Öfke üstüne

Avram VENTURA Köşe Yazısı
8 Nisan 2026 Çarşamba

Yürümeyi severim. Bu sürecin beden sağlığım için olduğu kadar, düşünmeye de olanak sağladığını söyleyebilirim. Geçenlerde, sabah saatlerinde yürüyüşümü sürdürürken, karşı kaldırımdan gelen bağrışma sesleri dikkatimi çekti. İki kişi kavga ediyor, birkaçı da onları ayırmaya çalışıyordu. Nedeni, sonucu beni ilgilenmediği için yoluma devam ettim. Yürüyor, bir yandan da düşünüyordum: İnsanları bu denli gerginliğe sürükleyen, bir kavgaya tutuşturan ne olabilir? O an gözüme çarpan, belki sıradan bir örnekti yalnızca, oysaki gün boyu çoğu insanın patlamaya hazır birer bomba gibi görünmelerini, yüzlerine yansıyan mutsuzluklarını nasıl açıklayabiliriz?

Biliyorum, sosyal olaylardan ekonomik dengesizliklere, kısıtlamalardan eşitsizliklere, yitirilmiş umutlardan sevgisizliğe kadar birçok neden sıralayabiliriz. Elbette ki bunlardan her biri günümüzü karartmak için yeterlidir. Bir konuda bizi tetikleyen, mutsuz eden ne varsa, öfke sınırlarımızı zorluyor, ilişkilerimizi zedeliyor, isyan noktasına getirebiliyor. Sesimizi yükseltiyoruz, kızıyoruz, kavga ediyoruz. Kimi zaman incir çekirdeğini doldurmayan bir konu, bardağı taşırma nedeni olabiliyor. 

İnsanız, mutlaka her birimizin farklı bir yapısı, dayanabileceği bir direnç noktası vardır. Kimimiz en küçük bir dokunuşla patlarken, kimimiz de sabır düzeyini sonuna kadar koruyabiliyor.

Abraham Lincoln’un günümüze kadar ulaşmış, ama hiç gönderilmemiş mektupları varmış. Yakın çevresinden, generallerinden ya da çalışanlarından birine çok kızdığı zaman, öfkesini ona yansıtmak yerine, oturur mektup yazarmış. Niye sinirlendiğini, hatalı gördüğü yanlarını, söylemek istediklerini kaleme aldıktan ve bu mektubu katladıktan sonra çekmecesine koyar, ama hiçbir zaman alıcısına ulaştırmazmış. Bu şekilde kırıcı olmaktan kaçınır, o anki öfkesini kâğıda dökermiş. 

Yatışmak için güzel bir yöntem sayılabilir, ama bırakın öfkemizi, sevgimizi olsun anlatmak için mektup yazmayı uzun yıllardır unuttuk. Kısa bir süre için olsun, sakinleşip içimize dönerek kendimizi sorgulayabilsek, sanırım sorunun büyük bir kısmını çözmüş oluruz. 

Eski Yunan düşünürü Aristotales, herkesin kızıp öfkelenebileceğini, bundan kolay bir şey olmadığını söyledikten sonra şöyle der: Doğru nedenlerle, doğru insanlara, doğru bir biçimde, doğru zamanda ve doğru bir süre için öfkelenmek, her babayiğidin harcı değildir.

İnsanlara karşı olan öfkemiz bir şekilde yatışabilir, ama bu tepkimiz ya hayata karşı olursa?

Sanırım yanıtlanması gereken en zor soru bu olacaktır. Hele güvensizlik, olumsuzluk, duyarsızlık, umutsuzluk, sevgisizlik gibi duygularla karşılaştığımızda, bunlara öfkelenmeyip de ne yapalım, diye de sorabiliriz.

Lincoln gibi öfkemizi kâğıda dökmekte başarılı olamasak da, bunu konuşarak, paylaşarak azaltabiliriz gibi geliyor. Yeter ki bizi boğan o basınç içimizde daha etkili olmadan, yavaşça boşaltabilelim.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün