Düşünün…
Bir sabah uyanıyorsunuz ve ülkenizin kaderinin, dünyanın öbür ucundaki bir sarayda alınan kararla değiştiğini öğreniyorsunuz.
Üstelik vatanınız bir savaş tazminatı, bir ticaret anlaşması ya da diplomatik pazarlığın sonucu olarak değil, bir hükümdara sunulan ‘Yeni Yıl hediyesi’ gibi görülüyor.
Kulağa inanılmaz geliyor. Ama tarih tam olarak bunu yazdı.
Yıl 1885. Bugünkü Myanmar’ın eski adıyla Burma’nın son günleri…
Güneydoğu Asya’nın en görkemli Budist krallıklarından Burma, yüzyıllardır kendi kralları tarafından yönetiliyordu. Başkent Mandalay, altın işlemeli sarayları, tapınakları ve zengin ticaret yollarıyla dönemin en önemli şehirlerinden biriydi.
Tahtta ise genç Kral Thibaw Min vardı.
Henüz hayatının baharında olan kralın en büyük talihsizliği, ülkesinin İngiliz İmparatorluğu’nun iştahını kabartan bir coğrafyada bulunmasıydı.
Çünkü 19. yüzyılın sonlarına doğru dünya haritası cetvelle çizilen bir satranç tahtasına dönüşmüştü. Londra, Paris, Berlin ve St. Petersburg’daki yöneticiler milyonlarca insanın yaşadığı toprakları birer oyun alanı gibi görüyorlardı.
İngiltere için Burma sadece bir ülke değildi. Hindistan’ın güvenliği demekti. Zengin ormanlar demekti. Yakutlar, değerli taşlar ve ticaret yolları demekti.
Ve en önemlisi, Fransa’nın bölgede güç kazanmasını engellemek demekti.
Sonrası hızlı gelişti.
1885 yılında İngiliz ordusu Burma’ya girdi. Savaş haftalar içinde sona erdi. Mandalay düştü. Kraliyet sarayı kuşatıldı.
Ve bir ülkenin bağımsızlığı birkaç haftalık bir askeri operasyonla tarihe karıştı.
Ancak hikâyenin en sarsıcı bölümü bundan sonra başladı.
25 Kasım 1885 günü Kral Thibaw, eşi Kraliçe Supayalat ve çocukları saraydan çıkarıldı.
Bir zamanlar önünde diz çökülen hükümdar, artık kendi ülkesinde esirdi.
Mandalay halkının yolları doldurarak onları gözyaşları içinde uğurladığı anlatılır.
Bir ülkenin son kralı, kendi halkının bakışları arasında sürgüne gönderiliyordu.
Aile önce gemiye bindirildi, ardından Hindistan’a gönderildi. Kral bir daha ülkesine dönemedi. Ömrünün sonunu sürgünde geçirdi.
Saray boşaltıldı. Hazineler toplandı. Altınlar, mücevherler, paha biçilemez eserler İngilizlerin eline geçti.
Ve ardından tarihin en kibirli cümlelerinden biri kuruldu.
1 Ocak 1886’da İngiliz yönetimi Burma’nın ilhakını duyurdu.
Dönemin siyasi çevrelerinde ve gazetelerinde bu gelişme, Kraliçe Victoria’ya sunulan bir “Yeni Yıl hediyesi” olarak nitelendirildi.
Bir ülke…
Milyonlarca insan…
Binlerce yıllık bir kültür…
Bir hükümdara verilmiş hediye gibi…
Sömürgeciliğin özeti belki de bundan daha iyi yapılamazdı.
Aradan 140 yıl geçti. İngiliz İmparatorluğu artık yok. Kraliçe Victoria’nın sarayı tarihin sayfalarında kaldı.
Ama Burma’nın hikâyesi hâlâ bitmedi.
Bugünkü adıyla Myanmar, dünyanın en sancılı ülkelerinden biri. Darbeler, iç çatışmalar, etnik gerilimler ve siyasi krizler ülkenin yakasını bırakmıyor.
2021’de gerçekleşen askeri darbe, milyonlarca insanı yeniden belirsizliğin içine sürükledi.
Bir zamanlar altın kubbeli Mandalay Sarayı’nın yönettiği topraklar bugün hâlâ huzur arıyor.
Belki de asıl soru şu: Bir ülkenin kaderi gerçekten bir günde değişebilir mi?
Yoksa bazı yaralar nesiller boyunca taşınır mı?
Myanmar’a baktığımızda cevabın ikinci seçenek olduğunu görüyoruz.
Çünkü bazen tarih sona ermez. Sadece şekil değiştirir.
Ve bazen bir ülkenin bugün yaşadığı acıları anlayabilmek için, yüz kırk yıl önce bir kraliçeye ‘hediye’ edildiği günü hatırlamak gerekir.