Sınırı yok. Bedenlerimizin sınırlı olduğunu düşünüyoruz. Boyumuza, kilomuza göre kapladığımız alan kadar olduğumuzu sanıyoruz. Ama işin aslını söyleyeyim size?
Öyle değil. Öyle değilmiş yani. Bedenimize dışarıdan bakmak yerine, belki ne bileyim aynadan bakar gibi bakmak yerine, bedenlerimizle yapabileceklerimizin izini sürsek, kaslarımızın sınırsızlığımızı fark edeceğiz. Hele bunu sadece sporla değil ama dans ederek yapsak, sadece bedenimizin değil, ruhumuzun da sınırsızlığını fark edeceğiz.
Ancak hiç kolay değil. Dansın özü kendini müziğin ruhuna bırakmak ve -müzikle hareket etmekten öte- müziğin içinde akmak olsa da, yeni teknikleri, daha önce denemediği bir esnekliği denemek, hele de çocukluktan ergenliğe oradan da yetişkinliğe geçerken unutmuşsanız size bu yaşamda doğal olarak hediye edilen akış becerisini, kısıtlamışsanız kendinizi toplumun ön gördüğü hareket kurallarına, utanmışsanız toplum içinde ve hatta kendi kendinize dans etmekten, önce kendiyle, yeri gelince partneriyle savaşıyor gibi hissettiriyor dans etmek insanı. Bazan sol ayak yerine sağ ayak ilerliyor inadına. Herkes sağa dönerken siz kendinizi sola döner buluyorsunuz tekrar tekrar. Sol kol, üzerine kapanması gereken sağ kolun altına giriyor. Hareketi doğru yapayım derken tempoyu kaçırıyorsunuz… Müzik hızlanıyor siz yetişmiyorsunuz, yavaşlıyor bu sefer siz hızlı kalıyorsunuz. Olmuyor. Partnerin yönlendirici dokunuşunu hissetmiyorsunuz. Yine de zamanla, denedikçe, hele de siz vazgeçtiğinizde bile sizden vazgeçmeyen harika hocalara sahipseniz, üzerinde çalıştıkça, yavaş yavaş esniyorsunuz. Beyniniz esniyor bedeniniz gibi. Ruhunuz esniyor. Bir an geliyor beyin aradan çekiliyor, sınırlarınız muğlaklaşıyor, müzik ruhunuza işliyor. Öğrenmeye çalıştığınız tekniğin mekaniğinden uzaklaşıyor ritimle bütünleşiyorsunuz. İçinizde patlayan ateş dünyayı aydınlatıyor.
O gün benim için bugün değil. Henüz değil. Öte yandan sınırsızlığımı keşfetmeye başlamak üzere o ilk adımı atmak için bugün iyi bir gün. O yüzden çalışmaya, denemeye devam ediyorum. Öyle bir hal ki denedikçe, esnemeye baktıkça, dansın mekaniğini keşfetmeye çabaladıkça… Hiçbir şey olmuyor gibi görünse de size bir şeyler oluyor. Toprağın altında tohumun büyümesi gibi bir hal bu. Zaman, kan, ter, çaba… Derken bir anda bir eşik atlıyor insan. Dün sahip olmadığınız kıvraklık, bir anda sizi ele geçiriyor. Mantarın bir gecede pıt diye toprağın üstüne pırtlaması gibi bir durum bu. Biriktirdiğiniz çaba bir anda açığa çıkıyor, bir bakıyorsunuz o geçilmez sandığınız eşik -hangi ara bilinmez- geçilivermiş.
Siz kendi eşiğinizi aştıkça dans partnerlerinizle uyumunuz da artıyor. Ayrım bitiyor. Ayrım bitiyor derken kendiyle savaşmayı bırakan dansçı, partneriyle savaşmayı da bırakıyor. Müzikle ve birbiriyle dans etmek yerine iki kişi bir bütün olarak müziğin içine akmaya başlıyor. Tekniğin ötesinde müziğin duygusallığına ulaşıyorsunuz. İşte o zaman içinizde yanan ateş sizi kavurmak yerine dünyayı aydınlatmaya başlıyor. Savaş bitiyor, duygular birliğe akıyor.
Dünyanın daha fazla savaşa değil, daha fazla dans etmemize ihtiyacı var.