Hayat bazen en acı ironilerini sanatçılar üzerinden yazıyor.
Yaşarken resmi olarak yalnızca bir tablosunu satabilen, geçim sıkıntısıyla mücadele eden, ruhundaki fırtınalarla baş edemeyen Vincent van Gogh’un adını bugün bilmeyen neredeyse yok. Daha da ilginci, öldüğünde cebinde olmayan servet, bugün yalnızca bir tablosunun değerine sığmıyor.
Ama Auvers-sur-Oise’a gidince anlıyorsunuz ki Van Gogh’un asıl mirası milyon dolarlık tabloları olmaktan ziyade bir köy…
Evet, küçücük bir Fransız köyü…
Hayatının son 70 gününü geçirdiği bu yer, bugün dünyanın her köşesinden gelen insanlarla dolup taşıyor. İnsanlar onun yürüdüğü sokaklarda yürüyor, resmettiği buğday tarlalarına bakıyor, kaldığı Auberge Ravoux isimli hanı geziyor, hayatını kaybettiği küçücük odaya sessizce giriyor.
Ben de o odanın kapısından içeri adım attığımda şaşırtıcı bir sessizlik hissettim. Uzun yıllar kimsenin kalmak istemediği söylenen o oda, sanki hâlâ yaşanmışlıklarını fısıldıyordu.
Sonra mezarına gittim.
Yağmurdan sonra her yer çamurdu. Ama içimdeki merak ve saygı bana ruhsal bir deneyimin tam da ortasındaymışım gibi hissettirdi.
Vincent ile kardeşi Theo’nun yan yana yattığı mezarın başında uzun süre durdum. Hayatı boyunca onu ayakta tutan tek kişi olan kardeşi, ölümden sonra da yanından ayrılmamıştı. Üzerlerini saran ayçiçekleri ise bana tek bir şeyi düşündürdü: Gerçek sevgi, zamandan da ölümden de güçlü olabiliyor.
Van Gogh, yaşarken neredeyse kimsenin fark etmediği bir ressamdı. Bugün ise doktoru Dr. Paul Gachet’yi resmettiği tablo 82,5 milyon dolara alıcı buluyor. Daha önemlisi, yalnızca adı bile Auvers-sur-Oise’ın ekonomisini ayakta tutmaya yetiyor. Restoranlar, müzeler, oteller, hediyelik eşya dükkânları… Bir zamanlar yalnız bırakılan bir adam, bugün binlerce kişiyi aynı köye çekiyor.
Bence ölümsüzlük tam da burada başlıyor. Öldükten sonra adınız anılabilir, eserleriniz sergilenebilir, tablolarınız servet değerine ulaşabilir. Ama asıl ölümsüzlük, aradan 130 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen hiç tanımadığınız insanların sizin mezarınıza çamura bata çıka yürümeyi göze almasıdır.
Bodrum’da Yeni Nesil Beach Anlayışı

Hafta sonu Bodrum’a kısa bir kaçamak yaptım. Sebebi sadece deniz ya da yaz güneşi değildi. Gazeteci meslektaşım Özkan Tamirak’ın, ortakları Ferdi Turan ve Aytekin Güneş ile hayata geçirdiği Ondo Beach & Suites’in açılış davetiydi.
Özkan Tamirak’ı yıllardır tanırım. Gazetecilikte nasıl titizse, hayatta da aynı çizgidedir. İşini şansa bırakmayan, detayları önemseyen ve “olmuş” demeden rahat etmeyen biridir. Kapıdan içeri adım attığınız anda da bu anlayışın mekâna yansıdığını hissediyorsunuz.
Açılış gecesi bunun en güzel kanıtıydı. Mekân tıklım tıklımdı. Aybüke Albere sahneye çıktığında enerjiyi de zirveye taşıdı.
Beach denildiğinde akla aynı şeyler geliyor; güzel deniz, şezlonglar, DJ performansı ve deniz ürünleri ağırlıklı bir menü. Ondo Beach bu ezberi biraz bozmuş. Mutfakta et menüsüne verilen önem, beach kültürüne farklı bir yorum katmış. Deniz kenarında iyi bir et yiyebilmek, Bodrum’da aslında çok da sık rastlanan bir deneyim değil. Üstüne üstlük, şansınız varsa yani yer bulabilirseniz üçü deniz önü süiti olmak üzere 18 odadan birinde konaklayabiliyorsunuz.
Bir başka dikkat çekici ayrıntı ise giriş politikası. Astronomik giriş ücretleri yok. Bunun yerine makul bir harcama limiti uygulanıyor. Ama en önemli kriter para değil, içeriye kimlerin gireceği… İşletmenin önceliği huzurun korunması, taşkınlıktan uzak bir atmosfer oluşturulması. Misafir profili de buna göre oluşturuluyor. Sessizce denizin tadını çıkarabilmek, rahatsız edilmeden sohbet edebilmek. Tek isteğimiz bu aslında!
Resmi açılıştan bir gün önce Galatasaray camiasının önemli isimleri de aynı mekânda bir araya geldi. Başkan Dursun Özbek, Teknik Direktör Okan Buruk, Fatih Terim ve çok sayıda davetlinin katıldığı buluşmada Muğla Valisi Dr. İdris Akbıyık da yer aldı.
Bir başka hoşuma giden ayrıntı ise tasarım anlayışı oldu.
Bugün insanlar sadece güzel vakit geçirmek istemiyor; yaşadıkları anı paylaşmak da istiyor. Sosyal medya artık mekânların görünmeyen vitrinine dönüştü. Ondo bunu da doğru okumuş. Bol aynalar, estetik köşeler, fotoğraf vermeye uygun detaylar… Kadın misafirlerin keyifle kullanacağı pek çok alan düşünülmüş. Eminim Instagram’da bu yaz en çok karşıma çıkacak Bodrum karelerinden bazıları buradan gelecek.
Deniz zaten Bodrum’un ortak değeri. Kum da, güneş de. Artık farkı oluşturan bunlar değil.
İnsanlar kendilerini iyi hissedecekleri bir atmosfer, damaklarında iz bırakacak bir mutfak ve paylaşmaya değer bir estetik arıyor.
Günümüz turizminde sadece denizi satmak yetmiyor. Bir duygu, bir hikâye ve bir deneyim sunmanız gerekiyor. Burası kesinlikle doğru adres.