Düşünmek

Avram VENTURA Köşe Yazısı
6 Mayıs 2026 Çarşamba

Birçok yerde düşünmenin insanı mutsuz ve huzursuz ettiğini okuruz. Bir bakıma doğrudur, diyebilirim; ama bizi huzursuz eden, düşünmenin kendisinden çok, nasıl düşündüğümüzdür. Cahil bir insan için günlük gereksinimlerin dışındaki hiçbir şeyin onun sorgulama sınırları içine girmediğini biliyoruz. Bu yüzden sürekli düşünen, sorular soran, yanıtları soruşturan insana göre daha huzurlu olduğunu söyleyebiliyoruz. Oysaki bilmek, bir bilinç aydınlanması olduğu kadar bize farklı sorumluluklar yüklüyor. Yalnız kendimiz için değil başkaları için de kaygılanıyoruz. Yeri geldiğinde hata ve eksiklerimizi, belirsizlikleri, ölüm gerçeğini, yaşadığımız çelişkileri, hayatın anlamını sorguluyoruz. Bilinçlendikçe, soruların yeni soruları doğurduğunu da görüyoruz. Bu arayış içerisinde bir yandan huzursuzluğumuz artarken, öte yandan bilginin sınırsız olanaklarından yararlandığımızı da söylemek isterim.

Bir öykü bazen çok şey söyleyebilir:

Adamın biri uzun süredir karanlık bir odada yaşıyormuş. Günün birinde adama bir mum vermişler. Adam mumu yaktığında yaşadığı odanın ne denli pis ve dağınık olduğunu görmüş. Yanan mumun huzurunu kaçırdığını düşünerek sinirlenmiş, hemen mumu söndürmüş. Oda eski karanlığına döndüğünde adam da yitirdiği huzuru bulmuş. Öyle ki içinde bulunduğu ortamın yine temiz ve düzenli olduğunu düşünüyormuş.

Günlük yaşantımızda gerçekleri gösterecek bir muma gereksinimimiz olmadığı sürece biz de mutluyuz! Hiçbir şey görmüyoruz, düşünmüyoruz, bir sorumluluk üstlenmiyoruz. Bizi aydınlatabilecek bu mum bazen bir kitap, bir insan ya da bir söz olabiliyor. Kuşkusuz buna açık olabildiğimiz sürece…

Sıkça “cahillik mutluluktur” sözünü duyarız. Bu sözün kaynağını araştırdığımda, 18. yüzyıl İngiliz şairi Thomas Gray’in 1742 yılında yayımlanmış bir şiirinin son dizeleri olduğunu öğrendim:

“Cehaletin mutluluk olduğu yerde / Bilge olmak aptallıktır.”

Şairin dizelerindeki ironi, aslında bir bakıma yaşadığımız gerçeği dile getirmiş oluyor. Hele kimi insanlar için konuyu düşündüğümüzde, bu dizelerin hedefini bulduğunu söyleyebiliriz. Bu insanlar, yönetenlerin eylem ve sözlerine bire bir inanarak, yaşadıkları tüm olumsuzlukları görmezden gelerek, yapılan doğru ya da yanlışları hiç sorgulamayarak, hayatlarını huzur ve mutluluk içinde sürdürebiliyorlar. Özellikle inançları doğrultusunda, her şeyi yazgıya bağladıklarında, hiçbir sorumluluk yüklenmeden sonuçları kabullenebiliyorlar.

Yine bilinen öyküyle konuyu noktalayalım:

Kırkayak mutlu ve huzurlu yaşarken karşısına bir kurbağa çıkmış. Bir süre bakışmışlar, sonra da kurbağa kırkayağa hangi ayağın hangisini izlediğini sormuş. Bunu hiç aklına getirmeyen kırkayak bir süre bocalamış, yanıt veremediği gibi nasıl yürüyeceğini düşünürken, önünde göremediği bir çukura düşüvermiş.

Düşünmeden yaşamayı seçenler, kimi zaman kırkayağın durumuna düşebiliyorlar.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün