Kadeş'ten bugüne

Selin BARLAS Köşe Yazısı
15 Nisan 2026 Çarşamba

“Tarihi bilmeyenler, onu yeniden yaşamaya mahkûmdur” der George Santayana. Ama bazı coğrafyalar vardır ki, tarihi bilseniz de kaçamazsınız; çünkü tarih orada hiç bitmez.

Suriye… Sadece savaşların değil, kırılma anlarının, görünmeyen mücadelelerin ve çoğu zaman gözden kaçan dönüm noktalarının sahnesi.

Çoğu kişi Kadeş Savaşı’nı bilir. Ama daha az bilinen bir gerçek şudur: Bu savaşın ardından imzalanan Kadeş Antlaşması, sadece bir barış metni değil, aynı zamanda iki süper gücün birbirini dengelemeyi kabul ettiği ilk ‘jeopolitik uzlaşma’ydı. Yani Suriye, daha o günlerde bile bir güç paylaşımı laboratuvarıydı.

Yüzyıllar sonra sahneye bu kez şehirler çıktı. Mesela Palmira… Çölde bir vaha, ama aslında Roma ile Pers dünyası arasında sıkışmış bir ticaret imparatorluğu. Kraliçe Zenobia, Roma’ya meydan okuyarak Suriye merkezli bağımsız bir güç kurdu. Kısa sürdü, evet. Ama şu gerçeği gösterdi: Bu topraklarda sadece büyük imparatorluklar değil, ‘ara güçler’ de tarih yazabiliyordu.

Bir başka az bilinen kırılma noktası: Yermük Savaşı. 636 yılında, bugünün Suriye sınırlarına çok yakın bir bölgede gerçekleşti. Bu savaş, sadece bir askeri zafer değil; Bizans İmparatorluğu’nun bölgeden çekilmesinin ve İslam dünyasının yükselişinin kapısını açtı. Yani Suriye, sadece güçlerin çatıştığı değil, medeniyetlerin yön değiştirdiği bir eşikti.

Ve belki de en ilginçlerinden biri: Orta Çağ’da Haçlı Seferleri sırasında, Suriye şehirleri sadece savaş alanı değil, aynı zamanda diplomasi merkezleriydi. Antakya’da, Şam’da, Halep’te kurulan geçici ittifaklar, bazen dinleri bile ikinci plana itti. Çünkü bu coğrafyada hayatta kalmanın tek yolu, değişen güç dengelerini doğru okumaktı.

Bugün de farklı değil… Sadece aktörler değişti.

İran, bu denklemin belki de en stratejik oyuncularından biri olarak sahnede. Suriye üzerinden Irak’a, oradan Lübnan’a uzanan hat, sadece coğrafi bir koridor değil; aynı zamanda siyasi ve askeri bir etki alanı. Bu hat üzerinde kurulan ilişkiler, desteklenen gruplar ve kurulan ittifaklar, klasik devletler arası ilişkilerin çok ötesine geçiyor.

Ama bu oyunda hiçbir ittifak kalıcı değil. Dün yan yana duranlar bugün karşı karşıya gelebiliyor. Tıpkı tarih boyunca olduğu gibi… Roma ile Palmira’nın, Bizans ile yerel güçlerin, hatta Haçlılar ile bölgedeki bazı aktörlerin zaman zaman kurduğu beklenmedik ilişkiler gibi.

Bugün de benzer bir tablo var: Esnek ittifaklar, geçici ortaklıklar ve sürekli değişen bir denge arayışı. Çünkü bu coğrafyada güç, sabit değil; akışkan.

Ve belki de en kritik nokta şu: Bu topraklarda ayakta kalmak, güçlü olmaktan çok, dengeleri doğru okumayı gerektiriyor. İran’ın hamleleri, Irak’ın kırılgan yapısı, bölgesel ve küresel aktörlerin hesapları… Hepsi aynı büyük oyunun parçaları.

Tarih bize bazen yüksek sesle değil, ince bir ironiyle konuşur:

Palmira’nın ihtişamı da, Zenobia’nın cesareti de, Bizans’ın gücü de kalıcı olmadı.

Ama Suriye kaldı.

Ve belki de en çarpıcı gerçek şu:

Suriye, tarihin yazıldığı yer değil… Tarihin tekrar tekrar yazıldığı yer.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün