Bir ömür özlediğim düşüş

"Yaşamak, şiirsel bir şeyi hissetmektir." Edgar Morin

Dalia MAYA Köşe Yazısı Sesli Dinle
17 Haziran 2026 Çarşamba

Atlantik Okyanusu’nun 4500 metre üzerindeyiz. İçimdeki duygu okyanusun sularına kendini bırakmış olmak gibi…

Düşüyoruz. 4500 metreden aşağı serbest düşüşteyiz.

Fakat bir dakika, önce burada durup başa saralım.

Bir ömür hayalimdi. Hayalin de ötesi… Kendimi bildim bileli derinlere değil, rüzgara aşık bir insan oldum ben. Hep merak ettim. Nasıl bir duyguydu kendini rüzgara bırakmak? Mümkün olduğunca serbest bir şekilde bırakmak? Bu hayal, bu aşk nihayet Namibya seyahatimde Namib Çölü’nün Atlantik Okyanusu ile birleştiği noktada gerçek oldu.

Grupta tanıştığım arkadaşım Osman ile bu hayalin peşinden gittik. İki kişi olmasak yan çizer miydim? Doğrusu bilemiyorum. “Bu işler şöyle yürür: Seni korkudan alt üst eden o şeyi yaparsın, cesaret ise bunu yaptıktan sonra gelir. Yapmadan önce değil. İşin sırrı budur.”* Osman’ın tüm dramatik oyunlarına rağmen (biraz da tiyatro yapıyordu kanımca) diğerlerinden ayrılıp serbest düşüş merkezine geldik. Kayıt işlemlerinin ardından düşüş için hazırlandık. Fazla kıyafetlerimizi, çanta gibi eşyamızı hatta üzerimizden düşme riski olan her şeyimizi kilitli bir dolaba bıraktıktan sonra kısa bir eğitimden geçtik. Serbest düşüşü birlikte yapacağımız ekiple tanıştık ve onların yönlendirmesiyle onlara bağlanacağımız koşumları üzerimize geçirdikten sonra alana geçtik. Uçağımıza yerleştik. Daha önce İspanya Ronda’da bir paramotor ile uçmuştum, Tanzanya’da ise Serengeti Mili Parkı’nda balona binmiştim. Ama bu başka bir şey.

Bana bu deneyimi birlikte yaşamak için atanmış deneyimli paraşütçü Bones oldu. Uzun boylu ve yakışıklı olmasının ötesinde yıllar önce izlediğim dizinin sevdiğim karakterinin ismini taşıması ona duyduğum güveni de arttırdı mı acaba? Açıkçası Aylak Gezi Kulübü ile Namibya seyahatine katılmamın ana sebebi bu serbest düşüş olduğundan endişe ve korku zaten hiç hissetmedim. Yaşanacak olanın heyecanı sarmıştı her yanımı.

Uçağa önce Bones bindi, arkasından da ben. Biraz daha endişeli durduğundan ilk atlayış hakkını Osman’a vermiştik.

Onlar da kapıya doğru oturacakları için bizden sonra bindiler. Uçakta koltuk falan yok. Yere oturuyorsunuz. Bones yerini aldı. Ben de neredeyse onun kucağına oturdum. Koşumlarla birbirimize bağlandık.

Beyaz pırpır uçağımızda 4500 metreye yükseliş inişten daha uzun sürdü. Uçakta pilot hariç altı kişiyiz. Osman, ben, tandem düşüş yapacağımız paraşütçüler ve karşımızda her birimize atanmış kameramanlar. Bu yaşam deneyimi illa ki kayda alınmalı ne de olsa.

Doğru yüksekliğe geldiğimizde Osman ve Paul birlikte uçağın kenarına oturup kendilerini boşluğa bıraktılar. Zannedilenin aksine atlamıyorsunuz, sakince sırtınızla hafif ivme alarak kendinizi atmosfere salıyorsunuz. Osman’dan sonra biz de oturur vaziyette uçağın kenarına geldik. Bones ve kucağında ben ayaklarımızı dışarı sarkıttık, başım Bones’un boynuna doğru yaslanmış. Ayaklarım uçağın altında geriye doğru onunkilerin altında. Kaskım takılı, şeffaf gözlüklerim suratımda…

Hazır mıyız? Hazırız.

Neye hazırız? Heyecan ve haz tavan yapmış. Bir ömür bilmeden özlediği varoluş haline hazır olmaz mı insan? Hazırım tabi.

Düşüyoruz. 4500 metreden aşağı düşüşteyiz. Uçağın bizi gökyüzüne saldığı 4500 metreden aşağı serbest düşüşteyiz. Az sonra paraşütümüz açılacak. Uçaktan kendimizi aşağı bıraktığımız andan itibaren yaklaşık 1 dakika boyunca düşüyoruz. Ama gariptir, bu süreçte insan düşme duygusu yaşamıyor. Evet kulakları sağır edebilecek bir rüzgar var. Saçlar uçuyor. Gözler şeffaf gözlükler ile kapalı. Bones ile o kadar sıkı sıkıya bağlıyız ki, sanki havada tek bir bedeniz. Rüzgar saçlarımı uçuruyor, kulaklarımda hızla geçen rüzgarın sesini duyuyorum. Gözlükler gözüme yapışmış tenimi sıkıştırıyor. Ellerim, yüzüm çıplak olan her yerimden derim bedenimin üzerinde dalgalanıyor. Kulak memelerim havaya uçuşuyor. Hızla alçalıyoruz. Korku yok. Hiç korku hissetmiyorum. Hani öyle insanın midesi ağzına gelir falan ya. Yok. Daha çok bir ömür hayalimi gerçekleştirmekte olduğumun hazzı. Nefesim yaşadığım anın muhteşemliğine kilitlenmiş. Ağzım bir karış açık. Gözlerim dışarı bakıyor, ellerim kameraya kalp işaretleri yapıyor ama farkındalığım hazzıma yönelik. Bir nevi orgazm diyeceğim ama yok o da değil. Bu başka bir şey. Böylesi bir hazzı nasıl tarif edebilir ki insan? Yok tarifi olmayan bir haz.

***

Bir dakika bazan ne kadar uzun bazan ne kadar kısa gelir insana. Hiç bitmesin istedim. Ama mecbur bitecekti. Derken Bones hazırlanma talimatı verdi. Artık paraşütü açacaktı. Ani bir fren yapmış gibi etkisini hissettik. Hızla düşüşümüz bir an bize yukarı vurdu ve sanki her şey bir anda durdu.

Sonsuz göklerde bir başımızayız. Bones sakince gözlüklerimi çıkardı. Çöl ve okyanus tüm muhteşemliği ile kilometrelerce önümüzde uzanıyor. Dalgalar kıyıya vuruyor. Rüzgar tüm bedenimizi okşuyor. Öylece süzülüyoruz. Özgürlük duygusunu hissederim sanıyordum, öyle değilmiş. Daha çok, sakin sularda akmak gibi bir duygu. Bedenin sınırları havanın içinde muğlaklaşıyor. Ayrılık bilinci silikleşiyor. Tam bu sırada bu büyülü bütünün içinde eridiğimi düşünüyorum.

Bir ara paraşütün kontrolünü bana bırakıyor Bones. Sol elimde tuttuğum ipi çekince sola doğru dönüyoruz, sağ elimdekini çekince sağa doğru. Etrafı izlerken yavaş yavaş alçalıyoruz. Kaç metredeyiz, bilmiyorum.

İnişten önce biraz eğlenelim istiyoruz. “Bones, paraşütü bir hız trenine dönüştürelim mi?” Öylece hızlı dönüşler yapıyoruz, kahkahalar atıyoruz. Derken tekrar süzülmeye başlıyoruz. Yere yaklaşıyoruz, biraz sonra inişe geçeceğiz. O ilk bir dakikalık düşüşten sonra, yaklaşık 5-6 dakika geçmiş bile. Ne çabuk geçti zaman! Bacaklarımızı kendimize çekip ayaklarımızı koruma pozisyonunda sakince yere iniyoruz.

***

Yere sakince iniyoruz ama ben bir türlü sakinleyemiyorum. Bones’a sarılıyorum, Osman’a sarılıyorum. Önüme kim çıkarsa sarılıyorum.

Tüm hormonlarım tavan yapmış. Hemen tekrar kayıt olup bir sonraki uçuşa katılmak istiyorum.

Ama grup bizi bekliyor. Ayrılmalıyız. Bedenimiz oradan ayrılıyor ayrılmasına da ruhumuz öyle mi? Ruhumuz yine, yeniden serbest düşüş yapma hayalinde.

Kimbilir ne zaman? Nerede? Kimlerle?

MERAKLISINA NOT:
* Alıntı David Russell’in yönettiği 1999 yapımı ‘Üç Kral’ filminden.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün