İstek, irade, istikrar

Tülay GÜRLER KURTULUŞ Köşe Yazısı
23 Eylül 2026 Çarşamba

Hayatın üç altın anahtar kelimesi bunlar bana göre… Ne istediğini aslında bana göre daha çok ne istemediğini bilmek, istenen ama doğru olmadığı sezilenlerin karşısında iradeli bir biçimde sağlam ve güçlü durmak ve o noktaya ulaştıktan sonra da orada istikrarlı bir biçimde durmak; sahip olduğumuzun kıymetini bilerek yaşamak, onu kaybetmemek için elinden geleni yapmak…

Sözlüğümüz hayat kelimesini şöyle açıklıyor: Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Meslek. Geçim şartlarının bütünü. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi.

Bunların içinde bana en yakın olan tanım: Yaşamayı sağlayan şartların bütünü. Çünkü sağ iseniz süreç baştan sizin lehinize zaten işlemiş demektir. İstediklerinizi iradeli bir biçimde gerçekleştirip ona istikrarlı bir şekilde sahip çıkmışsanız yaşamayı sağlayan şartların tamamı gerçekleşmiş demektir.

Bakın aynı kökten türemiş olmalarına rağmen yaşam başka yaşantı başka… Yaşam, hayat demek. Zaten bize sunulmuş olan ya da bazı inanışlara göre bizim içinde olmayı seçtiğimiz bir süreç… Adına ne derseniz artık… Ama yaşantı; onu doldurmak, belli kararlar doğrultusunda ilerlediğimiz zaman ve bütün bunları yaparken de yaptığımızı fark ettiğimiz eylemler bütünü…

Hayat, çok değerli ve biricik bir armağan… İçini nasıl, ne şekilde, kimlerle, ne gibi ayrıntılarla dolduracağımız da tamamen bize ait… Hayat, o kadar kısa ve başka bir yerden bakıldığında o kadar uzun bir süreç ki önceliklerimiz, beğenilerimiz, hedeflerimiz; bizimle beraber geçen zaman içinde değişiklik gösterebiliyor. Bu da çok normal çünkü hayat, bizden daha büyük bir hızla değişime ayak uyduruyor. Biz, onu yakalamakta bazen zorlanıyoruz bile diyebiliriz. Bir bakış açısı bu olabilir. Bir de benim baktığım gibi bakabilirsiniz hayata: Ben diyorum ki hayat denen gerçek, ilk günden beri orada öyle duruyor. Onun içini biz, istediğimiz gibi dolduruyoruz. Tabii ki İlahi adalet ve yazgının da yerini unutmadan… Ama istek denilen o şahane, çok özel ve kişiye has tüm ayrıntıların ortak adı olan güdü var ya; işte o, bizim ne olacağımızı, hayata hangi adı vereceğimizi belirleyen tek gerçek… Her şey onun etrafında şekilleniyor.

Nasıl bir hayat istiyoruz? Kim olacağız, nerede yaşayacağız, hangi okulda okuyacağız, nerede çalışacağız, ne iş yapacağız, kiminle evleneceğiz ya da evlenecek miyiz gibi milyon tane ayrıntıyla dokuyoruz hayat dediğimiz kumaşı… Bütün bunları düşünürken ne istemediğimizden yola çıkarak ne istediğimize varıyoruz bazen tam anlamıyla farkında, bazen de farkında bile olmadan…

Sonra da içimizdeki kararlı taraf ortaya çıkıyor. Neden mi? Bazen işler A’dan Z’ye tam da hayal ettiğimiz gibi olmuyor. İşte o zaman, irademizi devreye sokup mevcut düzeni koruyarak şekillendiriyoruz yaşamımızı ve yaşantımızı… Nihayet olması gerektiği kadarına vardığımızı anladığımızdaysa istikrarlı bir biçimde onu elimizde tutmaya, korumaya ve daha güzel bir hale getirmeye çalışıyoruz…

Okumak, taşınmak, evlenmek, boşanmak, anne ya da baba olmayı seçmek, seçmemek; kendimize ait bütün ayrıntıları yine kendimizce belirlemek ve bunlara uyumlanmak, onu o şekilde hissetmek demek yaşantı. Yaşama eyleminin asıl hali.

Hayat ise ezelden başlayıp ebede kadar devam eden, sayılarını bizim saydığımız; büyük gücün bizim için yaratmış olduğu kocaman bir park gibi… Ne oynamak istiyoruz orada, bu oyunu kim ya da kimlerle oynamak istiyoruz; bunlara bizim karar vermemize izin veren bir sanrı adeta…

Hayatı, hayatta olmayı seviyoruz. Çünkü onun içine sığan, bize ait olanı yaşantı haline getirmeyi seviyoruz. Hayatta olan herkes, canlı olduğu için yaşıyor elbette ama hayatı kim, ne kadar yaşıyor; orası muamma…

Bana göre istekli, iradeli ve istikrarlı olanlar; kendilerine armağan edilmiş yaşamı doğru yaşantıyla yaşamayı başarmış olan bahtiyarlar…

Altın anahtarlarının farkına varanlar…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün