Altı kıta konfederasyonunun bağlı olduğu dünya futbolunun çatı kuruluşu FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) ile onun alt kuruluşu olan ve yalnızca Avrupa’dan sorumlu olan UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) arasında daha önce tarihte hiç görmediğimiz şekilde çok büyük bir kriz yaşanıyor.
Kavganın ilk emareleri geçen ay düzenlenen Dünya Kupası’nda ortaya çıkmaya başladı.
The Times’ın haberine göre, UEFA Başkanı Aleksander Ceferin, İspanya ile Arjantin arasında oynanan Dünya Kupası finaline kasten katılmadı. The Times, UEFA’nın bu yokluğunun, Avrupa Futbol Federasyonu ile FIFA arasında tırmanan gerginliklerle alakalı olduğunu iddia etti. The Times’a göre UEFA, FIFA’yı açıkça boykot ediyordu.
Boykotun nedenleri arasında, ABD ile Belçika arasındaki sekizinci final maçı öncesinde Folarin Balogun'la ilgili yaşanan tartışma işaret edildi. AS Monaco'da forma giyen Amerikalı forvet, Bosna-Hersek'e karşı 2-0 kazanılan maçta Tarik Muharemovic'e yaptığı faulün ardından kırmızı kart görmüş ve bu nedenle yıllardır uygulanan standart prosedür gereği Belçika maçı için otomatik olarak cezalandırılmıştı.
Ancak Balogun, Belçika maçında sahaya çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, FIFA Başkanı Gianni Infantino ile şahsen temasa geçtiğini doğruladı. Trump ile görüşmesi sonrası FIFA dünya futbol federasyonu, FIFA Disiplin Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca ilgili futbolcunun cezasını on iki ay süreyle askıya almaya karar verdi. FIFA, 5 Temmuz’da yaptığı resmi açıklamada Balogun’un bir yıl içinde benzer bir faul yapması halinde, olası yeni bir cezaya halel getirmeksizin, bu cezanın yine de yürürlüğe gireceğini belirtti! Kulağa şaka gibi gelse de maalesef aynen böyle oldu.
Tabi ki Belçika Futbol Federasyonu bu karara itiraz etti, ancak itirazı kabul edilmedi. Bu gelişme, dünya çapında taraftarlar, oyuncular ve yorumcular arasında infial yarattı. UEFA, FIFA’nın kararına son derece sert tepki gösterdi. Avrupa Futbol Federasyonu, bu kararı ‘anlaşılmaz ve haksız’ olarak nitelendirdi ve dünya futbol federasyonunun, UEFA’ya göre yoruma açık olmayan otomatik men kuralından saparak bir ‘kırmızı çizgiyi’ aştığını belirtti. UEFA, bu tür temel kurallardan sapmanın turnuvanın bütünlüğünü ve güvenilirliğini tehdit ettiğini ve bu durumun bir emsal teşkil ettiğini söyledi. Diğer birçok organizasyonda bu kuralın ihlal edilmesinin keyfi uygulamalara yol açacağını belirtti. Tabi ki sonuna kadar haklıydı.
The Times’a göre, UEFA ile FIFA arasındaki kavganın başka nedenleri de vardı:
ABD makamları tarafından Somalili hakem Omar Artan’a Dünya Kupası öncesinde ülkeye giriş izni verilmemesi, İran’a yönelik muamele, ilave su molalarının getirilmesi, devre arası gösterisi nedeniyle uzatılan devre arası süresi ve FIFA’nın turnuva sırasında uyguladığı dinamik bilet fiyatları konusunda da hoşnutsuzluklar diğer nedenler olarak sayılıyordu.
Fakat kavganın esas nedeni 30 Temmuz’da kabak gibi su yüzüne çıktı. Eğer yaşananlara ekonomi paydasında bakmayı başarabilirsek gerçekleri daha net görebiliriz.
Dünya futbolu her sene büyük boy bir G20 ülkesinin GSYİH’si kadar bir ekonomi yaratıyor. Bu yüz milyarlarca dolarlık bir akış demek. Bütün konu bu geliri kontrol altına alabilmek ile alakalı görünüyor.
UEFA, dünya futbol ekonomisine en büyük katkıyı yapan konfederasyon olarak göze çarpıyor. Bunun boyutunu şöyle belirtebiliriz. Dünya futbolu 10 birim ekonomi yaratıyorsa bu ekonominin beş birimi UEFA ekosistemi tarafından yaratılıyor.
Konunun detaylarına girersek; FIFA Başkanı Gianni Infantino, Dünya Kupası'nın ticari haklarını yönetecek yeni bir şirket kurma ve bu yapının hisselerini özel yatırımcılara satmayı planladığını kamuoyuna açıkladı.
Plana göre yaklaşık 4 milyar dolarlık hisse satışı yapılacaktı. Infantino, 221 federasyona sunduğu planda özel yatırım karşılığında federasyonlara çok daha yüksek mali destek sağlanacağını da belirtti. Bunun için bir de ‘deadline’ koydu. 19 Eylül'e kadar planı kabul eden federasyonların yaklaşık 40 milyon dolar alacağını, reddedenlerin ise yıllık fonlarının yüzde 75 azaltılarak 2,7 milyon dolara düşeceğini açıkladı.
Ancak işin detaylarına girildiğinde başka enteresanlıklar da göze çarpıyordu. Örneğin bu yatırımcıları seçecek şirketlerden birisi de ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'in kardeşi Joshua Kushner'e ait Thrive Capital firması.
UEFA, bu plana çok sert bir yanıt verdi:
“UEFA ve 55 üye federasyonu tek vücut halindedir. FIFA'nın Dünya Kupası ve diğer FIFA organizasyonlarının mülkiyetini özel yatırımcılara devretme teklifini oy birliğiyle ve kesin olarak reddediyoruz. Bu plan yürürlükte kaldığı sürece UEFA'ya bağlı hiçbir milli takım FIFA organizasyonlarına katılmayacaktır.
Dünya genelindeki federasyonlara bir ültimatom verildi. Ya futbolun en büyük organizasyonunun geri dönüşü olmayan şekilde ele geçirilmesini kabul edecekler ya da sonuçlarına katlanacaklar.
Bu demokratik bir karar değil, yıldırma yoluyla yönetme biçimidir. Böylesine önemli bir kararın futbolun paydaşlarıyla yeterli istişare yapılmadan hazırlanması 'liderlik başarısızlığı' ve FIFA'nın dünya futbolunu koruma görevinden uzaklaşmasıdır.
Bunun tek istisnası, teklifin tamamen geri çekilmesi ve FIFA’nın yönetim yapısını ya da organizasyonlarını bir daha asla özel mülkiyete açmayacağına dair bağlayıcı güvenceler vermesidir.
Dünya Kupası bir yatırım ürünü olarak görülemez. Futbolun en büyük sportif miraslarından biridir. Nesiller boyunca oyuncular, milli takımlar ve tüm kıtalardaki taraftarlar tarafından inşa edildi. Bunun hiçbir bölümü özel yatırımcılara devredilmemelidir. Dünya Kupası satılık değildir!”
UEFA’nın açıklamasının ardından CONCACAF da UEFA'nın yanında yer aldı. Fransa, Birleşik Krallık ve İtalya'da hükümetler ve futbol kurumları özelleştirme planına karşı çıktı. Avrupa Komisyonu'nun Gençlik, Kültür ve Spor Komiseri Glenn Micallef ise Dünya Kupası'nın özelleştirilmesine açık şekilde karşı olduğunu belirterek gerekirse FIFA'ya karşı hukuki süreç başlatılabileceğini söyledi.
Belki de en güzel yanıtı Jurgen Klopp verdi: “Eğer bu kararlar Trump ve Infantino arasında alındıysa, bu çılgınlık! Futbol bizim oyunumuz, onların değil!”
Futbol artık asla sadece futbol değildir. Tam tersine futbol bugün milyarlarca dolarlık bir ekonomidir!
Ve her savaşın temelinde olduğu gibi bu savaşın da temelinde şu soru saklıdır:
“Bu kadar parayı kim yönetecektir?”