“Bir ulus, savaşın ne olduğunu en iyi onu kaybettiğinde anlar.”
— Ho Chi Minh
Tarih bazen farklı coğrafyalarda aynı soruyu yeniden sorar: Askerî güç gerçekten siyasi sonuç üretir mi? Bugün İran, İsrail ve Amerika arasında giderek sertleşen gerilim konuşulurken birçok analist istemeden de olsa başka bir savaşı hatırlıyor: Vietnam Savaşı.
Aralarında yarım yüzyıl, farklı kıtalar ve farklı aktörler var. Ancak büyük güçlerin savaşları söz konusu olduğunda bazı benzerlikler şaşırtıcı derecede tanıdık görünüyor. Vietnam’da yaşananlar ile bugün Ortadoğu’da şekillenen kriz arasında stratejik açıdan önemli paralellikler bulunuyor.
Vietnam: Askerî Gücün Sınırı
Vietnam Savaşı, modern tarihin en uzun ve en maliyetli çatışmalarından biriydi. ABD, 1965 ile 1973 arasında Vietnam’da 2,7 milyon asker görevlendirdi. Savaş boyunca 58 binden fazla Amerikan askeri hayatını kaybetti, yaklaşık 300 bini yaralandı.
Vietnam tarafındaki kayıplar ise çok daha ağırdı. Kuzey Vietnam ve Vietkong güçlerinin yaklaşık bir milyon askeri, sivillerle birlikte iki milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Savaşın ekonomik maliyeti de devasa boyutlara ulaştı. ABD için Vietnam Savaşı’nın toplam maliyetinin bugünün parasıyla 1 trilyon dolara yakın olduğu hesaplanıyor.
Ancak belki de daha önemli olan sonuç şuydu: ABD askeri olarak üstün olmasına rağmen stratejik hedeflerine ulaşamadı. 1975’te Saigon düştüğünde savaş, askeri gücün siyasi sonuç üretmede her zaman yeterli olmadığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti.
Ortadoğu’da Yeni Bir Gerilim
Bugün İran, İsrail ve Amerika arasındaki gerilim henüz Vietnam ölçeğinde bir savaş değil. Ancak askeri operasyonlar ve karşılıklı saldırılar bölgenin hızla genişleyebilecek bir çatışma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.
Son aylarda ABD ve İsrail’in İran’daki askeri altyapıya yönelik operasyonlarında binlerce hedefin vurulduğu belirtiliyor. Çatışmalarda İran tarafında binlerce can kaybı olduğu, İsrail ve ABD tarafında da askeri kayıpların yaşandığı bildiriliyor.
Savaşın ekonomik etkileri ise daha ilk aşamada hissedilmeye başladı. ABD’nin operasyonlar için yaptığı harcamaların 10 milyar doların üzerine çıktığı ifade edilirken, petrol fiyatları kısa sürede 100 dolar seviyesinin üzerine tırmandı.
Ortadoğu’da savaşın bir başka özelliği de cephelerin yalnızca iki ülkeyle sınırlı kalmaması. İran’ın bölgedeki müttefikleri olan Hizbullah, Irak’taki Şii milisler ve Yemen’deki Husiler bu denklemin önemli parçaları. Özellikle Lübnan’daki Hizbullah’ın elinde on binlerce roket ve füze bulunduğu tahmin ediliyor.
Vietnam’dan Farklı Ama Tanıdık Bir Denklem
Vietnam ile Ortadoğu’daki gerilim arasında elbette önemli farklar var. Vietnam’da ABD doğrudan bir kara savaşı yürütüyordu. Bugün ise savaş daha çok hava operasyonları, füze saldırıları ve vekil güçler üzerinden şekilleniyor.
Ancak iki çatışma arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunuyor: asimetrik savaş gerçeği.
Vietnam’da ABD dünyanın en güçlü ordularından birine sahipti; ancak karşısında klasik bir ordu değil, gerilla taktikleri kullanan bir yapı vardı. Bugün Ortadoğu’da da benzer bir durum söz konusu. İran, doğrudan konvansiyonel bir savaş yerine bölgesel müttefikleri ve milis güçleri üzerinden bir strateji yürütüyor.
Bu durum savaşın sınırlarını belirsiz hale getiriyor. Çünkü cephe hattı sabit değil; Irak’ta, Lübnan’da, Suriye’de ya da Yemen’de aniden yeni bir çatışma alanı ortaya çıkabiliyor.
En Büyük Risk: Savaşın Yayılması
Vietnam Savaşı, Soğuk Savaş’ın en önemli cephelerinden biriydi. Bugün Ortadoğu’da yaşanan kriz de benzer şekilde küresel güç dengelerini etkileyebilecek bir potansiyele sahip.
Rusya ve Çin şimdilik doğrudan çatışmanın dışında kalmayı tercih ediyor. Ancak enerji güvenliği, ticaret yolları ve jeopolitik rekabet nedeniyle kriz derinleşirse bu ülkelerin pozisyonları da değişebilir.
Böyle bir durumda Ortadoğu’daki bir çatışma yalnızca bölgesel bir savaş olmaktan çıkıp küresel güç rekabetinin yeni bir sahnesine dönüşebilir.
Tarihin Hatırlattığı Ders
Vietnam Savaşı’nın üzerinden yarım yüzyıl geçti. Ancak o savaşın bıraktığı en önemli ders hâlâ geçerli: askeri güç her zaman siyasi zafer anlamına gelmez.
Bugün İran, İsrail ve Amerika arasında yükselen gerilim de benzer bir soruyu yeniden gündeme getiriyor. Bu kriz sınırlı bir çatışma olarak mı kalacak, yoksa daha geniş bir savaşın başlangıcı mı olacak?
Tarih bize şunu gösteriyor: Savaşlar başladığında stratejik hesaplar konuşur. Ama bittiğinde geriye çoğu zaman yalnızca yıkımın ve kayıpların bilançosu kalır.