Geçtiğimiz günlerde evdeki eski romanları oturduğum sitede yeni kurulan bir kütüphaneye bağışlamak için ayırırken, üniversite yıllarıma ait birkaç eski defterimi buldum. Hem doksanlı yılların nostaljisine geri dönmek, hem “o zamanlar ne kadar bilgiliymişim” diye kendi kendimden etkilenmenin yanı sıra, beni hayrete düşüren bir konu da o zamanlar ne kadar güzel bir el yazım olduğu idi.
Üniversiteye 1993 yılında başladım. O güne kadar bilgisayar bile kullanmayı bilmeyen biri için, bütün ödevlerin bilgisayarda yazılmış ve yazdırılmış formatta teslim edilmesi ilk bir - iki hafta zorlasa bile, gençliğin verdiği hız ile çok çabuk sürede tuşlarla ve Q klavye ile haşır neşir oldum. 80’li yıllardan sonra doğanlar için, üniversiteye başlayıp bilgisayar kullanmayı üniversitenin ilk haftasında bilmemek herhâlde çok garip bir konsept. Bugün çoğu kişinin evinde bilgisayarı, elinde tableti bir de cebinde akıllı telefonu olduğunu düşünürsek, benim üniversitedeki ilk haftamdan yüzyıllar geçmiş gibi… Ancak daha internetin, e-mail’in bile olmadığı, çok az insanın kişisel bilgisayarı olduğu ve insanların ödevini yazmak için bir bilgisayar odasına (computer lab) gidip, sıra bekleyip, oradaki siyah beyaz küçük ekranlı bilgisayarda ödevlerini yaptığı bir seneden bahsediyoruz.
***
Profesörlere teslim edilecek ödevler haricinde tüm ders notları defterlere yazılırdı o senelerde. Farklı bir ülkede, farklı bir lisanda dersleri dinleyip kusursuz ve çok güzel bir el yazısıyla aldığım ders notlarımı otuz küsur sene sonra görmek beni etkiledi. O günkü defterlerime ve bugün tüm iş notlarımı aldığım can damarım defterime bakıp mukayese ettiğimde, bugünkü el yazım bir sarhoş veya Latin alfabesini yeni öğrenen biri tarafından yazılmış gibi demek istemiyorum ama otuz sene zarfındaki el yazımın güzelliği arasında gözle görülürün ötesinde bir fark var.
***
Tuşlara basmak son 25-30 senede elle yazmanın çok ötesine geçti. Kafam mı eskiye göre daha dağınık, unutmamak için hemen mi not alıyorum, bilgisayarda ve telefonda yazmaya çok alıştığımdan mı olsa gerek, el yazım gerçekten bozuldu. Yazmak için geçirdiğim zamanın çoğu dijital ortamlarda geçse de ben hala önemli konuları defterle not alma taraftarıyım. Hatırlamama ve öğrenmeme daha iyi yardımcı oluyor.
***
Z Kuşağının yüzde 40’ı el yazısı yazmaları talep edildiğinde bundan hoşlanmıyormuş (medium.com). Bebekliklerinden itibaren ellerine tablet tutuşturulan ve ders notlarını bile bilgisayardan almaya alışık bir nesil için çok şaşırtıcı bir istatistik değil. Ben, yani X Kuşağı hala bir şeyi elle yazdığımda daha iyi hatırlıyorum ama içinde yaşadığımız çağ gereği artık market alışverişimi bile dijital olarak yapıyorum.
El yazım çirkinleşse de, ince motor becerilerimin o derece bozulduğunu sanmıyorum. Dysgraphia yani yazılı ifade bozukluğum yok. Görsel motor koordinasyonumu da kaybetmediğimi düşünüyorum. Konu tuşa alışmanın verdiği el yazısı pratik eksikliği, sabırsızlık ve biraz da zamandan kazanmak için el tembelliği. En azından benim için…