İnsani arıza - Bölüm 2

Dalia MAYA Köşe Yazısı Sesli Dinle
11 Mart 2026 Çarşamba

“Yaşamış olmak, sevmiş olmak. Anlıyor musun, Lee? Zaman hepimizi sakat bırakıyor. Fiziksel olarak olmasa bile, içten içe mutlaka. Bizden geriye hiçbir şey kalmıyor, en azından bir zamanlar önemli olduğunu düşündüğümüz şeylerden. Hayatta gerçekten önemli olan tek ders bu. Şu anda ve burada kalmak, kendini tamamen hissetmek, tüm öfkenle, hayal kırıklığınla, acınla ve tutkunla, her ne ise. Artık hiçbir şeyi erteleme, hayatını kendi istediğin gibi yaşa, başkalarının senden beklediği gibi değil. Hayat senin, ama onu istemen gerekiyor.”
Matthias Göritz, Güneş Dil

Pluribus’taki Carol karakteri, o huzurlu kovan zihnine neden bağışık? Belki de hayatını istediği gibi yaşama arzusundan dolayı. Tüm öfkesiyle, acılarıyla, kayıpları ve anılarıyla. Şimdi ve burada. Belki de Göritz’in vurguladığı o ‘insani arıza’, yani acı çekme ve sorgulama yeteneği sayesinde. Harari bu yeni distopik çağda hayatta kalmak için toplumsal ve bireysel bağlamda iki temel öneri sunuyor:

Toplumsal olarak
Global yasalar oluştur. Veri Kolonizasyonuna Dur De! Veriyi sınırla ve gücü verinin eline verme. AI’ın hukuksal bir birey olmasına izin verme. Bankada hesap açamasın, mahkemede etkin olamasın. Ve insanı taklit edemesin. İletişimde olduğun varlığın gerçek bir insan mı yoksa AI mı olduğunun mutlaka bilinir olması gerek. Tıpkı 1930’ların sığınmacı profesörlerinin akademik özgürlüğü savunması gibi, bizim de bugün ‘veri özgürlüğünü’ savunmamız gerekiyor. Harari’nin önerisi net: Verinin tek bir merkezde (ister bir diktatörde ister dev bir şirkette) toplanmasına izin vermemek. Toplumsal düzeyde şeffaflık ve denetim mekanizmaları kuramazsak, Pluribus’taki o ‘mutlu ama köle’ topluma dönüşmemiz işten bile değil.

Bireysel olarak
Kendini tanı (ama gerçekten)! Eski bilgelerin ‘kendini bil’ öğüdü artık bir kişisel gelişim klişesi değil, bir hayatta kalma stratejisi. Eğer kendi zayıflıklarınızı, korkularınızı ve arzularınızı AI’dan daha iyi tanımazsanız; o algoritma sizi hackleyecek. Tıpkı şu anda da sosyal medyanın (ve hatta politikacıların) sizi hackleyerek global bir polarizasyon /ötekileştirme yarattığı gibi. Dünya çapında yükselen polarizasyonun suçunu algoritmalara atıyor Harari. “Algoritma için önemli olan sizi orada ve aktif tutabilmek. Ne kadar uzun süre sizi orada ve aktif tutabilirse o kadar başarılı. Sizi orada tutan ne peki? Korku ve nefret, ezcümle düşmanlık. Şefkat ve sevgi dolu içeriklerde ortalama takılma süresi 20 dakika iken nefret söylemlerinde bu süre iki saate uzayabiliyor. İkilik, düşmanlık o yüzden bu çağın ruhuna dönüştü. Ayrıca bilgiye sahip olmak, kod yazmak dönemi geçti. Bilgi konusunda asla AI’ı geçemezsiniz. Ama AI da duygusal zekâ konusunda -en azından önümüzdeki 25-30 yıl boyunca- size yetişemez. O yüzden şimdi kendini bilenlerin, sosyal becerilerini, gerçek insani ilişkiler kurabilme gücünü ve bedensel motor becerilerini geliştirebilmek hayatta kalabilmek için önemli. Harari’ye göre 21. yüzyılın en büyük becerisi, bildiğiniz her şeyi unutup ‘yeniden öğrenme’ kapasitesidir. Bilinmezlik ve kaos karşısında var olabilmenin temel şartı da esnek bir zihne ve uyumlanma becerisine sahip olmaktır. Bilgiden çok spiritüalizmin çağıdır.

Son söz: Robotlaşmadan kalabilmek

Yazıyı bitirirken kendime soruyorum: Carol’un eleştirel aklını kullanarak kovana girmeyi büyük bir güçle reddetmesine rağmen -çünkü hayat onun ve onun da kovana girmeyi istemesi lazım- hem yaşamını idame ettirebilmek için ihtiyaçlarını temin ederken hem de sorgulamalarına cevap ararken kovanın bilgisini kullanması onu kovan zihninin bir parçası mı yapıyor yoksa Carol teknolojiyi ‘insan kalma’ çabasında bir kaldıraç olarak mı kullanıyor?

Bu satırları bir AI ile iş birliği yaparak yazıyor olmam, beni kovan zihninin bir parçası mı yapıyor, yoksa teknolojiyi ‘insan kalma’ çabama bir kaldıraç olarak mı kullanıyorum?

Göritz’in romanındaki profesörler gibi, belki de biz de kendi İstanbul’umuzu -yani kendi özgürlük alanımızı- kurmak zorundayız. Işığın (Güneş Dil), Sinyalin (Pluribus) ve Verinin (AI) savaştığı bu çağda; bizi kurtaracak şey ne mutlak mutluluk ne kovanın sunduğu sahte huzur ne de kusursuz algoritmalardır.

Kabalist öğretiye göre dünya üç sütun üzerinde kuruludur. Bir tarafta sevgi sütunu, diğer tarafta kanun sütunu. Ortada her iki sütunu dengeleyen uyum sütunu. Bizi kurtaracak olan, sanıyorum, Carol’un elindeki o tehlikeli eleştirel düşüncedir, o ‘arızalı’, sorgulayan ve sürgün edilmeyi göze alan bireysel irademizdir. Asıl cennet, herkesin aynı şarkıyı söylediği bir kovan değil; her sesin kendi notasını özgürce, hatta bazen detone olarak çıkarabildiği o kaotik ama gerçek dünyadır. Ama yine de kurallara gerek vardır. Gerçek cennet huzurla, düzenin denge ve uyum içinde titreştiği bir dünyadır.

MERAKLISINA NOT:

-E Pluribus Unum üzerine kısa bir not:
Dizinin adı Pluribus, ABD'nin ‘Çokluktan Birliğe’ sloganından gelse de, dizi bize bu birliğin bir ‘tek tipleşme’ (homojenleşme) tehlikesi taşıdığını hatırlatıyor. Oysa gerçek birlik, farklılıkların bir arada olmasıdır; hepsinin aynı olması değil. Carol’un mücadelesi aslında ‘çokluktan tekliğe’ gidişe bir isyandır.

-Dijital detoks ve ‘insan’ kalma egzersizi:
Harari’nin ‘yeniden öğrenme’ ve ‘zihinsel esneklik’ önerisini ciddiye alıyorsanız, küçük bir deney yapabilirsiniz. Bir gün boyunca hiçbir algoritmanın (sosyal medya, navigasyon, müzik listesi önerileri) sizi yönlendirmesine izin vermeyin. Kaybolun, yanlış yola girin, evinizdeki birbirine uymayacağını düşündüğünüz malzemelerle hiçbir yere danışmadan uyduruk bir yemek yapın ya da hiç sevmediğiniz bir şarkıyı sonuna kadar dinleyin, hatta o şarkıya eşlik edin. Detone olmaktan korkmayın; çünkü robotlar asla yanlış yola sapmaz, ama sadece insanlar yeni yollar keşfeder.

-Bu yazının ilk bölümünü kaçırdıysanız 25 Şubat sayısında bulabilirsiniz. Bilgisayardan gitmek isteyenlere ise link burada https://www.salom.com.tr/koseyazisi/140080/insani-ariza-bolum-1

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün