“Savaşta kazanan olmaz; sadece daha geç ağlayanlar olur.” — Winston Churchill´e atfedilen söz
Gökyüzünden gelen ölümün milliyeti olmaz.
Bir bomba düştüğünde, bir drone bir aracı vurduğunda ya da “yüksek hassasiyetli operasyon” dendiğinde; toprağa düşen bedenlerin çoğu zaman asker değil, siviller olduğunu tarih defalarca gösterdi.
Amerika Birleşik Devletleri, son yarım yüzyılda dünyanın birçok coğrafyasına ‘özgürlük’, ‘demokrasi’, ‘terörle mücadele’ ya da ‘istikrar’ söylemleriyle müdahil oldu. Ancak geriye dönüp bakıldığında; Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Suriye’ye kadar uzanan geniş hatta, resmi raporların satır aralarına sıkışmış binlerce sivil ölümü bulunuyor.
Ve ilginç olan şu:
Teknoloji geliştikçe, ‘yanlışlıkla öldürülen’ insanların sayısı azalmadı.
Sadece kullanılan kelimeler değişti.
Eskiden buna ‘yanlış bombardıman’ denirdi.
Bugün ise ‘collateral damage’ deniliyor.
Yani: tali hasar…
Oysa o ‘tali hasar’ denilen şey bazen bir düğün konvoyuydu.
Bazen bir çocuk.
Bazen sığınakta saklanan yüzlerce insan.
Vietnam Savaşı’nın karanlık sembollerinden My Lai Katliamı, dünyanın Amerikan ordusuna bakışını değiştiren ilk büyük kırılmalardan biriydi. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar öldürüldü. Önce örtbas edildi, sonra gerçek ortaya çıktı. İnsanlık uzun süre bu görüntülerin travmasını yaşadı.
Ardından Laos ve Kamboçya geldi. Haritalardan silinen köyler, gizli bombardımanlar, yıllarca patlamamış mühimmatlarla yaşayan siviller…
1991’de Körfez Savaşı sırasında Bağdat’taki Amiriyah Sığınağı vurulduğunda yüzlerce sivil yanarak öldü. Amerikan ordusu, içeride asker olduğunu düşündüğünü açıkladı. Ama içeride çocuklar vardı.
1999’da Yugoslavya bombardımanında Çin Büyükelçiliği vuruldu. Gazeteciler öldü. Açıklama hazırdı: “Harita hatası.”
11 Eylül sonrası başlayan yeni çağ ise ‘drone savaşları’ çağı oldu.
Artık pilotlar binlerce kilometre öteden ekran başında hedef seçiyordu.
Ama ekrandaki küçük bir piksel hatası, Afganistan’da bir aileyi yok etmeye yetiyordu.
2021’de Kabil’de bir araç vuruldu. Pentagon önce “DEAŞ hedefi” dedi. Sonra gerçeği kabul etti: Araçta yardım çalışanı ve çocuklar vardı.
Bir başka ifadeyle; dünyanın en gelişmiş ordusu, su taşıyan bir adamı terörist sanmıştı.
Irak’ta Hadisa…
Afganistan’da düğün konvoyları…
Pakistan’da cenaze törenleri…
Suriye’de enkaz altındaki çocuklar…
Her biri ‘operasyonel hata’ olarak kayda geçti.
Fakat Ortadoğu halklarının hafızasında bunların adı hata değil.
Travma.
Bugün Washington hâlâ dünyaya insan hakları, hukuk ve demokrasi dersi veriyor. Ancak dünyanın birçok yerinde insanlar Amerikan dış politikasını anlatırken önce özgürlük heykelini değil, gökyüzündeki savaş uçaklarını hatırlıyor.
Belki de modern çağın en büyük çelişkisi burada yatıyor.
İnsan haklarını en çok savunan güçlerden biri, aynı zamanda modern savaş teknolojileriyle en fazla sivil ölümüne neden olmakla suçlanıyor.
Ve tarih bize şunu gösteriyor:
Bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, öldürülen sivillerin sessizliği er ya da geç dünyanın vicdanında yankılanıyor.
Çünkü savaşların resmi raporları kapanır.
Ama annelerin hafızası kapanmaz.