Kıtlığı çekilen duygular

Yankı YAZGAN Köşe Yazısı
11 Şubat 2026 Çarşamba

Geçtiğimiz aylarda Mediacat dergisinin sorduğu “Geçtiğimiz yıla damgasını vuran duygular hangileridir?” sorusuna cevap ararken, geldiğim nokta, “damgasını vuramayan, kıtlığını çektiğimiz duygular nelerdir?” oldu. Bir başka deyişle, duygular varlık ve yokluklarıyla davranışlarımıza nasıl yansıdı? O zaman ‘senenin duyguları’nı daha iyi adlandırabiliriz. İzninizle birkaç temel bilgiyi bir yandan hatırlayarak duygumuzu arayıp adlandıralım.

 

Duygu nasıl oluşur?

Durum (ilişki, olay, bağlam vb.) duyguyu ya da duyguları doğurur. Duygu bizi birkaç alternatif davranışa ‘dürter, iter’, bu davranışlardan birisini gerçekleştiririz. Ne hissettiğimizi kontrol edemesek bile, hangi şekilde davranacağımızı seçme şansımız genellikle vardır.

Nitekim (Viktor Frankl’ın tanımıyla) zor duyguların damgasını vurduğu zor zamanlarda, neredeyse tek kişisel özgürlüğümüz, özgür hissedişimiz duygu doğduktan sonra hangi davranışı seçtiğimiz ‘an’a kadar geçen zamandadır.

Özgür müydük?

Geçtiğimiz yıla damgasını vuran duyguların bizi belli bir davranışa, tek tip reaksiyona iten, ‘davranış repertuvarını daraltıcı’ etkisini düşünürsek, kişisel özgürlüğümüz için daha çok çabalamamız gerektiren tipte duyguların egemen olduğunu söyleyebiliriz.

Daha açıkça belirtirsem, durum, adaletsizlik, baskı ya da yok edicilik ise, öfke, üzüntü, korku ya da kaygı gibi duyguların baskınlığını söylemek için uzman olmaya gerek yok. Ancak başka önemli sorular var. Örneğin, bu duyguların hangi davranışları doğurduğunu kontrol edebildik mi, seçebildik mi? Bu sorunun cevabı tek tek hangi duyguları hissetmiş olmamızın ötesine geçerek, bir ‘meta-duygu’ olarak özgür hissedip hissetmemiş olduğumuzu anlamamıza yardım eder.

Öfke ya da üzüntü ya da korku bizi önüne katıp sürükledi mi, yaptıklarımızdan memnun kaldık mı? Yapmak isteyip yapamadıklarımız neler oldu? Okurlar bu soruları da düşünmekten yararlanabilirler. Kimimiz için listeye bir özgürleştirici duygu olarak cesareti de ekleyebiliriz, mesela.

Duygu anlık bir olgu ise, ‘an’dan uzun süren bir döneme damgasını vuran duygu nasıl ‘hesaplanır’?

Daniel Kahneman kendisini ve çalışma ortağı Amos Tversky’yi Nobel Ödülü’ne götüren yolda duyguların karar ve seçimlerimizdeki rolünü araştırarak önemli bulgular elde etti. Bir tanesi de bu bir ‘süreç duygusu’ hesaplama yöntemi. (bkz. Çizgideki hesaplama). Çizgiyi okumakta zorlanırsanız özü şu: Bir zaman dilimi içinde, belli bir duygunun en yoğun olduğu andaki düzeyi ile zaman diliminin sonunda o duygunun düzeyini toplayıp ikiye böldüğünüzde o duygunun o yıla özgü yoğunluğu çıkıyor. Farklı duygular için hesaplayıp sıraladığınızda birinciliği kime vereceğiniz ortaya çıkıyor! Enflasyon hesabına benzetebilirsiniz…

Bolluk ve kıtlık: Duyguların düzenlenmesini zorlaştıran, yaşamımızı bozan değişikliği genellikle bazı duyguların aşırı varlığı, bolluğu olarak görebiliriz. Ancak bazı duyguların (ve o duyguları doğuran durumların) yokluğu, kıtlığı toparlanması daha zor, daha derin düzensizlikler yaratır.
O zaman bir son soru: Damgasını vuramayan duygular hangileriydi? Davranışlarımızı özgürce seçmemize, başkalarının özgürlüğünü incitmeden, başkalarıyla anlam birliği içinde bir yaşam kurmaya imkân veren tipte duyguların kıtlığını çektiğimiz bir yıl geçti diyebilirim. Yeni yılın bu duyguları doğuran yaşantılarla dolu olmasını dilerim.
Yaşadığımız döneme, yaşadığımız yıla damgasını vuramayan, kıtlığını çektiğimiz duygular listesinin başına güven ve sevinç duygularını koyarım.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün