Tevfik Fikret, 1901’de yazdığı ama sansür korkusundan ancak 1908’de yayınladığı ölümsüz ‘Sis’ şiirinde, İstanbul Boğazı’nı saran kesif sisi tasvir ederken, aslında dönemin büyük zorluk ve sıkıntılarının yarattığı umutsuzluğu ve geleceğe dair derin belirsizliği anlatmak istemişti. Şair, dönemin yarattığı bu belirsiz geleceği sis metaforuyla belirtirken, hissettiği kaygıdan kurtulmak için umudu tazelemeye çalışmış ama cevapları sisin içinde adeta kaybolmuştu.
***
Sis’in yazılışından 125 yıl sonra bu kez post modernizmin eseri küresel belirsizliğin sisi tüm dünyayı sarmış durumda.
II. Dünya Savaşı sonrası özellikle Batı’nın kurduğu ve sağlam temeller üzerine inşa ettiği demokrasi ve kurumları bugün popülist siyasetçilerin elinde dağılma evresine girmiş durumda. Kapitalizmin yarattığı büyük eşitsizlik bu tür liderlerin yolunu açarken ekonomi ve siyasette geleceğe dair yaşanılan belirsizlik tüm dünyada birey temelinde kaygı uyandırıyor. Birey, bu sis tabakası içinde yolunu bulmaya çalışırken başına ne geleceğini öngöremiyor.
Hepimizi, kimi önemli evrensel kuralların çiğnenmesiyle öngörülemez bir gelecek bekliyor. Üstelik sis her geçen gün daha da yoğun hale geliyor. Her alanda anlam kaybı yaşanıyor. Hakikat sisin içinde kayboluyor.
İnsanlar, ekonomideki ve siyasetteki belirsizlikten dolayı, “Acaba yarın aynı hayatı sürdürebilecek miyim?” sorusunu soruyor. Bu kolektif kaygı, bireysel varoluşsal bir ağırlığa dönüşüyor.
Ünlü düşünür Kierkegaard, ‘kaygı’ - ‘angst’ kavramını, geleceğin sonsuz olasılıklarının ağırlığı olarak tanımlar. İnsan özgür seçimleriyle karşı karşıya kaldığında henüz gerçekleşmemiş gelecek, diğer bir deyişle belirsizlik onu ezer. Bugün, belirsizlikten kaynaklanan günümüz ekonomik ve siyasi şoklar bu varoluşsal rahatsızlığı kitlesel bir kaygıya dönüştürmekte.
Jean Paul Sartre ise, insanların belirsizlikten kaçmak için “sistem böyle, ben bir şey yapamam” diyerek sorumluluktan sıyrıldığını savlar ve bu davranış biçimini ‘mauvaise foi’ - ‘kötü niyet’ olarak adlandırır. Günümüz politik ve ekonomik krizlerde milyonlarca insan sanki aynı ‘kötü niyet’ içinde: “Seçimler, piyasalar, savaşlar… Ben ne yapabilirim ki?” derken aslında özgürlüğünü inkâr ediyor.
Sartre’a göre kaygı, bu özgürlük sorununun farkına varılmasının acısıdır. Ona göre, bu acıdan kaçmak yerine onu kabul etmek, daha sağlıklı bir hayata kapı açar.
Bir başka düşünür Erich Fromm modern insanın ‘kaçış mekanizmaları’ndan bahseder. Ona göre belirsizlikten korkan birey otoriteye veya milliyetçi aidiyete sığınır. Fromm, bireyin görevinin, “Güvenliği hissetmekten öte güvensizliği tolere edebilmesidir,” der…
Bugün bütün bu ekonomik ve siyasi belirsizliğe ek olarak, yapay zekanın çok yakın zamanda yaşatacağı ama bugünden öngörülemeyen muğlak devrimleri dünyanın her köşesindeki insanı daha da kaygılandırıyor. Zira büyük devletlerin iklim krizinin çözümünde bile ortak kararlar alamamalarına şahit olunması, yapay zekâ konusunda da benzer kaotik durumun yaşanacağını gösteriyor…
***
Kanada Başbakanı Mark Carney’in geçtiğimiz ay Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı ve büyük ses getiren konuşması dünya çapında yaşanılan bu belirsizlik ve çıkış yolları üzerineydi. Carney konuşmasında, günümüzdeki siyasi ve ekonomik belirsizliğe atfen, kurallara dayalı uluslararası düzenin artık geri dönülemez bir şekilde kırıldığını iddia etmişti. Yaşanılan dönemin başta ABD olmak üzere büyük devletlerin kuralsızca davranmalarının yarattığı bir kırılma olduğunu, ekonomik tehditlerin teamüller dikkate alınmadan havalarda uçtuğu, küresel kurumların etkisizleştiği ve demokratik yapıların önemli yaralar aldığı bir dönemi yaşadığımızı ifade etmişti.
Carney özetle, yaşadığımız küresel belirsizliği tasvir etmiş ve eski yolun bittiğini, yeni yolu ise orta güçlerin birlikte inşa etmesi gerektiğini söyleyerek dünyaya yeni bir yön göstermişti.
Bu yaklaşım tam da Kierkegaard ve Sartre’ın kaygıyı özgürlüğe dönüştürme fikriyle paralellik çizmekte. Diğer bir deyişle Carney’in önerisi, belirsizliği kabul edip, bundan yola çıkarak yeni bir eylem alanı yaratmak olarak görülebilir.
***
Tevfik Fikret’in sisi yeni bir dönemin başlaması ile dağılmış ve belirsizlik ile kaygı sona ermişti.
Kierkegaard’ın işaret ettiği gibi kaygı aynı zamanda özgürlüğün de habercisidir.
Ne yapılacağının bilinmediği anda ne istenildiğinin de fark edilme şansı doğar.
Belki de sis perdesinin ardında sadece kaygı ve belirsizlik değil, yeni bir başlangıç imkânı da gizlidir.
İnsanlığın ortak düşmanı belirsizliğe savaş açma zamanıdır bugün.