Yaz geldi mi ne izleriz? Ağır dramlar mı, yoksa hafif aşk hikâyeleri mi? Muhtemelen çoğumuz aynı cevabı verecektir: Beyni yormayan, kalbi hafifçe kıpırdatan yaz dizileri bizim için candır can! Bir yandan karpuz, bir yandan “bir bölüm daha”. İşte Show TV’de yayınlanan ‘Muhtemel Aşk’ tam olarak bu ruh hâlinin dizisi.
Kariyer hedefleri, duygusal çıkmazlar ve tesadüflerin ustalıkla ördüğü bir hikâyede, aşkı hayatına sokmaya karar veren Defne; kendini birbirine zıt ve eski dost yeni düşman iki adamın arasında buluyor.
Bir tarafta Tolga yani Feyyaz Şerifoğlu… Kibar, bakımlı, modern, nazik. Kapıyı açar, çiçeği eksik etmez, cümlelerini seçerek kurar. Gelgelelim geçmişindeki çapkınlık sicili peşini bırakmıyor. Ne kadar değiştiğini söylese de çevresindeki herkesin aklında soru işaretleri baki kalmış.
Diğer tarafta ise Kadir. Biraz sert, biraz kaba saba, biraz da yontulmamış. Öyle romantik cümleler kuran biri değil ama kriz anında ilk koşan da o. Hayatı darmadağın olurken uzattığı el ile Defre’yi kaosun içinden çekip alan, sahte evliliğini bir gün içinde bitirip önceliklerini değiştiren, “Ben buradayım” demeyi lafla değil hareketleriyle gösteren adam.
İtiraf edelim: Dizi ilerledikçe sosyal medyada ‘green flag’ tanımı yavaş yavaş Kadir’in üzerinde daha şık durmaya başladı. Çünkü bazen bir erkeğin romantik olması değil, güven vermesi daha etkileyici olabiliyor.
Ekrandan seyirciye aşk akıyor sanki!

Bir de dizinin kulis kısmı var tabii. Son günlerin en tatlı dedikodularından biri, Ayça Ayşin Turan ile Ekin Koç’un sette başlayan uyumlarını gerçek hayata da taşımış olmaları. Doğru mudur bilinmez ama ekrandaki elektrikleri o kadar güçlü ki insan ister istemez “Demek ki kimya diye bir şey gerçekten var” diye düşünüyor. Bazı sahnelerde bakışlar ezberlenmiş gibi değil, gerçekten hissedilmiş gibi duruyor. Bu yüzden Defne’nin yaşadığı ikilem seyirciye de geçiyor.
İnsan düşünmeden edemiyor: Biz olsak kimi seçerdik? Çünkü hepimizin içinde küçük bir romantik jüri yaşıyor.
Bir kısmımız Tolga’yı seçmek istiyor. Şık giyiniyor, iyi konuşuyor, kibar, sosyal, hayatı biliyor. Yanında kendinizi bir romantik komedi filminin başrolü gibi hissediyorsunuz. Ama sonra beynin arka tarafından küçük bir ses yükseliyor. “Acaba bunu benden önce kaç kişiye söyledi? Telefon neden iki saattir sessiz? Bir anda ortadan kaybolur mu?” Bazen insanın sicili, karakterinden daha hızlı koşuyor.
Hayat bir Instagram hikayesi değil
Kadir’e gelince. İlk bakışta “Ben bununla yapamam” diyeceğiniz adam. Fazla inatçı. Romantik jestler konusunda doktora yapmış biri değil. Hatta zaman zaman “Biraz sakin ol” deme ihtiyacı bile hissedebilirsiniz. Ama sonra fark ediyorsunuz ki hayat uzun bir Instagram hikâyesi değil. Hayat, arabayla yolda kaldığınızda sizi kimin almaya geleceği. Gece üçte aradığınızda telefonu kimin açacağı, hatta ve hatta herkes giderken kimin kalacağı. Kadir tam da bu noktada puan toplamaya başlıyor. Bazı insanlar sevgilerini kelimelerle anlatır, bazıları ise sorumluluk alarak. Ve nedense yaş ilerledikçe ikinci grup daha cazip görünmeye başlıyor.
Bu yüzden ekran başındaki çoğu kişi kendini istemeden Kadir takımında buluyor. Zamanla yirmili yaşlarımızda bizi heyecanlandıran şeyler değişiyor. Eskiden “kelebekler uçuruyor” dediğimiz hislerin yerini bugün “Bunun yanında huzurlu hissediyorum” duygusu alıyor.
Bir zamanlar gizem çekiciydi. Şimdi ise açıklık. Eskiden ulaşılmaz olmak karizma sayılıyordu. Şimdi mesajlara zamanında cevap vermek daha romantik geliyor.
Kusursuzluk değil, güvende hissetmek!
Gerçek ‘green flag’, sosyal medyanın sürekli anlattığı gibi kusursuz erkek değildir. Sözünü tutan, yanında kendinizi güvende hissettiren, zor zamanda kaçmayan biridir. Aşkın ilk döneminde hepimiz Tolga’lara hayran kalıyoruz. Ama hayatı paylaşacak birini düşündüğümüzde Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor. Muhtemel Aşk, bize, yıllar içinde aşk anlayışımızın nasıl değiştiğini hatırlatan tatlı bir ilişki aynası.
Ve kabul edelim. Önümüze gerçekten böyle iki seçenek konsa, kalbimiz birkaç dakika Tolga’ya baksa bile, valizi toplayıp Kadir’le gitme ihtimalimiz daha yüksek duruyor.