Geçtiğimiz ara tatilde iş nedeniyle bulunduğum Japonya’da beni en etkileyen yerlerden biri de Kyoto’daki Kinkakuji Altın Köşk Tapınağı’ydı. Doğanın içinde cart altın rengiyle dikkatinizi çeken duruşuyla, suya yansımasıyla, gölde gezen kırmızı balıklarıyla mutlaka görülmesi gereken bir yer Kyoto’da.
Şimdiye kadar Japonları anlamak adına Haruki Murakami’nin eserlerini okuyup bir fikir edinmiştim. Murakami, aşırı üretim-tüketim toplumu haline gelmiş Japonya’da kendini iş hayatına adamış neslin yalnızlığına odaklanan gerçek dışı, nükteli eserleri ile tanınan, postmodern edebiyatın başat yazarlarındandır.
Bu seyahatimde ise Altın Köşk Tapınağı vesilesiyle Yukio Mişima ile tanışma fırsatım oldu.
Mişima’nın, Altın Köşk Tapınağı, Kinkakuji romanına gelirsek, hikayesi gerçek bir olaya dayanıyor. 1950 yılında genç bir keşiş adayı çömezliğini geçirmek üzere bu tapınağa geliyor. Beş yüzyıla yakın ayakta kalabilmiş tapınak, bu keşiş tarafından yakılarak kül oluyor. Hayashi Yoke isimli bu keşiş mahkemede ise yaptıklarından hiç pişman olmadığını, tapınağın güzelliğinin kendisini korkunç derecede rahatsız ettiğini beyan ediyor.
Kekeme olan kahramanımızın yakın arkadaşının ölümü, başarısızlıkla sonlanan aşk çabaları, kendisinden farklı olarak fiziksel bir engeli olan Kaşivagi ile arkadaşlığı, baş keşişin keşfettiği karanlık yönü hepsi birleşince tapınağın güzelliğinin hayatla olan tezatını daha iyi özetliyor.
Japonya’da beni bazen rahatsız eden aşırı bir düzen ama bir o kadar da gıpta ettiğim bir kurallar bütünü ile karşılaştım. Bizim ses tonumuzun bağırma kabul edildiği, herkesin pürdikkat çöplerine sahip çıktığı, kuralların net olduğu ve köklere işlenmiş bir düzen. Sizi çılgınca alışverişe teşvik eden bir tax free kolaylığı, otelden havalimanına kadar hayatı kolaylaştıran birçok sistem dikkati çekmekte. Nitekim, Japonya izlenimlerim bana eşzamanlı ülkemden haberleri okudukça toplumca şifaya ihtiyaç duyduğumuzu hatırlattı.
Her ülkenin olduğu gibi Japonya’nın da karanlık bir yönü olduğunu, bu kuralların arkasında o geçmişin de yer ettiğini unutmadan, ölçülü ve kendimizi tamir edebildiğimiz günler dileğiyle…