Sevgili, sevgi ve ötesi

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
18 Şubat 2026 Çarşamba

 14 Şubat’ta gökten adeta yıldız yağmuru gibi küçük küçük kırmızı kalpler yağdı. Vitrinler bir hafta önce ‘Sevgililer Günü’ için kırmızı balonlar, aşk nağmeleri ile süslendi. Ekonomi şehrin her yerinde değilse de, bir süreliğine canlandı. Sevgilisi olmayan, ya da o yaş heyecanını gerilerde bırakanlar ise olayı, ‘Sevgi Günü’ ilan etti. Bu kez WhatsApp mesajları akın etmeye başladı.

Kutlamanın her türlüsü güzel. En azından kısa süreliğine de olsa havadaki olumsuz enerjiyi yok ediyor.

Sevgililer Günü turizmi de canlandırıyor. Genç çiftlerin hafta sonunu şehir dışında kutlamak için heyecanlı planlama süreci bile adrenalini yükseltiyor.

Yıllardır uğrak yerim olan çiçekçi dükkânında adım atacak yer yoktu. Kovalar dolusu kırmızı güller, geçtiğimiz sömestr tatilinde şehir dışına çıkan ailelerden ötürü ‘kesat’ giden satışları canlandırdı. Çiçekçi “Abla siparişler bir hafta öncesinden geldi. Bak şurada 100 kırmızı gül, tek kişinin siparişi…” dedi. İmrendim diyemeyeceğim ama 100 gülü alacak olan kadının yüz ifadesini merak ettim. Gerçi nesilden nesle ‘romantizm’ kavramı değişim gösterdi. Günümüz gençliği için hedef maddiyat ve çıkar ilişkisine dönüştü. Duygular arka planda kaldı.

Geçen gün benzer bir olay yaşadım. Uzun zamandır yüz yüze görüşmediğim genç bir dostumla karşılaştım. Araya zaman girse de sohbete kaldığımız yerden devam edebilmek büyük bir nimet.

Yaşça hayli genç olmasına rağmen, samimiyetimize dayanarak kendisini soru yağmuruna tuttum. Laf lafı açtı; küçük yaşta tanıdığım, şimdilerde 18-21 yaşlarında olan oğullarını sordum. Derin bir nefesin ardından, “Çok şükür iyiler, sağlıklılar… Büyüğü yurtdışında eğitimini sürdürüyor. Küçük ise lise sonda, üniversiteye gitmek yerine bir an evvel çok zengin olmak istiyor” cevabını verdi.

Delikanlının düşünceleri hiç yabancı gelmedi. Robotlaşan dünyamızda gençlerin başarı çizgisi, kısa sürede en üst basamağa ulaşmak. ‘100 gül’ projesi şimdilik onlar için senaryodan öte değil.

“Peki, ne olacak şimdi?” sorusunun yanıtı hızlı geldi. “Hangi branşı seçeceğine karışmıyorum. Ama dört yıl sonra karşıma üniversite diplomasıyla gelsin. Sonrasında ne istiyorsa yapsın.” Eminim konuyu bu noktaya kadar getirebilmek, söylendiği kadar hızlı olmamıştır.

Elbette gençler, ‘sevgi’lilerimiz, yine de dikenleri ayırmak zaman alıyor.

↔↔↔

14 Şubat günü eşimle taksiye bindik. Etiler tarafına gidiyoruz. Ezelden beri taksideyken telefonum çaldığında konuştuklarıma dikkat ederim. Nitekim o gün de yeğenlerimle konuşurken, ‘kayak’tan söz edildi. Konuşma bitiminde şoför, “Gençler Uludağ’da mı?” diye sordu. “Yok, Kartalkaya’dalar” dedim. “Ah yenge orası tehlikeli, keşke Palandöken’e gitselerdi. Yıllardır İstanbul’dayım ama memleket Sarıkamış. Havası soğuk, insanları ise sıcacıktır. Her yıl ailece gideriz. Akrabalar orada, evimiz de var. Mis gibi” diye özlemini dile getirdikten sonra profesyonel rehber misali Sarıkamış’ın tarihçesini anlattı. Gururluydu.

Az sonra şoför, “Abi bugün Sevgililer Günü yengeyi nereye götüreceksin?” diye sordu ama sorusu biraz havada kaldı.

Taksiden inerken eşim gülümsüyordu. “Hayrola ne oldu” diye sordum. Ödemeyi yaparken “Abi sen gene de yengeye bugün bir hediye al” demiş.

İşin özü bu. Sarıkamışlı İstanbul’a göç etmiş. Doğduğu yeri, ‘sevgi’ ile anlatıyor. Öte yandan hayatını kazanmak için geldiği İstanbul yaşamını örf ve adetleriyle benimsemiş, ‘sevgili’yi geçici, ‘sevgi’yi kalıcı olarak tanımlayan bir felsefeci gibi…

Sağlıkla kalın.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün