Santiago'daki bir kültür merkezinin avlusunda dört Şilili kız dans ediyor, adımlarını Korece sayıyor. Önlerinde bangır bangır bir hoparlör, Blackpink'in ‘How You Like That’ şarkısını çalıyor. Şarkının izlenme sayısı bir milyarı geçmiş.
On yıl önce bu görüntü tuhaf karşılanabilirdi. Bugün Latin Amerika’nın birçok yerinde sıradan. Yemekten televizyona, cilt bakımından giyime kadar Kore kültürü kıtaya sessizce yerleşmiş durumda. Bunun adı Hallyu. Yani Kore dalgası. Özellikle Şili, Meksika, Kolombiya ve Brezilya bu değişimin en görünür yaşandığı ülkeler.
Her şey pandemiyle hızlandı. Karantina günlerinde K-dizileri ve Parasite gibi filmler büyük ilgi gördü. Kısıtlamalar kalkınca merak sokağa indi. Santiago'nun Patronato mahallesi bunu bizzat yaşadı. Birçok aile tekstil atölyelerini Kore restoranına çevirdi. Mahalledeki 40'tan fazla Kore restoranının çoğu son beş yılda açıldı.
Müzik boyutu ise devasa. Meksika, K-pop’un beşinci büyük küresel pazarı. Spotify verilerine göre ülkede 14 milyon K-pop dinleyicisi var. Mexico City meydanlarında tripod karşısında koreografi çalışan gençler artık olağan bir görüntü. Koreli müzik grubu BTS’in turnesine ilgi o kadar büyüktü ki Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum ek konser tarihleri için Seul’e mektup yazdı.
Kore etkisi yalnızca diziler ve müzikle sınırlı değil. Güzellik rutinleri eczane raflarına yerleşmiş durumda. Cam gibi parlak ten yeni estetik referanslarından biri oldu. Tonikli pedler, esanslar, serumlar ve mineral güneş kremleri artık gündelik hayatın parçası. Moda da değişiyor. K-pop idollerinin bol pantolonları, sade renkleri ve rahat kesimleri genç Latin Amerikalılar arasında hızla yayılıyor.
Bu yayılmada sosyal medyanın rolü büyük. Meksika’da Chingu Amiga milyonlara ulaşıyor. Kolombiya’da Zion Hwang bu ilgiyi yalnızca dijital alanda değil, açtığı karaoke mekânlarıyla da gündelik hayata taşıyor. Brezilya’da Arthur Paek isimler Kore kültürünü ve mutfağını geniş kitlelere görünür kılıyor.
Elbette bu ilginin arkasında diaspora da var. İlk büyük Koreli göçmen grubu 1905’te Meksika’nın Progreso Limanı’na ulaştı. Sonraki göç dalgaları 1960’larda, 70’lerde ve 80’lerde geldi. Bugün Latin Amerika’da yaklaşık yüz bin Koreli ve onların soyundan gelenler yaşıyor. Ama bugün görülen şey diasporanın ötesinde. Kore kültürü artık sadece Kore kökenli toplulukların taşıdığı bir miras değil. Latin Amerika gençliği tarafından yeniden üretilen ve dönüştürülen bir alan.
Brezilya’nın mevcut Sağlık Bakanı Alexandre Padilha bu ilgiyi farklı bir yerden okuyor. “Eskiden doğal referans noktası olan ABD artık tek merkez değil” diyor. Gerçekten de uzun süre modernliğin ana taşıyıcısı Amerikan kültürüydü. Ama Amerikan modernliği çoğu zaman güç ve merkez hissi taşıyor. Kore ise başka türlü bir modernlik sunuyor. Disiplinli ama sıcak, sofistike ama ulaşılabilir, teknolojik ama insani.
Hallyu’nun gelişim çizgisi genel olarak iki ayrı döneme ayrılır. İlk dönem olan 2000’lerde daha çok kendiliğinden gelişen bölgesel popülerlikle şekillendi. 2010’lardan itibaren ise Güney Kore devleti bunu açık biçimde ulusal marka stratejisinin parçası haline getirdi. Kültür endüstrisine ciddi yatırım yapıldı. Hallyu artık yalnızca kültürel bir akım değil, bilinçli biçimde ihraç edilen bir yumuşak güç aracına dönüştü.
Kültürel diplomasi, doğası gereği çelişkili sonuçlar taşır. Bir yandan kamuoyunda olumlu bir yakınlık duygusunu güçlendirir. Öte yandan, kültürel emperyalizm suçlamalarına da yol açabilir. Haliyle yumuşak gücün de sınırları var.
Çin, Güney Kore ile füze savunma sistemi krizi sonrasında BTS müzik grubunun faaliyetlerini durdurdu ve K-pop içeriklerini yasakladı. Benzer bir kültürel direnç, Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde de görüldü. Mısır’da 2023 yılında LGBTQIA+ temaları içeren Kore dizileri yayından çekildi. Katar’da ise dini grupların tepkileri sonrasında K-pop konserleri yalnızca kapalı salonlarla sınırlandırıldı.
Latin Amerika’da ise tablo farklı. Kore kültürü burada bir üstünlük iddiası gibi değil, hayatın içine karışan yeni bir seçenek gibi algılanıyor. Belki bunda Latin Amerika kültürünün kendi yerleşik özgüveninin payı var.
Brezilya’nın eski devlet başkanı ve sosyolog Fernando Henrique Cardoso’nun işaret ettiği gibi, güçlü kültürler etkilenmekten korkmaz. Santiago’da dans eden o genç kızlar da belki tam bunu anlatıyor.