Paris banliyölerinden Avrupa saraylarına…

Selin BARLAS Köşe Yazısı
2 Eylül 2026 Çarşamba

Siyaset bazen seçim meydanlarında değil, insanların özel hayatlarında da kendini ele verir. Fransa’nın bugün en popüler ve tartışmalı siyasetçilerinden Jordan Bardella’nın, İtalyan bir prensesle yaşadığı ilişki de tam olarak böyle bir hikâye.

Çünkü bu, yalnızca iki gencin aşkı değil; iki farklı dünyanın, iki ayrı sınıfın ve birbirine tamamen zıt iki hayat hikâyesinin kesişme noktası.

Bir tarafta Jordan Bardella var.

1995 yılında Paris’in kuzeydoğusundaki Seine-Saint-Denis’de, göçmenlerin ve işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı banliyölerden birinde dünyaya geldi. Siyasi kimliğini de tam bu hikâye üzerine inşa etti. Kendisi sık sık “yüzde 75 İtalyan kökenliyim” diyerek ailesinin göç hikâyesini anlatıyor.

Annesi Luisa Bertelli-Motta, İtalya’nın kuzeyinde, Torino yakınlarındaki Nichelino kasabasında doğdu. Anaokulu görevlisi olarak çalıştı ve oğlunu büyük ölçüde tek başına büyüttü. Anne tarafından büyükannesi ve büyükbabası Severino Bertelli-Motta ile Iolanda Benedetto, 1963 yılında daha iyi bir yaşam kurabilmek için Torino’nun işçi mahallelerinden Fransa’ya göç ettiler.

Babası Olivier Bardella ise küçük ve orta ölçekli işletmeler işleten bir girişimci. Baba tarafından dedesi Guerrino Bardella da Fransa’ya gelen binlerce İtalyan göçmenden biriydi; önce inşaat işçisi, ardından tesisatçı olarak çalıştı.

Jordan Bardella’nın hikâyesi tam da bu nedenle Fransa’da karşılık buldu. İşçi sınıfından gelen, göçmen kökenli, Paris banliyölerinde büyümüş bir genç olarak kendisini ‘unutulmuş Fransa’nın sesi’ şeklinde konumlandırdı. Üniversitede coğrafya eğitimi almaya başladı ancak tamamlamadı. Henüz 16 yaşındayken siyasete atıldı ve kendisini tamamen Ulusal Birlik Partisi’ne adadı. Bugün ise Marine Le Pen’in siyasi mirasçısı ve Fransa aşırı sağının yeni yüzü olarak görülüyor.

Ve şimdi bu ‘halkın çocuğu’, Avrupa’nın en köklü hanedanlarından birinin prensesiyle birlikte.

Karşısındaki isim sıradan bir sosyete figürü değil.

Tam unvanıyla Sua Altezza Reale Principessa Maria Carolina di Borbone delle Due Sicilie, Duchessa di Calabria e Duchessa di Palermo.

Türkçesiyle:

Kraliyet Altesleri Prenses Maria Carolina de Bourbon-İki Sicilya, Calabria Düşesi ve Palermo Düşesi.

Maria Carolina, 2003 yılında Roma’da doğdu. Çocukluğu Roma, Paris ve Monte Carlo arasında geçti. Diplomasi, sanat ve uluslararası ilişkilerle iç içe, son derece kozmopolit bir çevrede yetişti.

Ancak onu asıl farklı kılan, taşıdığı soyadı.

Maria Carolina, Bourbon-İki Sicilya Hanedanı’nın mensubu. Bu hanedan yüzyıllar boyunca Napoli Krallığı’nı, Sicilya Krallığı’nı ve daha sonra İki Sicilya Krallığı’nı yönetti. İtalya’nın birleşmesiyle birlikte tahtlarını kaybettiler ancak Avrupa aristokrasisindeki nüfuzlarını, servetlerini ve ilişkilerini büyük ölçüde korudular.

Prensesin babası, Castro Dükü unvanını taşıyan Prens Carlo. Bugün Bourbon-İki Sicilya Hanedanı’nın başı kabul edilen isimlerden biri. Annesi Camilla Crociani ise yalnızca aristokrat bir aileden değil, aynı zamanda İtalya’nın büyük sanayi ve finans çevrelerinden geliyor. Büyükbabası Camillo Crociani, savunma ve havacılık sektöründe büyük bir servet inşa etmiş milyarder bir iş insanıydı.

Yani Maria Carolina, yalnızca bir prenses değil; aynı zamanda Avrupa aristokrasisi ile İtalyan sanayi sermayesinin kesiştiği bir dünyanın mirasçısı.

Daha da ilginci, Bourbon Hanedanı’nın soy ağacı Fransa Kralı XIV. Louis’ye, İspanyol Bourbonlarına, Parma Bourbonlarına, Orléans Hanedanı’na ve Habsburglara kadar uzanıyor. Başka bir ifadeyle, Maria Carolina’nın aile albümünde Avrupa tarihinin kralları, kraliçeleri, prensleri ve imparatorları bulunuyor.

İşte tam da bu nedenle Bardella’nın bu ilişkisi Fransa’da magazin sayfalarını aşmış durumda.

Çünkü bir tarafta dedeleri Torino’dan Fransa’ya iş bulmak için göç etmiş, Paris banliyölerinde büyümüş ve kendisini işçi sınıfının temsilcisi olarak sunan bir siyasetçi var.

Diğer tarafta ise adının önünde ‘Sua Altezza Reale’, yani ‘Kraliyet Altesleri’ unvanını taşıyan, kökleri Avrupa’nın saraylarına ve hanedanlarına uzanan bir prenses.

İtalyan basını ise bu ilişkiyi bir skandal gibi değil, adeta çağdaş bir Avrupa masalı gibi anlatıyor. Ancak satır aralarında daha derin bir hikâye var. Bir tarafta Paris banliyölerinden çıkıp “unutulmuş Fransa’nın sesi” olduğunu söyleyen Jordan Bardella; diğer tarafta, tam unvanıyla Sua Altezza Reale Principessa Maria Carolina di Borbone delle Due Sicilie, Duchessa di Calabria e Duchessa di Palermo… Krallığı artık tarihe karışmış olsa da soy ağacı hâlâ Avrupa’nın saraylarına, hanedanlarına ve seçkin çevrelerine uzanıyor.

Belki de Fransa’nın bugün sorduğu soru tam olarak şu:

Paris banliyölerinden çıkan bir popülist lider, Avrupa’nın en seçkin ailelerinden birinin salonlarına girdiğinde hâlâ ‘halkın çocuğu’ olarak kalabilir mi?

Bir ucu Torino’dan iş bulmak için Fransa’ya göç eden İtalyan işçilerin hikâyesine, diğer ucu Versailles’ın, Madrid’in, Napoli’nin ve Viyana’nın hanedanlarına uzanan bu ilişki, Avrupa’nın değişen sınıf haritasını da gözler önüne seriyor.

Çünkü bazen bir aşk hikâyesi, bir kıtanın siyasal ve toplumsal dönüşümünü bütün seçim kampanyalarından daha iyi anlatır. Jordan Bardella ile Maria Carolina’nın hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. Fransa bugün yalnızca bir aşkı değil, aynı zamanda popülizmin aristokrasiyle, halkın çocuğunun saraylarla ve siyasetin kendi yarattığı mitlerle karşılaşmasını konuşuyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün