Bizden geriye kalan

Avram VENTURA Köşe Yazısı
4 Mart 2026 Çarşamba

İyi ki her gün yazmak gibi bir zorunluluğum yok! Keyfim oldukça, aklıma bir şey düştükçe klavyenin başına geçiyor, düşündüklerimi ekrana aktarıyorum. Bazen günlerce tek bir satır olsun yazamazken, gün oluyor sözcükler su gibi akıp gidiyorlar. Güncel konuları yakalama kaygım da olmayınca, bir dosyada topladığım yazıları, üstünde değişikler yaparak istediğim zaman yayımlayabiliyorum. Meslekleri sürekli yazmak, gündemi yorumlamak zorunda olanları düşünüyorum da, işleri gerçekten zor!

Bu konu üstünde düşünürken, Çetin Altan’ın 28 Nisan 1960 tarihli, Taş başlıklı köşesinde yer alan, tek satırlık yazısını anımsadım. Şöyle diyordu: “Bugün canım yazı yazmak istemiyor.” Yalnızca bu kısa tümce, aslında neleri söylemiyor ki… Bezginlik, yılgınlık, umarsızlık… Belki de dile gelmeyen, bastırılan bir çığlık! Kimi zaman gösterdiği suskun bir duruş, yazarın köşesinde günlerce anlatacaklarından daha etkin olabiliyor. Nitekim o gün yayımlanan bu tümcenin, Altan’ın binlerce yazısından daha çok konuşulduğunu söyleyebiliriz. 

Bir şair düşünün, yüzlerce şiir yazmıştır, ama yıllar sonra yalnızca birkaç şiir ya da dizesiyle onu anıyoruz. Daha doğrusu onları severek, alıntılayarak, paylaşarak dile getirdikçe belleğimizde canlı kaldıklarını görüyoruz. Yine kimi yazarın onca kitabının içeriği unutulmuşken, bakıyoruz bir sözü yeri geldiğinde dilimizin ucundadır. Benzer anımsamaları diğer sanatçıların yapıtları ya da onların adları için söyleyebiliriz. Kuşkusuz bu sözlerle bir genelleme yapmak istemiyorum. Öyle ki sevdiğimiz, tutkunu olduğumuz bir şair, yazar ya da sanatçıyla ilgili herkesten çok bilgi sahibi olmamızı da çok doğal karşılıyorum.

Ünlü Divan şairi Bâki’yi yeterince tanımasak da bir gazelinden, çok bilinen bir dizesini anımsatmak isterim: “Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.” Bu dize hem şairin adını içermesi hem de getirdiği zengin çağrışımlarla, konumuza güzel bir örnek sayılabilir. Elbette ki hepimiz bu dünyadan bir hoş sadâ bırakarak ayrılmak isteriz. Bunu da ancak olumlu yaklaşımlarımız kadar, geride bıraktığımız tinsel ve maddesel değerlerle başarabildiğimizi düşünüyorum.

Sözü aldık, nereden nereye getirdik. 

Aslından bizden geriye kalacak olan nedir, diye düşünüyordum. Birkaç dize ya da birkaç söz, kim bilebilir ki?

Bugüne değin dünya sahnesinde yer almış, milyonlarca insan içinden kaçının izlerini sürebildiğimizi düşünelim. Kimini yaratıcılığı, kimini buluşları, kimini keşifleri, kimini sanatçılığı, kimini düşünürlüğü nedeniyle anımsıyoruz. Geride bıraktıkları bu izlerle, her biri günümüz edebiyat, sanat, bilim ve uygarlığının gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Lanetle anılanları konumuzun dışında bırakıyorum.

Sanat, edebiyat ya da bilimle hiç işimiz olmayabilir; ama insan olarak, bizden geriye tek bir şeyin kalmasını sağlayabiliriz:

Sevgi!

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün