Geçtiğimiz günlerde Instagram akışım, Chicago’da bir onkoloji kongresinden yansıyan Reels videolarıyla doldu. Ekranda, dünyanın dört bir yanından yüzlerce saygın doktor, kürsüdeki bir sunumu -sanırsınız konserdeler- ayakta çılgınca alkışlıyordu. Sebebi, ileri evre pankreas kanserinde hayatta kalma süresini uzatan yeni bir ilacın Faz 3 test sonuçlarıydı. Daraxonrasib adlı yeni akıllı ilaç hastaların yaşam süresini iki katına çıkarıyordu. Daraxonrasib kullanan hastalarda ortalama yaşam süresi (median survival) 13,2 ay, kemoterapi alanlarda ise 6,7 ay olarak ölçüldü.
Tabii durur muyum, hemen dijital dünyanın gerçek aynası olan yorumlar kısmına, yani klavye şövalyelerinin arenasına indim. Yukarıda tıp devrimi kutlanırken, aşağıda tam bir linç festivali vardı: “Yahu dalga mı geçiyorsunuz, umut tacirleri!”, “Topu topu yedi ay için mi bu şov?”, “Big Pharma yine cepleri doldurmak için iki gün fazla yaşatan ilaç çıkarmış.”
Dışarıdan bakan biri için yedi ay fark yaratan bir ilaç için bu kadar yaygara koparılması hakikaten absürt gelebilir. Ama gelin, o coşkulu doktorların neyi gördüğünü, bizim trollerin ise neyi ıskaladığını biraz konuşalım. Ne de olsa biz bu köşede derinlere inmeyi severiz.
Pankreas kanseri, onkolojinin en karanlık, en çaresiz alanlarından biri. Teşhis konulan hastalar maalesef aylar içinde kaybedilir; tıp dünyası bugüne kadar 15-20 günlük yaşam sürelerini uzatan gelişmeleri bile başarı sayıyor. Dolayısıyla diğer organlara yayılmış pankreas kanserinde yüzde 100'lük bir artış bugüne kadar görülmemiş bir sıçrama.
Ancak bilimsel heyecanın asıl sebebi o ek yedi ayın kendisi değil, o yedi ayı kazandıran devrimsel mekanizma yani konseptin kanıtlanması. İngilizcede havalı şekilde Proof of Concept derler yani bir fikrin mümkün olduğunu gösteren öncü çalışma gibi. Kısacası bundan sonra önünüz açıktır. Aynı Wright Kardeşler’in 1903’teki ilk uçuşlarında havada topu topu 12 saniye kalabilmesi; ama o 12 saniyenin havacılık çağını açması gibi.
Pankreas kanserinin yıllardır onkolojinin en korkulan hastalıklarından biri olmasının nedeni yalnızca geç teşhis edilmesi değil; kanser hücrelerini ayakta tutan temel mekanizmalardan birinin bugüne kadar etkili şekilde hedeflenememesiydi. Pankreas kanserlerinin yüzde 90’ında KRAS adlı bir gen, mutasyona uğramış durumda. Bu mutasyon, hücrenin içindeki RAS proteinini sürekli açık (ON) kalan bir motor gibi çalıştırıyor. Normalde hücrelere ne zaman büyüyüp ne zaman duracaklarını (OFF) söyleyen bu sistem, mutasyon nedeniyle hiç kapanmıyor. Sonuçta kanser hücresi durmaksızın bölünmeye ve çoğalmaya devam ediyor.
İlaç, "ON" durumdaki RAS proteinini hedefliyor. Önce hücre içinde bulunan Cyclophilin A adlı bir proteine bağlanıyor. Ardından oluşan bu yapı o RAS proteinine tutunuyor ve üçlü bir kompleks meydana getiriyor. Bilim insanlarının ‘tri-kompleks’ adını verdiği bu yapı, RAS'ın diğer proteinlerle iletişim kurmasını fiziksel olarak engelliyor.
Daraxonrasib'in önemli bir avantajı da yalnızca tek bir KRAS mutasyonunu değil, birçok farklı varyantı hedefleyebilmesi. Ayrıca ağızdan günde tek doz alınan bu ilacın yan etkileri daha yönetilebilir, öncelikle saç kaybı olmuyor. Bu nedenle pankreas kanserinin biyolojik motoruna doğrudan müdahale eden ilk gerçekten etkili yaklaşımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Bu tarz yeni nesil onkoloji ilaçları genellikle yıllık 100 bin ila 200 bin dolar arasında bir maliyetle piyasaya çıkıyor. İnsanlar haklı olarak soruyor: "Bir insanın ömrünü sadece yedi ay uzatmak için bir aileyi ya da devleti bu kadar borca sokmaya değer mi? O fazladan kazanılan yedi ay nasıl geçiyor? Ağır kemoterapi yan etkileriyle, hastane yataklarında, bulantı ve acı içinde mi? Eğer öyleyse, tıp hastaya yaşam mı sunuyor, yoksa sadece ölüm sürecini mi uzatıyor?” Linç kitlesinin en büyük argümanı bu.
Fakat hatırlayın ünlü bir ata, sözünde “Zaman görecelidir” demişti. Bugün sağlıklı, genç, hayatın koşturmacası içindeki bir insan için yedi ay, Netflix'te birkaç dizi bitirip, işe gidip, bir seyahate çıkıp hızla tüketeceği, hayatında kayda değmez bir süre gibi görünebilir. Ancak doktorundan, “Sadece altı ayın kaldı” denmiş bir insan ve onun ailesi için o ek yedi ay; bir torununun daha doğumunu görebilmek, çocuğunun mezuniyetine yetişebilmek, kırgın olduğu biriyle barışmak ya da sadece sevdiği insanların elini tutarak bir bahar daha geçirebilmek demektir.
Üstelik bu umut verici tablo sadece Daraxonrasib ile sınırlı değil; cephenin her yanından iyi haberler geliyor. Yapay zekâ, doktorların teşhis koyabilmesinden 16 ay önce pankreas kanseri izlerini yüzde 73 doğrulukla saptayarak erken teşhiste bir devrim yaratıyor. Bir yandan kişiye özel mRNA aşıları (evet, COVID aşısından tanıdığımız teknoloji), bağışıklık sistemini bu sinsi düşmanı tanımaya programlarken; diğer yandan Da Vinci cerrahi robot ve ileri teknikler sayesinde, eskiden 'ameliyat edilemez' denilen damara yerleşik tümörler artık başarıyla temizlenebiliyor.
Unutmamak gerekir ki, bugünün yönetilebilir hastalıklara dönüşmüş pek çok kanser türü, 30 yıl önce tam da böyle topu topu birkaç ay kazandıran, küçük, sabırlı adımlarla ve o adımları çılgınca alkışlayan doktorlar sayesinde bugünkü noktaya geldi.