Dünyayı cennete taşıyamadı, ama cehennemden korumaya çalıştı

“Birleşmiş Milletler bizi cennete götürmek için değil, insanlığı cehennemden kurtarmak için kurulmuştur.” — Dag Hammarskjöld

Selin BARLAS Köşe Yazısı
9 Eylül 2026 Çarşamba

Bazı insanlar yaşadıkları dönemin çok ötesine geçer. Dag Hammarskjöld de onlardan biriydi. Bugün adı çok sık anılmıyor olabilir, ancak modern diplomasinin, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler’in bağımsız bir aktör hâline gelmesinin arkasındaki en önemli isimlerden biri olarak tarihteki yerini koruyor.

1905 yılında İsveç’te doğan Hammarskjöld, ekonomi ve hukuk eğitimi aldı. Sessiz, disiplinli ve derinlikli bir entelektüeldi. 1953 yılında, henüz 48 yaşındayken Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri seçildiğinde dünya, II. Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından çıkmış, ancak bu kez de Soğuk Savaş’ın sert iklimine girmişti. ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki mücadele, yalnızca iki süper gücün rekabeti değil, aynı zamanda dünyanın geleceğini belirleyen küresel bir hesaplaşmaydı.

Hammarskjöld, Birleşmiş Milletler’in güçlü devletlerin çıkarlarına göre hareket eden pasif bir kurum olmasını kabul etmedi. Ona göre BM’nin görevi, savaşları önlemek, krizleri yönetmek ve özellikle yeni bağımsızlığını kazanan ülkelerin egemenliğini korumaktı. Bu yaklaşımıyla örgüte bugün hâlâ kullanılan ‘önleyici diplomasi’ anlayışını kazandırdı.

1956’daki Süveyş Krizi sırasında dünya, büyük bir savaşın eşiğine gelmişti. İngiltere, Fransa ve İsrail’in Mısır’a yönelik operasyonu, uluslararası sistemi sarsmıştı. Hammarskjöld, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün oluşturulmasında kilit rol oynadı ve diplomasinin silahların önüne geçebileceğini gösterdi.

Ancak onu tarihin en zor sınavıyla karşı karşıya bırakan gelişme, Afrika’da yaşandı.

1960 yılında Belçika’dan bağımsızlığını kazanan Kongo, kısa süre içinde büyük bir kaosa sürüklendi. Ülkenin zengin maden yatakları ve stratejik konumu, onu yalnızca bir Afrika ülkesi olmaktan çıkarıp Soğuk Savaş’ın en kritik cephelerinden biri hâline getirmişti. Büyük güçler, istihbarat servisleri ve ekonomik çıkar çevreleri Kongo üzerinde nüfuz mücadelesine girişmişti.

Hammarskjöld, Kongo’nun yeni bir vekâlet savaşına dönüşmesini engellemeye çalışıyordu. Birleşmiş Milletler’in bağımsız bir arabulucu olması gerektiğini savunuyor, dış müdahaleleri sınırlandırmaya çalışıyordu. Fakat tam da bu nedenle birçok kesimin çıkarlarına dokunuyordu.

18 Eylül 1961 gecesi, Kongo’daki krizi çözmek amacıyla yürüttüğü barış girişimi kapsamında Kuzey Rodezya’ya, bugünkü Zambiya’ya doğru giderken uçağı düştü. Olayın üzerinden altmış yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, ölümünün bir kaza mı yoksa suikast mı olduğu sorusu hâlâ kesin bir şekilde cevaplanabilmiş değil. Birleşmiş Milletler’in sonraki yıllarda yürüttüğü soruşturmalar da yeni tanıklıklar ve bazı istihbarat kayıtları nedeniyle dosyanın tamamen kapanmadığını ortaya koydu.

Aslında Hammarskjöld’ün ölümü, 1960’ların karanlık atmosferinden bağımsız düşünülemez.

Bu, suikastların ve esrarengiz ölümlerin on yılıydı.

Kongo’nun bağımsızlık lideri Patrice Lumumba öldürüldü. Ardından ABD Başkanı John F. Kennedy suikasta uğradı. Malcolm X, Martin Luther King ve Robert Kennedy de aynı on yıl içinde hayatlarını kaybetti. Dünya, bir yandan Ay’a gitmeyi konuşurken, diğer yandan fikirleriyle düzeni değiştirebilecek liderlerin birer birer ortadan kaldırıldığı ürkütücü bir dönemi yaşıyordu.

Elbette bütün bu olayları tek bir merkeze bağlamak tarihî gerçekliği basitleştirmek olur. Ancak şu bir gerçektir: 1960’lar, yalnızca devletlerin değil, istihbarat örgütlerinin, ekonomik çıkar ağlarının ve jeopolitik hesapların da mücadele alanıydı. Güç dengelerini değiştirebilecek insanlar, çoğu zaman sadece siyasi rakip değil, aynı zamanda küresel oyunun önündeki engeller olarak görülüyordu.

Dag Hammarskjöld işte böyle bir çağda yaşadı.

O, dünyayı cennete dönüştüreceğini vaat eden bir ütopyacı değildi. İnsanlığın zaaflarını, siyasetin sert gerçeklerini ve güç mücadelelerinin acımasızlığını biliyordu. Buna rağmen uluslararası toplumun daha adil, daha vicdanlı ve daha barışçıl olabileceğine inanmaktan vazgeçmedi.

Bugün dünya yeniden savaşların, bölgesel krizlerin ve büyük güç rekabetinin gölgesinde yaşıyor. Belki de bu nedenle Hammarskjöld’ün yıllar önce söylediği söz, hâlâ güncelliğini koruyor:

“Birleşmiş Milletler bizi cennete götürmek için değil, insanlığı cehennemden kurtarmak için kurulmuştur.”

Ve galiba bugün kendimize sormamız gereken soru da tam olarak şu:

İnsanlığı cehennemden korumaya çalışan insanlar azaldığında, geriye ne kalır?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün