Karaçi'nin kayıp Yahudileri

Selin BARLAS Köşe Yazısı
24 Haziran 2026 Çarşamba

Tarih bazen yüksek sesle konuşur. Savaşlarla, devrimlerle, darbelerle, devletlerin doğuşu ve çöküşüyle… Ama bazen de fısıldar. Bir zamanlar var olmuş, sonra sessizce kaybolmuş insanların hikâyelerini anlatır. Pakistan Yahudilerinin hikâyesi de işte böyle bir fısıltıdır.

Bugün Pakistan denildiğinde akla İslamabad gelir, Keşmir gelir, Afganistan sınırındaki çatışmalar gelir, nükleer güç dengeleri gelir. Pek az kişinin aklına Yahudiler gelir. Oysa bundan yalnızca birkaç nesil önce, Pakistan’ın en büyük şehri Karaçi’de Yahudi aileler yaşıyor, çocuklar sinagoglarda eğitim görüyor, Şabat sofraları kuruluyor ve cemaat hayatı canlı bir şekilde devam ediyordu.

Şimdi ise geriye birkaç mezar taşı, birkaç eski fotoğraf ve unutulmaya yüz tutmuş bir tarih kaldı.

Pakistan’ın Yahudi hikâyesi aslında Pakistan’ın kuruluşundan çok daha eskiye uzanıyor. Bu hikâyenin kahramanları, Hindistan’ın en eski Yahudi topluluklarından biri olan Bene Israel Cemaati’nin üyeleriydi. Yüzyıllar boyunca Hindistan’ın batı kıyılarında yaşayan bu insanlar, Britanya İmparatorluğu döneminde gelişen ticaret yollarını takip ederek Bombay’dan Karaçi’ye göç ettiler.

19.⁠ ⁠yüzyılın sonlarında Karaçi, Britanya Hindistan’ının en önemli liman kentlerinden biriydi. Ticaret büyüyor, şehir kozmopolit bir yapıya kavuşuyordu. Müslümanlar, Hindular, Parsiler, Hristiyanlar ve Yahudiler aynı sokakları paylaşıyor, aynı pazar yerlerinde alışveriş yapıyor, aynı şehrin geleceğine katkıda bulunuyorlardı.

Karaçi’nin Yahudi topluluğu hiçbir zaman çok büyük olmadı. Ancak sayılarıyla değil, şehir hayatındaki etkinlikleriyle dikkat çektiler. Tüccarlar, öğretmenler, memurlar ve iş insanları olarak toplumun görünür bir parçasıydılar.

1893 yılında inşa edilen Magain Shalome Sinagogu ise cemaatin kalbiydi. Yalnızca ibadet edilen bir yer değil, aynı zamanda insanların bir araya geldiği, düğünlerin yapıldığı, çocukların yetiştiği bir yaşam merkeziydi.

Ancak tarih bazen toplumlara fazla hızlı davranır.

1947 yılında Britanya Hindistan’ı ikiye bölündü ve Pakistan kuruldu. Milyonlarca insan yer değiştirdi. Tarihin en büyük nüfus hareketlerinden biri yaşandı. Müslümanlar Pakistan’a, Hindular Hindistan’a göç ederken, arada kalan birçok küçük topluluk da kendisini yeni bir belirsizliğin içinde buldu.

Pakistan Yahudileri için asıl kırılma noktası ise bir yıl sonra yaşandı.

1948’de İsrail Devleti’nin kurulması ve ardından başlayan Arap-İsrail Savaşı, yalnızca Ortadoğu’nun değil, dünyanın dört bir yanındaki Yahudi topluluklarının kaderini etkiledi. Pakistan’daki Yahudiler de bu gelişmelerden uzak kalamadı.

Bir kısmı güvenlik kaygılarıyla, bir kısmı geleceğini İsrail’de gördüğü için göç etmeye başladı. Önce Hindistan’a, ardından İsrail’e, İngiltere’ye ve Kuzey Amerika’ya gittiler. Her geçen yıl cemaat biraz daha küçüldü.

Bir zamanlar çocuk seslerinin yükseldiği Magain Shalome Sinagogu kapandı. Sonra da yıkıldı.

Bir toplumun yok oluşu bazen dramatik değildir. Ne manşetlere çıkar ne de tarih kitaplarında geniş yer bulur. Bazen insanlar sadece bavullarını toplar ve giderler. Arkalarında boş evler, kapanmış dükkânlar ve sessiz mezarlıklar bırakırlar.

Pakistan Yahudilerinin hikâyesi tam da böyle bir hikâyedir.

Bugün Karaçi’de yaşayan gençlerin büyük çoğunluğu şehirlerinde bir zamanlar Yahudi bir cemaat bulunduğunu bile bilmiyor. Oysa yaşadıkları sokaklarda, alışveriş yaptıkları bölgelerde, hatta bazı eski binaların gölgelerinde bu geçmişin izleri hâlâ mevcut.

Belki de bu hikâyeyi ilginç kılan şey tam olarak budur.

Çünkü bu yalnızca Yahudilerin hikâyesi değildir. Bu, 20. yüzyılın büyük siyasi dönüşümlerinin sıradan insanları nasıl savurduğunun hikâyesidir. Bir sabah uyandığınızda yaşadığınız şehir aynı olabilir ama dünyanın değişen dengeleri sizi bir anda yabancıya dönüştürebilir.

Bugün küresel siyasetin sert rüzgârları arasında geçmişe baktığımızda, Karaçi’nin kayıp Yahudileri bize önemli bir şey hatırlatıyor:

Tarih yalnızca kazananları ve kaybedenleri yazmaz. Bazen sessizce kaybolanları da yazar. Ve onları hatırlamak, geçmişe duyulan bir nostaljiden çok daha fazlasıdır; insanlığın ortak hafızasına sahip çıkmaktır.

Karaçi’nin kayıp Yahudileri artık orada değiller. Ama hikâyeleri, tarihin unutulmuş sayfalarında yaşamaya devam ediyor. Belki de asıl mesele, o sayfaları zaman zaman yeniden açabilmektir.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün