Eski fotoğraflar

Avram VENTURA Köşe Yazısı
22 Nisan 2026 Çarşamba

Evde uzun zamandır bir çekmece dolusu fotoğraf duruyor. Tümü eşimin ailesinden kalmış. Geçenlerde bu siyah-beyaz fotoğrafları elden geçirmeye çalışırken, onlarda yer alan tanıdık insanları aradık. Ben doğal olarak içlerinden hiç kimseyi tanımıyorum, ama eşime de artık bütün bu yüzler tümüyle yabancı geldi. Çekildikleri yıllardan bu yana iki, belki de üç kuşağı geride bırakmışız. Her biri bana, yalnızca uzak bir geçmişin, bir başka deyişle yaşanmışlığın kanıtları gibi geliyorlar. 

Bu fotoğraflara bakarken şunu düşündüm: Kim bilir o kareler içinde yer alan insanlar geçmiş yıllarda neler görmüş, neler yaşamışlar? Kameraya bakarlarken hangi duygu ve düşünceler içindeydiler? Her birinin anlatılacak nasıl bir öyküsü vardır? Elbette ki boşlukta kalacak olan sorular. Onları anımsayabilecek olanlar zaten bu dünyadan göçmüşler. Bunu göz önüne aldığımda, unutulmalarına hiç şaşırmamam gerekiyor. 

Unutmak deyince ünlü Alman düşünür Schopenhauer’un şu sözü geliyor aklıma: “Adını anımsayan son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacaksın.”

Fotoğrafların genelde geçmişi anımsattığını söylüyordum. Eski, kimi yıpranmış bu siyah-beyaz fotoğraflardaki insanlardan hiçbirini tanımasam da gülümseyen yüzlerine baktıkça yalnızca mutlu anları yansıttıklarını düşünüyorum. Dijital aygıtların bulunmadığı o yıllarda, ancak yaş günü, nişan, nikâh, düğün gibi özel günlerin fotoğraflarının çoğunlukta olmasını doğal karşılamamız gerekiyor. Üstlerindeki giysilerin de yaşadıkları dönemin beğenilerini ortaya koyduğunu ayrıca belirtmeliyim.

Genel anlamda bakacak olursam, adları kitaplara girmiş ya da eser bırakmış olanlar bir yana, ömrünü doldurup öte yana göçmüş insanlardan kimleri biliyoruz ki? Öncelikle kendi ailemi düşünüyorum: Babamın babası olan dedem, ben daha doğmadan ölmüş. Onu hiç tanımadığım gibi sıradan bir fotoğrafı olsun elime geçmedi. Ya ondan öncekiler? Kimlerdi, nerede ve nasıl yaşamışlar, doğrusu hiç bilmiyorum? Tümü yanıtını veremeyeceğim birer soru olarak ortada kalıyorlar.

Bu konu üstünde düşünürken edebiyat tarihimize geçmiş ünlü bir fotoğraf ve onun üstüne yazılmış bir şiiri anımsadım. Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday ve Şinasi Baray aynı karede yer almışlar. Melih Cevdet ‘Fotoğraf’ şiirini bundan esinlenerek yazmış. Çekildiği zamanla ilgili anı ve duygularını birkaç dizeyle anlattıktan sonra şöyle noktalamış:

“Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;        

Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?  

Oysa hayattayız hepimiz.”

Bugüne değin bu şiir üstüne sayısız yorum yapıldı. Sanırım şairi bile yazarken bu denli yoruma açık olacağını hiç düşünmemiştir. Kendi payıma şunu söylemek isterim:

Şaire ölümü anımsatan nedir, elbette bilemem; ama sanırım bu, doğrudan fotoğrafın kendisidir. Eski siyah-beyaz, yıpranmış olanlara baktığımızda, her birimizin yaşadığı hüzünlü duygular gibi…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün