Tarih, 16 Haziran 1944, gün batımı.
Fransa’nın Lyon kenti yakınlarında, Saint-Didier-de-Formans’ta bir tarlada Naziler savaşın başından beri yaptıkları gibi kimi tutsakları kurşuna dizerler.
Normandiya Çıkarması’ndan sadece on gün sonra, o akşamüstü Naziler her kesimden, inançtan ve görüşten 30 insanı sinek öldürür gibi anında yok eder.
Katlettikleri arasında bir marangoz, bir sendikacı, bir demiryolu işçisi, Polonyalılar, direnişçiler, komünistler ve aralarında tanınmış bir tarih profesörü de vardır.
Dönemin en önemli akademisyeni ve tarih kavramına yepyeni bir metodoloji ile yenilik getiren Fransız tarihçi Marc Bloch’u da acımasızca kurşuna dizerler, o meşum alacakaranlık saatinde…
***
Fransa’nın Almanların işgali sırasında Bloch bir vatansever olarak, işbirlikçi Vichy hükümetine karşı kurulan yeraltı örgütü Résistance’a (Fransız Direnişi’ne) katılır.
Savaş sırasında Nazi Almanya’sı işgaline karşı mücadele eden Fransız Direnişi'nin lideri ve dağınık direniş gruplarını General Charles de Gaulle'ün komutası altında birleştiren ünlü devlet adamı Jean Moulin ile koordinasyon içinde Lyon’daki direnişi örgütleyenlerin başında geliyordu Bloch. Ancak Kasım 1942'den itibaren Naziler tarafından işgal edilen Lyon bölgesinde terör estiren ve yaygın şantaj, hırsızlık, tutuklama, işkence ve cinayet eylemlerinde bulunan 100 kişilik faşist bir çete, direnişçilere karşı gizli faaliyet yürütür.
Vichy hükümeti emrinde çalışan çetenin başında, yüzündeki şekil bozukluğu nedeniyle ‘Eğri Yüz’ lakabıyla tanınan Francis André’nin hedefinde olan Bloch, direniş faaliyetleri esnasında onun yönlendirmesiyle 8 Mart 1944’te Gestapo tarafından yakalanır, Lyon’daki Montluc Cezaevi’ne konulur. Cezaevinde ‘Lyon kasabı’ olarak tarihe geçen, Lyon şehrinin Gestapo başkanı Klaus Barbie ve adamları tarafından ağır işkenceye maruz kalır. Başta buz banyoları işkencesi olmak üzere farklı işkencelere rağmen Gestapo’ya arkadaşlarının kimlik bilgilerini vermez.
Dövülen, işkence gören ve eziyet çeken Bloch’un, sakin, gülümseyen ve neşeli kalmayı başaran bir mahkûm olduğu söylenir. Mahkûm arkadaşlarından biri şöyle anlatır: “Bizi cesaretlendirdi, canlandırdı, bize Fransa'dan, geçmişinden bahsetti ve asla umutsuzluğa kapılmadı.”
Ancak, her tarafındaki kemikleri kırılmış ve yüzü deforme olmuş haliyle Marc Bloch, Klaus Barbie’nin emriyle kurşuna dizilir, 58 yaşında…
Marc Bloch, 20. yüzyılın en etkili tarihçilerinden biri olarak modern tarih yazımını kökten dönüştüren bir entelektüel olarak hayata veda eder. Kurduğu Annales Okulu, geleneksel siyasi-tarih odaklı yaklaşımı terk ederek sosyal, ekonomik, coğrafi ve kültürel boyutları merkeze almıştı. ‘La longue durée’ (uzun süre) kavramıyla tarihi kısa vadeli olaylar yerine uzun vadeli yapılar üzerinden incelemeyi teşvik etmiş, bu yaklaşım, ‘aşağıdan tarih’ anlayışını güçlendirerek disiplinlerarası bir metodoloji geliştirmişti.
‘Aşağıdan tarih / Histoire d’en bas’, tarih yazımında elitlerin (krallar, generaller, büyük siyasi olaylar) yerine sıradan insanların, halkın, alt sınıfların, günlük hayatın ve toplumsal deneyimlerin merkeze alındığı bir tarih okuması olarak bilinir. Tarihi, elitlerin odağından ziyade halkın içinden ve aşağısından okumaya yönelik bir disiplindir. Bloch’un bu tür yeni bir tarih okumasına yaptığı akademik katkı, onu yüzyılın en önemli tarihçileri arasına sokar.
***
Özgürlük ve Cumhuriyet değerleri için hayatını feda eden Marc Bloch’un anıt tabutu geçtiğimiz hafta eşi Simonne Vidal’inkiyle birlikte, Paris’te bulunan, önemli Fransız entelektüellerinin gömüldüğü anıt mezar, Panthéon’a devlet töreniyle nakledildi. Tabutlarda naaş bulunmazken, içinde çiftin çocuklarına bıraktığı madalyalar, fotoğraflar ve yazılar bulunuyor.
Törende tarihi bir konuşma yapan Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Marc Bloch’un katledilmesini, bir anlamda Dreyfus Olayı’nın intikamını almak isteyen işbirlikçi Fransızların yeni bir kötülüğü olarak gördüğünü söyler.
Macron, “Bazılarının korkaklığı ve diğerlerinin kötülüğü birleşir. Devlet antisemitizmi Marc’ın mesleğini, evini, parasını çalar; sonra da beş bin kitaplık muazzam kütüphanesini yok eder.
O dönemin Fransız Devleti’nin hizmetindekiler, Marc Bloch’ta yalnızca Yahudi’yi görür. Onu ‘zararlı, uğursuz, tehlikeli Yahudi’ olarak görmek ister. Yahudi olduğu için suçludur Bloch.
Marc Bloch bu aptalca zulme direnir, kitaplarından, hayatından, varlığına anlam katan hiçbir şeyden vazgeçmek istemez. Böylece savaşır.
Huzursuz entelektüel Marc Bloch, Fransa için kalıcı bir vasiyettir artık” der.
***
Marc Bloch’u Klaus Barbie’ye ihbar eden ve yakalattıran Lyon’daki faşist çetenin başı Francis André ve kimi arkadaşları yakalandıkları günden bir hafta sonra 9 Mart 1946’da kurşuna dizilirler. Ölmeden önce son sözleri, Hannah Arendt’in ‘sıradan kötü insan’ tipolojisine uygun olarak, “Ben sadakat içinde savaştım, kaybettim, bu da kaderim oldu,” der.
‘Lyon kasabı’ Klaus Barbie ise Arjantin’e kaçarak yıllarca gizli olarak ABD ve sonra Almanya için komünistleri avlama ajanlığı yapar. 1971’de ise ünlü Nazi avcısı Serge Klarsfeld tarafından teşhis edilir. 1983’te Fransa’da yargılanarak ömür boyu hapis cezası alır, 1991’de cezaevinde ölür…
***
Marc Bloch için tarih, gerçeği aramak ve özgürlüğü bulmak için bir araçtı.
Hukukun üstünlüğünün yerini en güçlü olanın hukukunun aldığı bir dönemde, kendi deyimiyle ‘işbirlikçi haydutluk’ olarak adlandırdığı bir zaman diliminde özgürlüğe ulaşmak için hem tarih çalışmaları yaptı hem de yeraltına inerek kötülüğe savaş açtı.
Tutuklandığında, “Biz adaletsiz bir yenilginin geçici mağluplarıyız” der.
Dediği aynen gerçekleşmiş oldu. Dün geçici mağlup olan Bloch, bugün ülkesinin en onurlu yerinde sessizce bizi seyrediyor artık.
Kötülüğün gönüllü uygulayıcıları ise tarihin en onursuz yerinde bulunan çöplüğünde duruyor.
Elbette kötülüğün karşısında insanlığın maruz kaldığı tahribat çok büyük, ama son tahlilde Bloch ve onun gibiler, ‘kaçınılmaz adalet’in ışığında sonsuza kadar parlayacaklar…