‘Succession’ dizisinin bence en unutulmaz repliğini, medya imparatoru Logan Roy, çocuklarının yüzüne bakarak söyler: “Sizi seviyorum ama siz ciddi insanlar değilsiniz.” Bu sözü etmesinin ardında benim de hep savunduğum bir tez var. Bir şekilde sesini duyurma önceliği edinmiş kişilerin, ciddiyeti garanti değildir. Asıl otorite, bir konu ile kurulan uzun ve zahmetli ilişki sonucu ortaya çıkar. Sosyal statü, parasal zenginlik veya şans kişiye megafon uzatsa da veya karar alacak yetki verse de, kişi ağzını açtığı an, sindirilmiş bir birikimin yokluğu hissedilir. Ciddiyetsiz kişi sloganlarla, hap gibi verilerle ve duyarsız büyüklükte laflarla konuşur. Özgüven balonu bu kişilere bir yetkinlik illüzyonu yaratır. Bu yönüyle replik, bence mükemmel bir popüler kültür örneğidir.
Bir argümana katılırsınız katılmazsınız, ama onun seviyesinde bir yorum yapmak için eşit miktarda zaman ve odaklı düşünce harcamak gerek. Örneğin çıkıp Joachim Trier sinemasının ürünlerini, okuduğu bir eleştiri yazısı üzerinden sıkıcı, banal, uzun gibi yüzeysel kelimelerle eleştiren bir influencer ile, en az dört-beş filmini izlemiş bir kişinin sohbetinde bir ciddiyetsizlik oluşur. Biri ‘zihni bedel’ ödemiştir. Alın teri ve mesai vardır. Sistematik kavrayış sözlerde kendini gösterir. Mesai ve emek satır aralarından sızar.
Ben çoğu ağızdan çıkan ‘cevher’in şu anda hızlı tüketimde olduğunu düşünüyorum. Fikri dikkate alınan ‘güç odakları’nın veya popüler kişilerin yüzeysel ve akıcı konuşmaları ödüllendiriliyor. Entelektüel bir hassasiyet gözetmeden anında güncel haberlere fevri fikir belirtme tuzağındalar. “O hak etti zaten”, “Onların da soykırımcılardan farkı yok”, “Kokain içmeyen sanatçı mı kaldı?” gibi dev adli sonuçları olabilecek hükümleri normal sohbete katıyorlar. Halbuki statü ve saygınlık atfedilmiş kişiler ağzını açtığında tükettiği kelimelerin bir ağırlığı olmalı. Bunu nükteli ve hoşgörülü dile getirmek içeriği ‘boş’ kılmaz. Bir psikiyatrın sohbetlerini ne kadar faydalı bulduğumu dile getirdiğimde epey konuşmasına şahit olmuşumdur. Karşımdakinin O’na tek kelimelik yargıda bulunması konuşmayı yorucu bir it dalaşına dönüştürür. İşlenmiş akıl ile yapılan her tartışma daha kalitelidir. Söz enflasyonu ciddiyetsizlik bana göre. Başkalarının zamanına ve zihin alanına saygı duyalım. Kendini ciddiye alan insan mutlaka zamanla derin iç görüler üretebilir.
İstediğim özellik yanlış anlaşılmasın: Ciddiyet tanımı ağır, felsefik ve bilimsel düşüncedir demiyorum. Bir şirketin içini anlamak zorunda bırakılan Danışmanlık Şirketi de iyi görünümlü ciddiyetsiz iş çıkarabilir. Şirketin sürekli büyük büyük konuşmalara şahit olmuş ancak bir gün bile gerçek kan ter gözyaşı dökmeden yönetime dahil olmuş evladı da ciddiyetsizdir.
Malcolm Gladwell’e ait bir tezle benzerlik kurarak bitirelim. Bir konuda ciddiye alınmak için sadece zaman doldurmak yetmez. Derin odak gerekir. Bilinçli ve amaçlı pratik gerekir.
Bu, kişinin konfor alanından çıkıp, kendi sınırlarını zorlayarak, hatalarından geri bildirim alarak tam bir konsantrasyonla çalışması demektir. Hap bilgiler işe yaramaz, beyin bu emeği fiziksel olarak harcamak zorundadır. Gladwell, Beatles grubunun ünlü olmadan önce Hamburg’daki barlarda saatlerce canlı müzik yaparak nasıl piştiğini anlatır. Bu süreçte grup, hiçbir kitaptan öğrenilemeyecek olan ‘sahne hakimiyeti ve kriz yönetimi’ gibi örtük bilgileri kazanmıştı.
Kısacası: her konuda çıraklık dönemi ve odaklılık, ciddiyetin temel şartı. Zirveye asansörle çıkmak zirvede nasıl ayakta kalınacağına dair zihni kaslarının gelişmesine imkan vermez…