'Adolesans'a tekrar bakarken

Yankı YAZGAN Köşe Yazısı
15 Nisan 2026 Çarşamba

2025’in ilk aylarında izlediğim ‘Adolesans’ dizisi hakkında Gazete Oksijen’den İlke Gürsoy’un sorularına yanıt verirken, çocuğu ve aileyi dizide sunulduğu şekliyle ve kadarıyla alarak bir değerlendirme yapmıştım. Ergenliğin dizide gözlenmeyen ya da öne çıkarılmayan diğer 1001 özelliğine, işlenen suç ile ilgili olası ruhsal mekanizmalara, Misogyny ve Incel konularına ve siberzorbalığa yeterince değinmediğim bu röportajda söylediklerime birkaç not ekleyeceğim. Dileyenler röportaj videosunu link’ten izleyebilir. (https://youtu.be/gkTqWcYJiX4?si=ksjMDFzWa6RUr_mO)

 

“Bu çocuğun ailesi nasıl bir aile ki…?”

Bu röportaja gelen yorumlar arasında dikkatimi çeken başlıcası, ailenin aslında pek ilgisiz olduğu, çocuklarına gereken özeni göstermediği, o nedenle (söylediğimin tersine) sıradan bir aile sayılamayacakları ve bu duruma yol açtıkları şeklinde özetlenebilir.

Ailenin sıradan sayılabileceği görüşünü rahatsız edici bulanlar az değil; ailenin (ve bir yerde okulun) bu durumun neredeyse sorumlusu olması gerektiğini otomatik olarak düşünüp, bir kusurlarını arayıp bulmaya, çocuğu nasıl bozduklarını göstermeye çalışmak, böylece o kusur bizde var mı yok mu, test edebileceğimiz (en iyisi, bizde yok diyebileceğimiz, kendimizi temize çıkaracak) bir ölçüt belirlemek… Adeta bir refleks gibi.

Herhangi bir ‘sıradan’ ailede ya da ilişkide kusur ya da ‘anormallik’ bulmanın pek zor olmadığını söylemek için uzman olmaya gerek yok. Bulduğumuz kusurların ruh sağlığındaki bir bozulma ya da Jamie’nin işlediği cinayet gibi korkunç olaylarla ilişkisi olduğuna inanmaya hazır isek, o kusur bizde yoksa bizim başımıza bu kötü şeyler gelmeyecek diye inanabiliriz. İnanmak isteriz. Bu inancın sarsılmasını, bu inançla gelen rahatlığı kaybetmeyi istemeyiz.

Konuyu biraz dağıtmak, morali azıcık bozmak pahasına kusur, eksikleri ya da başka deyişle başımıza bir şey gelmesi olasılığını etkileyen risk faktörlerini irdeleyelim.

Ruh sağlığının bozulabilirliğini öngörmek, bu amaçla risk faktörlerini belirlemek özellikle koruyucu uygulamalar ve tedavi önceliklerini planlamak açısından bir ihtiyaç.

Çocukların ruh sağlığındaki bozulma olasılığını arttıran toplumsal ölçekteki etkenler: yoksulluk, eşitsizlik, cinsiyetçilik, şiddet, ırkçılık, ayrımcılık, yaşam bölgesi, savaş, iklim krizi, göç… Aileye özgü gözüken etkenler ise: ailedeki genetik yüklülükler, anne-baba kaybı, annenin gebelik ve doğum dönemindeki sağlığı ya da aile içi şiddet, istismar gibi…

Çok kişinin aklına hemen gelen sebepler ise genellikle ahlaki ya da sosyopolitik çağrışımları da olan, ‘parçalanmış aile’, ‘tek ebeveyn’ gibi etkenler. Bu etkenlerin de sosyal ve ekonomik etkenlere bağımlı değişkenler olduğunu gösteren çalışmalar var.

Adolesans dizisindeki anne-baba dizinin sonuna doğru kendilerini eleştirerek kendilerine bir kusur yüklememize fırsat bırakmadılar. Sıcaklık, dürüstlük, aile bütünlüğü gibi ölçütlere uysalar da önleyemedikleri, ya da önlemeyi akıl edemedikleri durum evin, adolesanın odasının güvenli olduğuna inanmaları, Jamie’nin internet üzerinden bambaşka etkilere açık olacağını akıl edememeleri olmuştu. Anne-babasından başkalarının gözünde de varlığının bir değerinin olduğunu görme çabası içindeki Jamie’nin kendisini görmeyenlere kızgınlığının bu kadar tehlikeli olacağını tahmin etmek de zordu.

 

Normal olmak kurtarmıyor mu yoksa?

