İyi bir çevirmenin en büyük başarılarından biri metindeki bazı sözcükleri anadilden bir diğerine çevirdiklerinde en uygun kelimeyi bulmaktır. Kimi zaman çevirideki bir sözcüğün doğal akışı içinde eş anlamı doğru kullanılsa da ana dildeki vurgunun gücünü yansıtmak mümkün değildir.
↔↔↔
Şalom’un geçen haftaki sayısında (30 Eylül 2026) ‘Almanya radikal değişim rüzgarları’ başlıklı manşette Saksonya eyaletinin Heidenau kentinde aşırı sağcı iki partinin siyasi dengeleri sarstığı yazılıydı.
‘Ağa Takılanlar’ köşesinde İzak Baron’un konuyla ilgili basında çıkan derlemeler ve bitişiğindeki yazı, haberin tamamlayıcısıydı.
Kaleme aldığım bu satırlar daha çok geçen haftadan alıntılarla konunun bir nevi tekrarıdır. Kimimiz vakitsizlikten, kimimiz ‘yeter artık, içim daralıyor’ gerekçesiyle okumamış olabilir. Konu şu ki ‘artık yetmiyor’. Dolayısıyla son yaşananları bir kez daha yazmakta sakınca görmüyorum.
↔↔↔
Stolperstein Türkçe’de ‘tökezleme taşı / takılma taşı, bellek taşı’ demek. Fransızca adıyla, ‘Pavé de Memoire’. 1992’de Kölnlü sanatçı Günter Demnig tarafından başlatılan dünyanın en yaygın anıt projesidir.
‘Bellek Taşları’, yaklaşık 10x10 cm boyutlarında, üst yüzeyi pirinç bir levhayla kaplı küçük küp taşlardır. Naziler tarafından katledilen kurbanların yaşadıkları evlerin/işyerlerinin önündeki kaldırımlara döşenir. Levhaların üzerinde “Hier Wohnte / Burada yaşadı” ibaresi, kişinin adı, doğum yılı, toplama kamplarındaki ölüm tarihi/yeri yazılıdır. Amaç kaldırımda yürürken bu taşları fark edip okumak ve anmaktır. Avrupa genelinde, çoğunluğu Almanya’da olmak üzere 116 bin ‘Stolperstein’ (anıt taşı) bulunuyor.
↔↔↔
Almanya’nın doğusundaki Heidenau şehri belediyesinin yeni bellek taşlarının kaldırımlara yerleştirilmemesi için verdiği önerge 25 Eylül’de kabul edildi. Büyük tepkilere yol açan kararı alan söz konusu partilerin Almanya’da Holokost’u anma geleneğine karşı olduklarındandır. Belediye meclisinin kararının ülke genelinde seçimlere destek vermesi, elbette bir tesadüf değil.
Başta, New York merkezli ‘March of the Living’ olmak üzere birçok kuruluş kararın geri çekilmesi ve Almanya’nın tarihi gizleme çabalarına karşı çıkmaları çağrısında bulundu.
↔↔↔
Bellek taşlarına (Stolperstein) ilk kez Strasbourg’da rastladım. İki yanında tarihi binaların bulunduğu, yayalara ayrılan meydanda parke taşlarıyla aynı satıhta yer alan birkaç pirinç kare gördüm. Uzaktan üzerlerinde yazılar olduğunu farkedince üstlerine basmamaya dikkat ederek yaklaştım. İlk bakışta idrak edemedim. Yazılı olan ismi, tarihi ve kiminde farklı ayrıntıları gördüğümde uzun süre yerimden kımıldayamadım. Bir saygı duruşu muydu, tarihin o döneminin içinde olduğumun ürpertisi miydi, sanırım hepsi birbirine karışmıştı. Şimdiye dek gördüğüm anıtlar arasında en etkilendiklerimden biriydi diyebilirim.
Strasbourg genelinde sayıları yüzü aşan bu taşların yerlerinin tam listesini ve her bir taşın arkasındaki hayat hikayelerini incelemek isterseniz, yerel bir kuruluş olan ‘Stolperstein 67’ derneğinin çalışmalarına veya şehrin resmi kültür/turizm arşivlerine göz atabilirsiniz.
Taşlar sökülse bile bellek sökülmez.
Kısa süre önce kaybettiğimiz filozof, öğretim üyesi Prof. İoanna Kuçuradi’nin dediği üzere, “Belleği insanlar, fikirleri, eserleri ve bıraktıkları izler yaşatır.”
Sağlıkla kalın.