Financial Times’ın kapağında oldukça çarpıcı bir başlık vardı: “RIP the US State Department.” Yani, “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ruhuna Fatiha!” Bir dergi kapağı için abartılı bulunabilir ama verilen rakamlara baktığınızda insan ister istemez durup düşünüyor.
Haziran 2026 itibarıyla Amerikan büyükelçiliklerinin yarısından fazlasında ya büyükelçi yok ya da atama süreci tamamlanmamış. Almanya ve Suudi Arabistan gibi kritik ülkeler de buna dahil. Daha da dikkat çekici olanı, Afrika’daki Amerikan büyükelçiliklerinin yaklaşık yüzde 80’inin büyükelçisiz olması.
Bir an durup şu soruyu soralım: Dünyanın en büyük süper gücü neden diplomatik temsilciliklerini boş bırakıyor?
Çünkü mesele sadece personel eksikliği değil. Mesele, Amerika’nın dünyayı yönetme anlayışının değişiyor olması.
Donald Trump, ikinci başkanlık döneminde son elli yılın en az kariyer diplomatı atayan başkanı olarak tarihe geçmeye aday. Kendisinden önce gelen Carter’dan Obama’ya, Reagan’dan Biden’a kadar Amerikan başkanlarının büyük bölümü kariyer diplomatlara görev verirken, Trump’ın tercihinin siyasi sadakatten yana olduğu görülüyor.
Bu ne anlama geliyor?
Şunu unutmamak gerekir ki büyükelçiler sadece milli gün resepsiyonlarında boy gösteren isimler değildir. Onlar aynı zamanda Washington’un gözü, kulağı ve kimi zaman da görünmez elleridir. Bir ülkedeki siyasi krizleri takip eder, istihbarat topluluklarıyla koordinasyon sağlar, ekonomik ve askeri gelişmeleri rapor eder ve Amerikan dış politikasını sahada uygularlar.
Soğuk Savaş boyunca Amerika’nın küresel liderliği sadece uçak gemilerine veya doların gücüne dayanmadı. Amerikan diplomasisi de bu liderliğin en önemli araçlarından biriydi.
Peki şimdi ne oluyor?
Trump’ın yaklaşımı oldukça net görünüyor: Diplomasi yerine liderler arası pazarlık. Kurumlar yerine Beyaz Saray. Kariyer diplomatlar yerine siyasi atamalar. Çok taraflı ilişkiler yerine doğrudan çıkar odaklı anlaşmalar.
Kısacası Trump’ın Amerika’sı, ‘dünyanın polisi’ olmaktan ziyade ‘Amerika’nın CEO’su’ gibi davranmayı tercih ediyor.
Financial Times’ın yayımladığı bir diğer veri de en az boş büyükelçilikler kadar dikkat çekici. Trump yönetimi, Dışişleri Bakanlığı’nda yaklaşık 2 bin 700 kişilik ciddi bir küçülmeye gitmiş durumda. Bu sayı yalnızca masabaşı memurları ifade etmiyor. İçlerinde Çin uzmanları, Rusya ve Ortadoğu analistleri, yaptırım uzmanları, kriz yönetimi ekipleri ve onlarca yıllık diplomatik tecrübeye sahip isimler bulunuyor.
Bir süper gücün dünyayı anlamaya çalışan beyni küçülürse, dünyayı yönetme kapasitesi de küçülür mü?
İşte asıl soru bu.
Belki de Trump, Amerikan gücünü azaltmıyor. Belki de onu yeniden tasarlıyor. Pentagon’un ve Beyaz Saray’ın daha güçlü, Dışişleri Bakanlığı’nın ise daha küçük olduğu yeni bir Amerikan modeli inşa ediyor.
Ancak bunun bir bedeli var. Diplomasi, askeri güçten daha ucuzdur. Diplomasinin olmadığı yerde krizler daha pahalıya mal olur. Tarih bize bunu defalarca gösterdi.
Türkiye açısından bakıldığında ise tablo daha da ilginç. Önümüzdeki dönemde Washington’la ilişki kurmak isteyen ülkelerin sadece Amerikan büyükelçilikleriyle değil, doğrudan Beyaz Saray ve Trump’ın dar karar alma ekibiyle temas kurmaları gerekebilir. Çünkü kararların giderek kurumlardan değil, kişilerden çıktığı yeni bir döneme giriyoruz.
Financial Times’ın “RIP the US State Department” başlığını ilk gördüğümde bunun tipik bir dergi kapağı provokasyonu olduğunu düşünmüştüm. Ancak rakamlar ortada.
Bugün tartıştığımız şey, birkaç boş büyükelçilikten çok daha fazlası. Tartıştığımız şey, Amerika’nın dünyadan çekilip çekilmediği değil; dünyayı yönetme biçimini kökten değiştirip değiştirmediği.
Ve galiba asıl soru şu: Amerika, diplomasisini küçülterek daha mı güçlü olacak, yoksa dünyanın geri kalanı bu boşluğu doldurmaya mı başlayacak?