları konusunda uzman, uluslararası alanda tanınmış bir beyin araştırmacısı. Araştırmaları Parkinson hastalığı, tremor, demans ve hareket bozuklukları üzerine yoğunlaşıyor; bu hastalıkların epidemiyolojisi, risk faktörleri, genetik yapıları ve tedavileri üzerinde çalışıyor. Kendisi Uluslararası Parkinson ve Hareket Bozuklukları Derneği’nin denetim komitesinde de görev aldı. Araştırmaları uluslararası düzeyde tanınıyor; ABD, Kanada, Avrupa ve Japonya’daki bilimsel kongrelerde çalışmalarını sundu. Uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanan 125’ten fazla araştırma makalesi bulunuyor.

Sevgili mütevazı ve zarif arkadaşım Refika ödül töreninde, teşekkür konuşmasını yaparken kullandığı bazı cümleler benim gözümde çok anlamlıydı:“Bu sabah burada derin bir şükran duygusuyla duruyorum. Yaşam boyu başarı ödülü almak, bir insanın durup geçtiği yola geri bakmasını sağlayan bir andır; ancak benim için bu ödül, her şeyden önce Parkinson hastalığına karşı verdiğimiz ortak mücadelenin öneminin bir takdiridir.

‘Yaşam boyu başarı’ tek kişilik bir proje değildir. Bu yol, bana kitaba ve insana saygı duymayı aşılayan annem ile babam ve mükemmel öğretmenlerim olmasaydı açılamazdı

Bu ödülü, bir tedavi bulana ve bu hastalıkla mücadele eden herkes için daha iyi bir yaşam kalitesi sağlayana kadar yola devam etmek için bir ilham kaynağı olarak kabul ediyorum.”

Bu konuşmadan esinlenerek İstanbul doğumlu Prof. Garti İnzelberg’in ‘Hocaların Hocası’ olarak anılan, asla unutulmayacak efsane matematik öğretmenimiz kıymetli Yomtov Garti’nin kızı olduğuna da değinmeliyim. Yine başarılı bir tıp uzmanı olan diğer kızı ise kemik erimesi, fıtık, çocuk felci, mikrokalsifikasyon alanlarında hizmet veren fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman Dr. Şefkat Şarlot Abenyakar’dır.

Fen bölümünü aynı sınıfta okuduğumuz yıllarda bazen sadece baba kızın anlayıp çözdüğü problemler olurdu. Bu vesileyle hayranlıkla izlediğimiz hocamız Mösyö Garti’yi de anmak isterim.

1915’te Kadıköy’de doğan Garti, Moda’da bulunan Saint Joseph Lisesi'ni, ardından İstanbul Üniversitesi (İÜ) Matematik ve Fizik Bölümü’nü bitirdi. Tez hazırlarken geliştirdiği teorem, o günden beni kendi adıyla anıldı. Genç yaşta Galatasaray Lisesi'nde öğretmenliğe adım attıktan sonra, bazı dönemlerde Saint Joseph, bizim okulumuz Notre Dame de Sion, Özel Musevi Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi'nde de görev yapmış olsa da Galatasaray'a attığı adım, 2007'de buradan emekliye ayrılarak son bulacak sanırım 40 yıllık öğretmenliğin son kalesiydi. Eğitim verdiği her okulda çok sevilen bir matematik, fizik ve kozmografi hocası oldu. Fransızca eğitimine yaptığı katkılardan ve Türkiye’deki Fransız okullarında yaptığı eğitim çalışmaları nedeniyle Fransız Hükümeti tarafından ‘Chevalier Ordre de Palmes Academiques’ unvanıyla ödüllendirildi.

Yomtov Garti, 92 yaşına kadar öğretmenlik yapmaya devam etti. 2011'de 96 yaşında vefat ettiğinde Türkiye'nin hemen tüm büyük gazeteleri "Öğretmenlerin Öğretmeni”nin vefatını derin bir üzüntü ile duyurdu. Vefatından hemen önce onu hastanede ziyaret ettiğimde, personele hastanın pek kıymetli bir matematik hocası olduğunu anlatmıştım. Etrafındaki hemşireler gülümseyerek onlara sürekli matematik bilmeceleri ve soruları yönelttiğini anlattıklarında hiç şaşırmadık…

Sevgili Prof. Refika’nın da özel ilgi alanları arasında insan hareketlerinin matematiksel analizi, beyin hastalıkları ile kanser arasındaki ilişki ve yaratıcılığın nörolojik hastalıklarla bağlantısı yer alıyor.

Fen sınıfında okuduğumuz yıllar, başını az ağrıtmadığımızı ve bazı imtihan tarihlerini ileri atması için Mösye Garti’ye onun vasıtasıyla ricalarda bulunduğumuzu hep hatırlarım. Başka bir anı ise ders biraz daha erken bitsin diye zil sesini taklit ettiğimizde Mösyö Garti’nin gayet sakin “Mes enfants vous sonnez aussi bien que la cloche / Çocuklar zil kadar iyi ses çıkarıyorsunuz” demesiydi. Mösyö Garti’yi hep minnetle anacağız. Refikamızla da gurur duyuyor ve başarısını  yürekten kutluyorum. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün