“Tren hareket eder. Adamın biri sorar: ‘Treni hareket ettiren şey nedir?’
Oradan geçen bir köylü şeytanın hareket ettirdiğini söyler. Öbürü, ‘tekerlekleri döndüğü için hareket ediyor’ der. Üçüncüsüne göre trenin hareket etmesinin sebebi, bacasından çıkıp rüzgâra karışan dumandır…
Tarihin konusunu oluşturan şey, insanın iradesi değil, bizim o iradeyi nasıl algıladığımızdır.
Bu sözler, ünlü Rus yazarı Lev Tolstoy’un yazdığı ve dünya edebiyatının en ünlü romanlarından biri olan ‘Savaş ve Barış’ın ikinci epilogunda yer almakta. Bu pasaj, Tolstoy’un tarih felsefesini tasvir eden ve tarihe mal olmuş sözleri olarak kabul edilmekte.
‘Savaş ve Barış’, 1812’de Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız Ordusu’nun savaş açtığı Çarlık Rusya’sının kalbi olan Moskova’ya girmesini odağına yerleştiren tam 1000-1200 sayfalık hem epik bir roman hem de derin bir felsefi-ahlaki sorgulama eseridir.
Roman iki düzlemde kendini var eder. İlki Fransa-Rusya Savaşı’nın cephedeki muazzam felaketleri ve generallerin davranış biçimini ele alırken, ikinci düzlemde ise savaşın gölgesinde, özellikle Rus aristokrasisindeki bireysel ilişkiler ile aşk, tutku, özlem, intikam gibi en temel insani duyguları, savaş yokmuşçasına tecrübe eden sıradan hayatları anlatmaya çalışır.
Roman aynı zamanda alt metinler yardımıyla okuyucunun savaşın anlamsızlığını ve absürtlüğünü kavramasına çalışır.
Napolyon Bonapart, düşmanı olan Britanya İmparatorluğu ile abluka yıllarından sonra tekrar ticari ve askeri ilişki içine giren Rusya’yı cezalandırmak ve bu ilişkiyi sekteye uğratmak amacıyla tam 615 bin askeriyle Rus topraklarını işgale başlar; hatta beş buçuk ay süren savaşın sonlarına doğru Moskova’ya bile girer.
Ancak Rus generaller, kara kışın ortasında Fransız Ordusu’nun hem askerlerini hem de atlarını aç bırakacak stratejiler geliştirince, Bonapart’ın ordusu büyük kayıplar verir ve zorunlu olarak geri çekilmeye başlar. Bu süreçte de lojistik imkânlarını kaybeden ordu büyük zayiat vermeye devam eder. Savaşın sonunda her iki devlet de savaş öncesi durumlarına geri döner, ama Fransız ordusu 500 binden fazla askerini kaybeder. Rus tarafında sivillerle birlikte bir milyona yakın kayıp oluşurken, geriye tamamen yanmış bir Moskova şehri kalır.
Birileri bir karar alır, boşu boşuna beş buçuk ayda tam 1,5 milyon insan ölür. Geriye kalan ise her iki toplumdaki büyük yıkım olur…
***
Tolstoy’un bu romanda vücut bulduğu tarih felsefesi, determinist ve neden-sonuç ilişkilerine önem veren bir yaklaşımdayken, tarihin tek bir adamın kararları, iradesi veya tek bir nedenin neticesi olarak oluştuğu fikrini reddeder. Tolstoy, bu romanıyla aksine, tarihin milyonlarca sıradan insanın davranışlarının, tesadüflerin ve zorunlulukların toplam sonucu olduğunu savlar. Zira ona göre özellikle savaşların insanın aklının kavrayamayacağı kadar karmaşık ve korkunç bir kaos olduğunu söyler. Tolstoy, romanın sonlarına doğru şöyle der:
“Bir savaşın sonucunu, bir komutanın iradesine bağlamak, gelgitleri tek bir dalgayla açıklamaya çalışmak gibidir.”
Diğer bir deyişle, Tolstoy’a göre, özgür sandığımız birey, birçok başka faktörün yönlendirmesi ve kimi zorunluluklar yüzünden bir karar alır.
***
Tolstoy, özgür irade veya özgür ruh kavramlarında, Spinoza’nın deterministik dünya ve doğa görüşünden çok etkilenmiştir. Roman taslaklarında çoğu kez Spinoza’ya ve fikirlerine yer verildiği görülür.
Spinoza’ya göre evren tamamen deterministtir: Her şey Tanrı’nın ya da Doğa’nın (Deus sive Natura) zorunlu yasalarına göre belirlenir. Hiçbir şey ‘kendiliğinden’ veya ‘özgür iradeyle’ olmaz.
Spinoza, ünlü Ethica eserinde şöyle der: “İnsanlar kendilerini özgür sanırlar; çünkü eylemlerinin bilincindedirler ama onları belirleyen nedenleri bilmezler.”
Spinoza’nın meşhur örneği vardır bu konuda: “Taş, havaya atılıp düşerken ‘ben özgürce düşüyorum’ dese, yanılır,” der. Bu, tıpkı insanların ‘ben özgürce karar veriyorum’ demesi gibidir. Zira bir kararı, insan kendi özgür iradesi ile almaz; insan, taşın kendi iradesi ile değil de yerçekiminden dolayı yere düştüğü gibi, kimi başka zorunluluklar sonucu o kararı alır.
Spinoza’ya göre her sonucun, bilsek de bilmesek de bir nedeni veya nedenleri vardır. Bu nedenle insanın, davranışlarının özgür irade ile gerçekleştirdiğini sandığını ama burada yanıldığını savlar.
İnsanın ancak o nedenleri anladığı anda gerçek özgürlüğüne kavuşacağını da söyler.
Tolstoy’un yöntemi bir noktada Spinoza’dan ayrılır: Spinoza geometrik bir zorunluluk sistemi kurarken, diğer bir deyişle nedenselliği tek bir yapıya indirirken, Tolstoy çeşitli faktörleri göz önüne alarak nedenselliği dağıtır.
Yine de her iki düşünürde de insan, nedenlerin öznesi değil, taşıyıcısıdır.
Spinoza’da zorunluluğun kavranması, bireyi akli özgürlüğe taşır.
Tolstoy’un etik tutumu daha çok pasif bir kabulleniş ve Hristiyan ahlakına yakın bir alçakgönüllülük içerir.
***
Savaş ve Barış’ın en önemli mesajı insanın mutlak özgür olduğu yanılsamasını bırakıp tarihin daha büyük, görünmez yasalarını tanıma gereği üzerinedir.
Savaş ve Barış, açıkça dillendirmese de savaş karşıtı bir romandır aynı zamanda. Ancak savaşlar her daim devam etmekte.
Günümüzde de savaş karşıtı olanlar bu dünyayı değiştiremediler ama dünya da onları değiştiremedi.
Bu da dünyaya dert olsun.