Olayları basite indirgemek, onların özüne ulaşmak için kolay, aynı zamanda başarılı bir yöntemdir.
Dünyayı iki büyük gücün idare ettiğine inanılırdı. Yemek kültürüyle özdeşleştirildiğinde bunların biri Amerikan salatası, diğeri Rus salatasıdır. İkisi arasındaki fark Amerikan salatası sadece sebzelerle, diğeri ise sebzenin yanı sıra içine soğuk et parçaları ilave edilerek yapılırdı.
Zaman içinde Rus salatası Türkiye’de farklı siyasi görüşleri çağrıştırdığından dönem dönem değişik adlandırmalar yapıldı. Soğuk savaş döneminde Türkiye’nin Amerika ile yakın ilişkileri vardı. Dolayısıyla Rus ideolojisinin yaygınlaşma endişesi, biraz da iktidar baskısıyla Rus yerine Amerikan salatası olarak anıldı.
Rus salatası ilk kez 1860’larda ‘Moskova Hermitage Restaurant’ın baş aşçısı Lucien Olivier tarafından hazırlanmıştı. Hatta salatanın gerçek adı Olivier’dir. Tarifini yıllarca saklamıştı. Bir süre sonra önce Rus halkına ardından başka ülkelere yayılmıştı.
Söz konusu lezzet ülkemize 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Beyaz Ruslar tarafından getirildi.
↔↔↔
Gün geldi, Rus ve Amerikan salatasına, ‘Çin böreği’ eklendi.
Çin böreği, nedense bana ‘Kim Korkar Hain Kurttan? (Who’s Afraid of the Virginia Woolf)’ oyununu anımsatır. Farklı bir coğrafyada yaşanmış olsa da, toplumun o güne kadar dile getirilmeyen alışkanlıklarını, zaaflarını ortaya koyar. ‘Sarı ırk bir gün dünyaya hâkim olacak’ inancından hep ürktüm.
Trump salatası, Putin salatası, Çi Cinping böreği hayli doyurucu hatta hazmı zor bir menüydü.
Üç konuğa uyan ortak bir tarih bulmak zaman almıştı. Sadece B planı düşünülmemişti.
Füzyon mutfağının babası Norman Von Aiken farklı millet ve yörelere özgü lezzetleri birleştirerek dünya kültürlerinden bir sentez yarattı. Füzyon yemekler bir türlü üç büyüğün masasına gelmedi. Zira dünyadaki -özellilke Avrupa’daki- büyük şeflerin mutfakları zaten bir tür füzyon içeriyordu. Dolayısıyla füzyon devri kapandı. Artık, ‘şeflerin mutfağı’ konuşulur oldu.
Üçlülerin oturduğu sofraya ister altın, ister gümüş çatal/bıçak konsun, yada koltuklardaki isimler değişsin, üç ana menünün ardından tatlı/meyve tabağı pek gelmez.
↔↔↔
Globalleşen dünyada yapay zekânın artı ve eksileri bir yana, sanatın daha geniş alanlara yayılması umarım kültür çürümüşlüğünü bir nebze azaltır.
Avrupalı kendi ülkesini terk edip başka ufuklara göç etmeye başladı. İngiliz asaleti, Fransız şıklığı vs. gibi unsurlar unutulan değerler mi olacak?
↔↔↔
15 Mart’ta Oscar Ödül Töreni gerçekleşecek. Kırmızı halıdan önce birkaç filmi izledim. Kostüm, müzik, sinematografi açısından çok iyiydiler. Öte yanda seçilen temalar birbirinden griydi.
Toplumsal kırılmalar, kişisel dram, politik gerilim, günah-kefaret, yalnızlık… Günümüzü yansıtan dramatik sahneler… Sinema salonundan çıkarken, mutlu bir yüz ifadesiyle ‘harika’ demeyi çok isterdim. Fazla kaliteli, boğazımı düğümleyen sanat eserlerinden bir süre uzak kalmalıyım anlaşılan.
Fuaye sohbetleri de ayrı bir senaryo. “Muhteşemdi, değil mi?” şeklinde…
İki filmi üst üste izlediğim yıllarda gözlerim yorulmuyordu. Filmler mi daha güzeldi, ben mi daha sabırlıydım?
Siz yine de sinemasız kalmayın. ‘Muhteşem’lik kişiye göre değişiyor.
Sağlıkla kalın.