Hukat - Balak

Rav İzak ALALUF Köşe Yazısı
24 Haziran 2026 Çarşamba

Bu hafta iki peraşa okunur: Hukat ve Balak. Açıklamalarımız Hukat ile ilgilidir.

Rabilerin işlerinin bir parçası aynı zamanda insanların ‘evlilik’ törenlerini yönetmektir. Evlendirdiğimiz çiftleri de zaman zaman bulunduğumuz ortamlarda görür ve gözlemleriz.

Bunlardan birini düğünlerinden birkaç ay sonra sokakta gördüğümü hatırlıyorum. Ne kadar coşkulu göründüklerine hem şaşırmış hem de çok sevinmiştim. Doğal olarak mutluluklarının devam etmesini kalbimde dilediğimi anımsıyorum. Ancak sadece birkaç ay sonra bu çiftin ‘boşanma’ aşamasında olduğunu duydum. Evlilik sonrası işler istendiği gibi yürümemiş olacak ki gerçekten bu çift bir süre sonra boşandılar.

Yıllar içinde iyi tanıdığım çiftlerden biri de benzer bir sorun yaşadı.  Bu çift oldukça varlıklı ve başarılı bir yaşam sürmekteydiler. Çoluk çocuk sahibi olmuşlar ve oldukça mutlu bir görüntü sergilemekteydiler. Kısacası bir insanın isteyebileceği her şeye sahipler gibi göründüler. Bir süre sonra eşler beni arayarak bir arada yaşayıp yaşamamak konusunda kuşkuları olduğunu paylaştı. Her ikisi de bu evlilikte çok mutsuz olduklarını anlattılar.

Çoğumuzun tanık olabileceği bu gerçek öyküler bilinmesi gereken temel bir gerçeğin sadece iki basit örneğini oluşturmaktadırlar. Çoğunun hayatları mükemmel görünse bile hepimiz bir şeylerle mücadele etmeyi sürdürürüz. Öyle veya böyle mutluluğumuzu gölgeleyecek olan birçok şey hayatımızda cereyan eder.

Çoğumuz belki farkında olmayabilir ancak insanlar genellikle bir gösteri peşindedir. Herkes hayatının mükemmel ve her şeyin yolunda olduğunu göstermek ister. Ancak tam gerçek anlamıyla hayatımızda ‘mükemmel’ diye bir şey yoktur. Olması da pek mümkün değildir. Hayatın bir parçası olarak bunlar hepimizin hayatında yer alabilecek sorunlardır.

Günümüzde sosyal medyanın en büyük zararını ne yazık ki farkında olmadan gençlerimiz görmektedir. Onlar gün boyunca, mükemmel görünen başkalarına bakarak saatler harcamakta. Akranlarının harika vakit geçirdiği fotoğraf ve videolarını görürken sadece kendilerinin zorlandığını, sadece kendilerinin sorunları olduğunu düşünmeye başlarlar. Bu da doğal olarak kaygı ve üzüntünün kapılarını açmaktadır.  Bunu gördükten sonra Hukat peraşasındaki bir olayı anlamaya çalışacağız.

Bene Yisrael çölde susuz kalmıştır. Çünkü Miryam vefat etmiş ve halkın bunu hissetmesi için Tanrı su kuyusunu geçici olarak devre dışı bırakmıştır. Zira su Miryam onuruna Bene Yisrael’e verilen bir hediyedir. Olaylar klasik bir tarzda devam eder, halk Moşe ve Aaron’a onları neden çöle getirdiklerini sorarlar. Hatta orası nar, incir, üzüm yeri değildir içilecek su yoktur.

Hadi toplumun su için şikayetini kabul ettiğimizi düşünelim. Nar, incir ve benzerleri olmadığı için şikâyet oldukça anlamsız gelmez mi? Su yoksa güzel meyvelerin olup olmaması söylenmeye değer midir?  

Aslında yanıt sadece Bene Yisrael’in su sıkıntısı çekmesi olarak verilemez. Onların sıkıntısı diğer toplumların ‘normal’ denilecek bir yaşam sürmeleri ve kendilerinin çölde kırk yıl boyunca her şeyden mahrum olacakları şeklindedir. Onlar bir toplum olarak ‘herkes gibi’ olma arzularını dile getirmektedir. Sularının bitmesi, diğer insanlar gibi normal bir hayat yaşamadıkları gerçeğini tekrar anımsatmaktadır ve bu onlar için bir eksikliktir.

İnsan sözcüğünün ilk formu olan ‘adam’ aslında toprak anlamına gelen ‘adama’ sözcüğünden türetilmiştir. Eğer bu sözcüğü farklı olarak okursak ‘benzeyeceğim’ anlamına gelen ‘adame’ sözcüğüne ulaşırız. Rabilere göre hayatımızı iki şekilde yaşayabiliriz. Bunlardan biri ‘adame’ yani başkalarına özenme ve benzeme arzusu ile dolu bir hayatı yaşamaktır. Bu bizi asla mutlu etmeyecek bir tarzdır çünkü başkalarında kendimizde olmayanları gördüğümüzde mutsuzluğumuz bir kat daha artacaktır. Bir de kökeni bozmadan ‘adama’ hayatı yaşamak da mümkündür. Elimizdeki tohumları en güzel şekli ile büyüterek, mücadele ederek ve devamlı büyüyerek, elde ettiğimiz başarıları görerek çok daha mutlu yaşayabiliriz. Kısacası ya kendimizi başkalarıyla karşılaştırarak mutsuzluk batağına saplanacağız ya da tohumlarımızı büyüterek mutluluğumuzu kendimiz yaratacağız.

Kendimizi başkalarıyla karşılaştırmak bizi boğar. Güvensizlik ve kaygı yaratır. İhtiyacımız olmayan veya bizim için doğru olmayan şeylerin peşinden koşarak zamanımızı ve enerjimizi boşa harcamamıza neden olur. Karşılaştırmayı bıraktığımızda gelişmeye başlayabiliriz. Ne yapmamız gerektiğine, kim olmamız gerektiğine, başarmamız gereken her şeyi başarmaya odaklanabilir hayatımızı çok daha anlamlı kılabiliriz.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün