Sorular

Avram VENTURA Köşe Yazısı
18 Şubat 2026 Çarşamba

Okul dönemimde doğrusu çekingen bir çocuktum. Sınıfta el kaldırmaktan, bir konuyu anlatmaktan, soru sormaktan sürekli kaçınırdım. Yıllar sonra düşünmüşümdür: Bilgisizliğimden mi korkardım, yoksa küçük düşmekten ya da özgüven eksikliğinden mi? Tüm öğrenim yılları boyunca çalışkan bir öğrenci olmadığımdan, tümüyle belki de… Okul dönemim gerçi çok geride kaldı, ama başkalarına olduğu kadar, kendime sormam gereken sorular hiç eksilmedi. Deneme yazılarıma da bu sorgulamanın yansıdığını görüyorum. Genel olarak şunu söyleyebilirim:

Doğru soruyu sormak için yetenekliliğimiz kadar, konu hakkında bilgili olmamız gerekiyor. Neden, niçin ya da nasıl diye sorarken, alacağımız yanıtın bizim için doyurucu olması, sanırım konuyla ilgili altyapımızın birikimiyle doğru orantılıdır. Hiç bilgimiz olmayan bir alandaki açıklamaları, ne denli dikkatle dinlesek de doğal olarak anlayamayız. Hele konu bilim ya da sanatın bir dalı olursa…

Nitekim bir gazetecinin, İzafiyet Teoremiyle ilgili bir sorusuna karşılık Einstein ona bir omletin nasıl yapılacağını sormuş. Daha bir yanıt beklemeden, ocağın, tavanın, yumurtanın, yağın, kısaca omlet yapmak için gerekli olan her bir şeyin ne olduğunu hiç bilmediğini varsayarak anlat, diye eklemiş.

Bir başkasına soracağımız sorular merakımızı giderebilir, bilmediklerimiz için öğrenme fırsatı yaratabilir. Oysaki kendi kendimize sorabileceğimiz öyle yalın sorular vardır ki, bu daha ilerdeki arayışlarımız, araştırmalarımız, buluşlarımız için birer kıvılcım, birer çıkış noktası olmaktadır. Bir başka deyişle arayışlarımız için kuşku duymak demek, sürekli sorular üretmektir.

Arayış deyince Elie Wiesel’i anımsadım. Amerikalı, Nobel Barış Ödülü almış bu yazar, İngilizcede soru anlamına gelen “question” sözcüğünü çok severmiş; içinde, arayış anlamına gelen “quest” sözcüğünü içerdiği için!

Doğrusu ilginç bir gözlem: Soru sözcüğü, içinde yanıtını bulmamız için gereken bir eylemin de sözcüğünü barındırıyor.

Soru sorarken öncelikle düşünüyoruz: Neyin yanıtını bulmaya çalışıyoruz? O yanıt niçin önemlidir? Bizim için yararı nedir? Bu ve benzer sorular arayışımızın temelini oluşturmakta, yeni arayışlara yönlendirmektedir. Öyle ki yayından fırlamış bir ok nasıl hedefini vurmaya çalışırsa, insan da sorularını dile getirdiği andan başlayarak, sürekli bu yanıtların peşindedir.

Konuya yoğunlaşmışken Pablo Neruda’nın, Sorular Kitabı’ndaki şu dizeler üstünde de düşünebiliriz:

Ne aradığımı bu dünyada  

kime sorabilirim, var mı bilen?

Sorular yaşantımızdan hiç eksilmiyor. Aslında bunların, yanıtlardan daha önemli olduklarını düşünüyorum. Şairin dediği gibi bu arayış içinde, bu dünyada ne aradığımızın, kim olduğumuzun yanıtı, hayatımıza bir anlam katması açısından daha çok değer taşıyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün