ALGI OLUŞTURMA VE MANİPÜLASYON - IV Büyük yalan teorisi ve Goebbels

Moris CRESPİN Perspektif
27 Ağustos 2025 Çarşamba

Nazi Almanya’sında rejim katliamları uygularken, kamuoyunun büyük oranda desteğini almıştı. Görüş birliği içindeki Alman halkı bu fikir ve bakış açısına uzun ve sistematik bir çalışmanın sonucunda getirildi. Yazı dizimizin bu bölümünde işte bu büyük manipülasyonun mimarı Goebbels ve ünlü ‘Büyük Yalan’ teorisine bir göz atalım. Hitler’in sağ kolu Joseph Goebbels, 1933-1945 yılları arasında ‘Halkı Aydınlatma ve Propaganda’ Bakanlığı görevini yürüttü. Tarihte kara propagandayı en iyi kullanıp, zihinlerde yalanlardan gerçeklikler inşa etmiş, kitleleri yıllarca peşinden koşturmuştu. Yaşanılanlar, zihinlerin ‘işgalinin’ toplumlar üzerinde ne denli büyük sonuçlar yaratabileceğini bize gösterir. Daha sonra kendi adıyla özdeşleşen ‘Joseph Goebbels Büyük Yalan Tekniği’ndeki ‘büyük yalan’ kavramı, Hitler’in Kavgam adlı kitabında da geçer.

Goebbels, propagandasında halkın o günkü psikolojisinden çok iyi yararlandı. Alman toplumu I. Dünya Savaşı sonrası büyük bir toplumsal ve ekonomik bunalım içindeydi. Halk, savaş yenilgisi ve sonrasındaki işsizlik ve buhranın sebeplerini sorgulamaktaydı. Goebbels, kitlelerin çaresizlik karşısındaki umutsuzluk ve zorluklar karşısındaki ezilmişlik hislerinin farkındaydı. İşte ‘Büyük Yalan Teorisi’ni bu ortamda devreye soktu. Göreve geldiği andan itibaren her türlü basın, medya ve haber kanalını kontrol altına alarak işe başladı. Duvarlardaki görsellerden, radyo kanallarına her şey yaratılmak istenilen gerçeklik doğrultusunda topluma aktarıldı. (Hatta savaşın sonlarında Ruslar Berlin’e doğru yürürken, halkın radyodan Almanya’nın hala Ruslara karşı nasıl zafer elde etmekte olduğu anlatmaktaydı). Hitler, halkın içinden gelen, yiğit ve halkının refahı için ölümü göze alan bir kahraman olarak sunulurken, Nazi politikalarına karşı eleştiri ve farklı görüşün önünü kesmek için kanunlar çıkarıldı, kolluk güçlerinin sayısı ve yetkisi arttırıldı, istihbarat teşkilatı güçlendirilerek, fişleme ve takip gibi yöntemlerle farklı sesler zayıf bile olsa, sindirildi. 1933’te Bebelplatz Meydanı’nda on binlerin toplanıp, kendilerince zararlı binlerce yazar, filozof ve bilim adamının kitaplarını yakma sahnesi bu anlamda semboliktir. Goebbels, işte böylesi bir ortamda propagandasını yürüttü. Ölümünden sonra bulunan notlarından ve belgelerden propagandasının temel ilkelerinin şunlar olduğunu gözlemlemekteyiz;

v BASİTLİK: Topluma verilecek yalan öncelikle basit olmalı. “Almanya’nın tüm sorunları Yahudilerden kaynaklanmaktadır” ve “Polonya topraklarımızı işgal ediyor” gibi). Mesaj kısa ve kolaylıkla anlaşılır şekilde verilmeli, çünkü birçok insan karmaşık açıklamalarda kaybolabilir.

v TEKRAR: Basitlik gerekli fakat tek başına yeterli değildir. Yalanın zihinde oturması için sık ve sürekli tekrar gereklidir. Örneğin, bir Alman çiftçinin, ekininin para etmemesi ve fakirliğinin sebebinin Yahudi bankerlerden kaynaklandığını radyodan bir defa duyması yeterli olmayacaktır fakat her gün radyodan, gazetelerden, afişlerden farklı içerikle ama aynı mesaj gelirse, filmlerde gösterilirse, bir süre sonra çiftçinin gerçekliğine dönüşecektir.

v YALANIN BÜYÜKLÜĞÜ: Söylenecek yalan büyük olmalıdır çünkü yalan ne kadar büyük olursa, insanların onu doğru kabul etmesi o kadar kolaylaşır. Herkesin hayatında küçük yalanlar vardır, bu nedenle insanlar, çok büyük bir yalanın, gerçek ortaya kolaylıkla çıkabileceği için söylenemez olduğuna inanır.

v TEK SESLİLİK: Goebbels, bir parti iktidara geldiğinde, parti ideolojisinin artık devletin de ideolojisi olması gerektiğine inanmıştır. Bu bağlamda, tüm ulusun da aynı görüşte olmasını savunmuştur.

v TEK KAYNAK: Propaganda, tek bir kaynaktan yürütülmeli.

v DUYGULARA HİTAP: Propaganda mantık çerçevesinde yürütülmekten ziyade, duygulara hitap etmeli, toplumun kızgınlık, öfke, nefret, korku gibi duyuları hedef alınmalı. (Çünkü insanlar sanıldığının aksine mantığından çok duygularıyla hareket eder. Ayrıca, olguları belki sorgulayabilir fakat kendi duygularını asla sorgulayamaz)

v ZİHİNLERİN TEMBELLEŞTİRİLMESİ: İnsan beyninin tembelliği propagandayı almasını kolaylaştırır. Bu nedenle, düşünen, sorgulayan beyinler yerine, tembel ve kolaycı zihin yapıları oluşturulmalıdır.

v ODAKLANMA: Sadece bir düşmana odaklanın ve kötü olan her şeyin kaynağı olarak ‘günah keçisi misali’ bu hedef kitle gösterilmeli.

v HEDEF SEÇİMİ: Aydınların zihinleri daha zor zapt edilebilir, oysa halk daha kolay ‘ikna’ edilebilir. Bu nedenle ve sayılarının çokluğundan dolayı, hedef geniş halk kitleleri olmalıdır.

v ŞEYTANLAŞTIRMA: Mantık ve etik çerçevede tartışmalara girilmemeliydi, karşı gelenler şeytanlaştırılmalı.

v PRİM VERMEME – YALNIZCA SUÇLAMA: Propagandada suçlanan kesimin hiçbir detayda haklılığı kabul edilmemeli, onlarla empati kurulmamalı, hiçbir olumlu özelliği veya davranışına değinilmemeli.  Bu nedenle hedef kitle yalnızca değersizleştirilmeli, suçlanmalı ve gerektiğinde iftira atılmalı.

v SINIR TANIMAMA: Etik ve ahlak ‘kaybedenler’ (‘losers’) içindir. Başarı için ne gerekirse, bunlar düşünülmeden sonuna kadar yapılmalı.

Alman toplumu, bu taktikler uygulanarak çok farklı bir gerçeklikte buluştular, manipüle edildiler, onlara verilenlerle hayata baktılar ve Nazi Almanya’sına desteklerini sonuna kadar verdiler. Daha sonrasını hepimiz biliyoruz. Acaba sonrasında insanlık, kara propaganda ve yıkıcı sonuçlarını engelleyebilmek için bir önlem alabildi mi, en azından bazı adımlar attı mı, sorguluyorum.

Sevgiyle kalın…

Yazı dizisinin önceki bölümleri:

https://www.salom.com.tr/haber/138191/algi-olusturma-ve-manipulasyon-i-yalanin-mesrulugu-platon-ve-machiavelli

https://www.salom.com.tr/haber/138305/algi-olusturma-ve-manipulasyon-ii-farkli-algi-mi-operasyon-mu

https://www.salom.com.tr/haber/138438/algi-olusturma-ve-manipulasyon-iii-platonun-magarasi-orwellin-1984u

                                          

                                                                                                         Devam edecek…

   

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün