COVID sonrası sinemaya gitme alışkanlığı yeniden canlandı. Gişede bilet satan eleman bilgisayar ekranını size doğru çevirip, “yeşil koltuklar boş” diyerek yer seçmenizi bekliyor. Ardından, “Salon 6, reklamlar başlamak üzere” diyerek yönlendiriyor. Gerçi şimdilerde koltuk numarası da fuzuli oldu. İçeri giren, etrafına bakıp istediği yere oturuyor.
Geçenlerde sinemaya gittik. Salonda yedi kişi vardı. Koltuklarımıza yerleştik. Tam arkamızda oturan iki genç kız ışıklar kapanıp film başlayana kadar sohbet ettiler. İster istemez konuşmalarına tanık oldum. ‘Kanka’ kültürü toplumun her kesimine yapışmış, bir türlü gitmek bilmiyor. 15 dakika boyunca kızların her cümlesi, ‘kanka’ ile başladı. İçim kıyıldı. Bununla beraber kızların hayata bakışı; hatta hayalleri bile son derece gerçekçiydi. 20-25 yaş aralığındaydılar. Tahminen nispeten tutucu ailelerde büyümüşlerdi. İkisi de üniversite mezunuydu. Biri Erasmus programına katılmıştı. Cümle içinde kullandıkları İngilizce sözcükler çok düzgündü. Onlar bizim kadar dertlenmiyor. Kısıtlı olanaklarıyla nereye, nasıl seyahat edeceklerini planlıyorlar. Üstelik bu planlar sadece yurt dışı odaklı.
Filmin ilk yarısı bittiğinde merak edip kızlara baktım. Her parmakta ayrı renk oje ile uyumlu, ‘ne buldunsa onu giy’ stilinde. Özellikle hayran kalmadımsa da insanları dış görünüşlerine göre değerlendirmiyorum.
Sadece bu iki kıza ve yaşıtlarına ‘kanka’ sözcüğünü tekerleme gibi kullanmalarını yakıştıramadım.
***
‘Kanka’yı, ‘kanki’ ardından ‘kankito’ takip etti. Sıkıcı olan dilin yozlaşması. Özellikle televizyon haber sunucularının ve dizilerdeki Türkçe’nin örnek olması gerekirken, bozulması, ‘argo’ sözcüklerin giderek artması halka yardımcı olmuyor.
Epey zamandır cadde/sokaklarda rastladığım, üçlü dörtlü gruplar halinde bağrı açık veya siyah atletli, pantolonundan zincir sarkan, dış görünüşüyle fark oluşturduğunu zanneden 16-20 yaşlarında başıboş delikanlıların konuşmaları da, ‘kanka’yla başlıyor. Ardından gelen cümle genelde ‘A.anın a… s..’dir. Üzücü çünkü nereden geldiğinin bilincinde olmayan insanın nereye gideceği de belirsizdir.
***
Çocuklarım küçükken bir ara papağan almaya heveslenmiştim. Amacım ona kelimeleri öğretmek ve seslendiğimde yanıt vermesiydi. Zira yıllarca ‘üç’ erkekli bir evde akşam yemeğine her çağırdığımda kimseden ses çıkmaz, en nihayetinde, “Niye bağırıyorsun?” diyerek gelirlerdi. Oysaki bir papağanla işler hızlanır diye içimden geçirmiştim.
Eğitim konusunda şüphem yoktu. Ama kafeste tutma düşüncesi ve tüy toplama/temizlik kısmı ters geldi. Ayrıca eğitimli papağanların kime, ne söyleyeceği belli olmaz. Riskleri indirgedim, vazgeçtim.
Benzetmek gibi olmasın, belli bir eğitim seviyesinin üstünde, kendini bilen kimi dostlar, papağan misali ‘kanka’yı bir sevgi sözcüğü gibi kullanıyor. Belki gençlerle aynı dili paylaşma isteği veya sık duymaktan bilinçaltına yerleşmiş olmasından kaynaklanıyor.
***
Kanka, kanki, kankito, ‘kan kardeş’ sözcüğünün kısaltılmışıdır. Tarihte Hunlar, Çinliler, Macarlar ve bazı İskandinav topluluklar arasında uygulanmıştır.
Kan kardeş iki veya daha fazla erkeğin birbirine sadakat yemini etmesidir. Kan kardeşi olacak kişiler parmak ya da ön kol kısmında küçük bir kesik oluşturur. Kişiler bu kesikleri birbirine bastırır. Bu, kardeşlerden birinin kanının diğerinin damarlarında aktığını simgeler.
Kan kardeşliği, kan yoluyla bulaşan hastalıklar nedeniyle artık uygulanmıyor.
Yapay ‘kanka’lık için ChatGPT ne diyor acaba?
Sağlıkla kalın.