İki ‘koltuk’ hayatımın vazgeçilmeleridir. Zira onlar bana başka bir dünyanın kapılarını açar. Zihnimi arındırır. Günlük yaşamın her tür olumsuzluğunu unutturur, zihnimi arındırır. Bunlardan biri sinema koltuğu, diğeri ise özellikle caz dinletileri için gittiğim konser salonlarında oturduğum ‘koltuk’tur.
Özellikle belirtmek isterim ki, ne sinematografiden fazla anlarım, ne de film okuma gruplarının müdavimiyim. Komplo teorileriyle eşdeğer bulduğum gerilim ve kişiyi sonsuz beyin fırtınalarına sürükleyen bilimkurgu konuları haricinde her tür filmi keyifle izlerim. Bu süreçte en çok özlediğim film arası verildiğinde satıcıların boyunlarına astıkları tahta tablaya madeni parayla vurup “Frigo, Alaska Frigo…” diye sıra aralarında dolaşarak sattığı zamanlardı. 60 yıllık bir sinema geleneği olan ‘Frigo’, 1997’de yabancı bir markanın devreye girmesiyle unutulmaya başlandı. ‘Nostalji’ sevdiğim bir sözcük değildir. Yine de “Eskiler mi güzeldi, yoksa bizler mi eskidik?” diye düşünüyorum.
↔↔↔
Konser salonundaki koltukta izlediğim caz dinletileri kulaktan ziyade kalbe hitap eden bir tarz olduğundan mizacımla uyumludur. Değişim gösteren caz yenilikçidir. Caz-rock’tan Latin müziğine, klasikten elektroniğe varan çeşitlemeleri yanı sıra, doğaçlama oluşuyla izleyiciye canlılık katar.
Mecazi anlamda hiç koltuk meraklısı olmadım. Hatırlamak bir görevse, hatırlatmak bir sorumluluktur. Dolayısıyla gerektiğinde oturdum, zamanı gelince kalktım.
Çok sevdiğim iki koltuğa (sinema-konser) gelince, günlük yaşamın sıkıntı ve çözümsüzlüklerinden, dünyayı sarmalayan gri havadan sıyrıldığım kıymetlilerim.
Geçtiğimiz hafta şehrimizde yaşanan fırtınalı yağmur ve sel felaketinde, birçok tanıdığımın mağdur oluşlarına çaresiz kalmak çok zordu. Afet ile felaket arasındaki farkı anlamak ise daha acıydı.
Ana cadde mazgallarının tıkandığını bildiğim için ara sokaklardan, arabaların sıçrattığı çamurlu sulardan korunmaya çalışarak, yanıma aldığım yedek şemsiyeyle kendimi sinemada buldum. Koltuğa oturunca derin bir nefes aldım. İki saat için dünyayı durdurdum sanki. Sinema koltuğunu sevmem biraz da bu yüzden.
↔↔↔
17 Ekim’de Fransa’da eşitsizliklere karşı başlayan öğrenci isyanı, kitlesel bir harekete dönüştüğünde CRR’de yeni nesil Yunan caz müziği temsilcilerinden Mihalis Kalkanis Grubu’nun konserindeydim. Olağanüstü bir deneyim ve olağanüstü alkışlarla son bulan dinletide koltuğumdan kalkmak istemedim.
Aynı zaman diliminde Fransa’da Paris, Marsilya, Lyon başta olmak üzere kundaklama, yağma olayları ve göstericiler ile polis arasında çatışmalar yaşanıyordu.
Fransa’nın ulusal sloganı olan ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ (liberté, égalité, fraternité) adeta sınıfta kalmıştı.
Sağlıkla kalın.