Oysa, Jamie’nin ailesine baktığımızda ‘sıradan’, parçalanmamış, işinde gücünde, sevginin ve diğer duyguların var olduğu, şiddete yer olmayan bir aile görüyoruz. İşinde gücünde, belki aşırı çalışan, ya da gündelik dertlerin içinde aile üyelerinin beraberliğini gözetmeye çalışan baba ve anne. Çoğumuzun kendi ailesine benzetebileceği özellikleri var. Ama Jamie’nin kendisinden (ve içinde yetiştiği koşullardan) olağan şartlarda beklenmeyecek bir davranışta bulunması tam da bu nedenle anlaşılması zor; şu ya da bu nedene bağlamamızı ve bizde ‘o neden’in bulunmadığına inanmamızı, rahatlamamızı engelliyor. Hele Jamie’nin babasının en çok ne için kendine kızdığına bakarsak, kendi hayatlarımızdan farkını bulabilir miyiz? Anne-babasının güvenli saydığı/sandığı kendi odasından internete sınırsızca girdiğinde nelerle karşılaştığını bilememek, odasının kapısını hep kapalı tutmasına mahremiyetine saygı gereği ses çıkartmamak, okuldaki erkeklerin dolaştırdığı sınıf arkadaşının ‘uygunsuz’ resimlerini görmesiyle zihninde yerini bulan Incel mesajlarından haberi bile olmamak, siber zorbalığı akla getirmemek…

Sonuçta bu ailede böylesi büyük, hatta korkunç bir sorun çıkmasını sadece idealdeki gibi, ya da ideal saydığımız kendimiz gibi, olmamalarına bağlayamıyoruz. Kendimize benzer ‘normal’ ya da ‘sıradan’ birilerinin başına kötü bir olay geldiğinde, ‘böyle oldukları için oluyor’ diye damgalayarak kurtulacağımız bir durum yoksa, tehlikenin nereden geleceğini bilememek sinirlerimizi iyice geriyor.

Belirsizlikten aceleyle sıyrılmaya çalışıp, parmağımızla işaret edebileceğimiz bir şeyler, hemen sindirebileceğimiz bir cevap aramak yerine ne yapabiliriz? Pusulaların şaştığı bir dünyada, Adolescence bizi en bildik yollara dönmeye, birlikteliğe fırsat vermeye, rahatsız olmaktan kaçmamaya, gerçekle daha çok temas etmeye, bu teması önleyen dijital ortam gibi etkenlerden sakınmaya ve bunu beraberce yapmaya çağırıyor.

 

Duyguların pandemisi çok tehlikeli

Pandemi ile birlikte tırmanan ruh sağlığı krizi, olağan şartlarda ruh sağlığı aynı stresörlerden etkilenmeyecek kişilerin ruh sağlığında bozulmaların olduğu bir dönemle eşlendi, daha çok sayıda kişinin ruh sağlığı bozuldu. COVID dışı nedenlerle olan ölümlerde de olağan dönemlere göre artış olduğunu hatırlayalım. Problemlerin normalde uçlarında yer aldığı çan eğrisine baktığımızda, ortalamanın olduğu alanın daraldığını, grafikteki uçların, kuyrukların uzadığını, anormalliklerin çeşidinin ve sayısının arttığını, ‘herkeste bir şeyler olduğunu’ görüyoruz.

Olağan şartlardaki risk faktörlerini taşımayan kişiler ve aileler de riskli duruma girdiler. Neredeyse herkesin ruh sağlığı açısından risklerinin arttığı, önemli bir kesimin ruh sağlığının bozulduğu bir dönemde normal ve sıradan kavramlarının değiştiği bir durum doğdu. Daha öncesinde sıradan ya da olağan olmak ruh sağlığını koruyucu olmasa bile (düşük riskli) ‘risksiz’ bir durum sayılırken, sıradan ya da olağan olsak bile bundan sonra artık ne olacağını, ruh sağlığımızın bozulup bozulmayacağını kestirmek iyice zorlaştı. Kötü şeylerin bizim başımıza gelmeyeceğine kendimizi inandırmak için kullandığımız belirteçler geçerliliğini yitirdi.

Pandemide yaşadığımız ruhsal etkilenmenin bir başka biçimini bugün kestirilemez biçimde dört bir yanımızı saran savaşlarda, onbinlerce sivili öldürmekte tereddüt göstermeyen hükümetlerin insafsızlığında, insan hayatının değersizliğini görüp fark ettiğimizde yaşıyoruz. ‘Altta kalanın canının çıktığı’ bir dünyada, Jamie’nin kendisini başkalarınn gözünde önemsiz ve değersiz hissettiğinde yaşadığı korku ve öfke giderek pandemikleşip artık her birimizi tehlikeli (ve dolayısıyla tehlikede) kılıyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün