Bazı tarihler vardır; yalnızca bir savaşın değil, insanlığın kaderini değiştirir.
6 Haziran 1944, işte o tarihlerden biridir.
Benim için bu günün ayrı bir anlamı var. Çünkü 6 Haziran benim doğum günüm. Aile hafızamda ise bu tarih, II. Dünya Savaşı’nın gölgesiyle iç içe geçmiş başka bir hikâyeyi de taşıyor. Dedem Thomas Milano, Pasifik cephesinde Okinawa’ya gönderilen askerlerden biriydi. Avrupa kıyılarında verilen mücadeleyle Pasifik adalarında yaşanan savaş aslında aynı büyük hesaplaşmanın parçalarıydı: İnsanlığın faşizme karşı verdiği varoluş savaşı.
Bugün dönüp baktığımızda, Normandiya Çıkarması yalnızca askeri bir operasyon değildi. O gün, tarihin yönü değişti.
1944 yılına gelindiğinde Nazi Almanya’sı hâlâ Avrupa’nın büyük kısmını kontrol ediyordu. Fransa işgal altındaydı. Sovyetler Birliği doğuda Alman ordularını geri püskürtüyordu ancak Batı Avrupa hâlâ Hitler’in demir yumruğu altındaydı. Eğer Müttefikler Avrupa’ya doğrudan bir cephe açamazsa savaşın yıllarca sürebileceği düşünülüyordu.
Bu nedenle tarihin en büyük amfibi harekâtı planlandı.
Operasyonun adı ‘Operation Overlord’du. Aylar süren hazırlıklar yapıldı. İngiltere’nin güney kıyıları adeta dev bir askerî üsse dönüştürüldü. Yaklaşık 156 bin asker, 5 binden fazla gemi ve çıkarma aracı, 11 bine yakın savaş ve destek uçağı bu operasyon için hazırlandı.
Askerî tarih açısından bakıldığında Normandiya Çıkarması, yalnızca büyüklüğü nedeniyle değil, kusursuza yakın koordinasyonu nedeniyle de önemlidir. Kara, hava ve deniz kuvvetleri tarihte ilk kez bu ölçekte eş zamanlı hareket etti. Modern NATO operasyonlarından günümüz hibrit savaş stratejilerine kadar pek çok askerî doktrinin temelinde hâlâ Normandiya’da edinilen tecrübeler bulunur.
Ancak operasyonun başarısında yalnızca silahlar değil, istihbarat oyunları da belirleyiciydi.
Müttefikler Almanları asıl çıkarmanın Pas-de-Calais bölgesine yapılacağına inandırdı. Şişme tanklar, sahte askerî kamplar, yanıltıcı telsiz konuşmaları ve çift taraflı ajanlarla tarihin en büyük aldatma operasyonlarından biri gerçekleştirildi. Hitler, Normandiya’daki çıkarmanın gerçek ana saldırı olduğuna uzun süre inanmadı. Bu gecikme savaşın kaderini etkiledi.
6 Haziran sabahı askerler Utah, Omaha, Gold, Juno ve Sword adı verilen beş ayrı sahile çıkarma yaptı.
En ağır kayıplar Omaha Plajı’nda yaşandı. Alman makineli tüfekleri kıyıya yaklaşan çıkarma teknelerini biçiyordu. Deniz kan kırmızısına döndü. Daha karaya ulaşamadan hayatını kaybeden binlerce genç asker vardı. O gün yalnızca birkaç saat içinde yaklaşık 10 bin Müttefik askeri öldü, yaralandı veya kayboldu.
Ama geri çekilmediler.
Çünkü Normandiya yalnızca bir askerî hedef değildi. Avrupa’nın kurtuluşunun başlangıcıydı.
Çıkarmadan yalnızca birkaç hafta sonra Paris özgürlüğüne kavuştu. Ardından Nazi Almanya’sı geri çekilmeye başladı. Bir yıl sonra ise savaş Avrupa’da sona erdi.
Normandiya’nın önemi yalnızca savaşın sonucunu değiştirmesi değildir. Aynı zamanda demokrasi ile totaliterlik arasındaki mücadelenin sembollerinden biri hâline gelmesidir. Çünkü o sahillere çıkan askerlerin çoğu birbirini tanımıyordu. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden geliyorlardı. Ama ortak bir amaçları vardı: Dünyanın karanlığa teslim olmaması.
Pasifik’te Okinawa’ya gönderilen askerler için de durum farklı değildi. Okinawa Muharebesi savaşın en kanlı cephelerinden biri oldu. Kamikaze saldırıları, sivil kayıplar ve aylar süren çatışmalar insanlığın savaşta ne kadar büyük bedeller ödediğini gösterdi. Dedem Thomas Milano’nun da içinde bulunduğu kuşak, dünyanın farklı köşelerinde aynı korkuyu, aynı fedakârlığı yaşadı.
Bugün özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi kavramları çoğu zaman sıradan kabul ediyoruz. Oysa bu değerlerin arkasında Normandiya sahillerinde hayatını kaybeden gençler, Pasifik adalarında evlerine dönemeyen askerler ve savaşın ortasında parçalanan milyonlarca hayat vardı.
Belki de bu yüzden 6 Haziran benim için yalnızca bir doğum günü değil.
Tarihle kişisel hafızanın kesiştiği bir gün.
Normandiya Çıkarması bize şunu hatırlatıyor:
Bazen savaşlar yalnızca toprak için verilmez.
Bazen insanlık, karanlığın tamamen galip gelmemesi için ayağa kalkar.
Ve bazı sabahlar vardır…
Dünya, o sabahlardan sonra artık aynı dünya olmaz.