Babamın insanları

Mois GABAY Köşe Yazısı
28 Ocak 2026 Çarşamba

Geçtiğimiz hafta bir dönemin, babamın insanlarından yakından tanıma fırsatım olamasa da, hep ailede adı geçen, çocukluktan beri aklıma kazınan bir ekolün bu dünyaya veda edişinin üzüntüsünü yaşadık. 21 Ocak 2026 akşamı, Türk tiyatrosunun yaşayan belleği Haldun Dormen’in vefat haberiyle yalnızca bir sanatçıyı değil, neredeyse bir yüzyılı aşan bir sahne deneyimini, bilgi ve görgüyü uğurladık. Oyuncu, yönetmen, oyun yazarı, çevirmen ve eğitmen kimliklerini iç içe geçiren Dormen, Cumhuriyet dönemi tiyatrosunun en uzun soluklu duayen ismi olarak yalnızca oyunlar değil, bir estetik anlayış ve kuşaklar boyunca aktarılan bir bilgi birikimi ve disiplin bıraktı.

“Gördüğümüz manzara karşısında o kadar şaşkındım ki… Her sokakta diz boyu insan eşyaları vardı. En unutmadığım şey, halılar… Yanmış, kundaklama yağına bulanmış halı ve kütükler ve onların o havada asılı kalan pis kokusu… O gün babam ve annem geldi İzmir’den. Babam, gördüğü manzara karşısında dehşete düştü. İnanın üzüntüden beni tanımadı… Öyle beni görmeden sokaklara baka baka gitti.” (Cumhuriyet / 6 Eylül 2017)

Bu sözler Haldun Dormen’in 6-7 Eylül 1955’e dair tanıklığıydı. Galatasaray ve Robert Kolej ekolünden gelen üstad, askeri darbelerden siyasetin en çalkantılı dönemlerine, sadece tiyatromuzun değil ülkemizin de bir yüzyılının capcanlı hafızasıydı.

Sokak Kızı İrma ile başlattığı Türkiye’de Batılı tarzdaki ilk müzikalin heyecanı Atlas Sineması’na 1700 kişiyi kapalı gişe doldurdu.1885 yılında Halepli Hacar ailesinin inşa ettirdiği Cirque de Pera’nın mirasçısı Ses Tiyatrosu’nu Haldun Dormen olarak devralarak bugün bile Beyoğlu’nda halen son kırıntıları kalmış birçok sahnenin ve oyuncunun kaderini değiştirdi. Türkiye’nin siyasi bunalımları, ekonomik krizler, değişen eğlence ve kültür dünyası Dormen Tiyatrosu’nu da olumsuz etkilemeye başlamıştı. ‘İstanbul Masalı’ her ne kadar gerek yurtdışı gerekse de yurtiçi turne boyunca kapalı gişe oynasa da hasılat, Dormen Tiyatrosu’nun bütçesine derman olamadı. Üstelik kemikleşmiş kadrosundan Metin Serezli ve Nevra Serezli de ayrı bir tiyatro kurarak ayrılmıştı.

Dormen Tiyatrosunun kapanış gecesini şöyle anlatıyordu: “Sahnenin ortasına gelince durdum. Yıllardır kim bilir kaç kez aynı hareketi yapmış, seyirciyi şu durduğum yerden aynı şekilde selamlamıştım. Oysa şimdi ilk kez sırtımı döndüm seyirciye ve eğilerek yıllarca beraber çalıştığım oyuncularımı selamladım.”

Benim tanımaya fırsat bulduğum başlıca eserleri ise Lüküs Hayat ve Hisseli Harikalar Kumpanyası idi. Evimizin neşeli günlerinde babam Lüküs Hayat’ın şarkılarını söyler, mutlaka şehir tiyatrolarındaki bir gösterime beni götürmeyi de ihmal etmezdi. Lüküs Hayat tam 28 yıl boyunca aralıksız sahnelendi. Hisseli Harikalar Kumpanyası da birçok genç ismin duyulmasına vesile oldu.

Uzun yıllar boyunca konservatuvarlarda ve çeşitli eğitim kurumlarında verdiği derslerle, tiyatro bilgisini kuşaktan kuşağa aktardı. Onun öğrencileri için Dormen, yalnızca bir hoca değil; mesleğin ahlakını, disiplinini ve sahneye duyulan saygıyı temsil eden bir figürdü. Cenaze günü Halit Ergenç’in ve birçok genç atfedebileceğimiz oyuncunun Haldun Ağabey derkenki gözyaşlarında bu saygıyı hepimiz hissettik.

2000’lerde Dadı dizisindeki Pertev rolü ile televizyon ile kurduğu bağ, iyi bir oyuncu için sahne neresi olursa olsun sanatın her daim yeşerebileceğinin bir kanıtıydı. Şimdi söz artık genç kuşaklarda, Dormen ekolü dilerim daim olsun.

Ayrılık da Sevdaya Dair!

Son dönemlerde izlediğim en gerçek dizilerden biri. Yavuz Turgul etkisi mi, oyuncu kalitesi mi, Haldun Dormen’in vefatı sonrası bir hatırlatma gibi çarptı yüzüme… Ne kadar hasret kalmışız gerçek bir şeyler izlemeye…

Başrollerden Emine Meryem; eğitimini oyunculuk, yazarlık, tiyatro üzerine, Paris ve Brüksel’de üniversite ve master dâhil tamamlamış, mesleğini yurt dışında da icra etmiş, çok dilli ve çok kültürlü, silikon, botoks ve birçok müdahaleye ihtiyaç duymamış, güzelliği doğallığından gelen bir cevher oyuncu… Her oyuncu özenle seçilmiş.

Hele ki dizinin son bölümleri Türk tiyatrosunu var eden, geçmişten bugünlere uzanan kilometre taşlarına saygı duruşuydu. Duvardaki resimleri ve Münir Özkul’un unutulmaz tiradından birkaç satırla hepimizi duygulandırdı. ‘’Gün ağarır, temizlikçiler gelir, replikler yerlerine kaçışır, perde!’

Hele dizide arada bir Balat’a da gidiyoruz ya, tadından yenmez. Sıkılmadık mı hep aynı İstanbul manzaralarını bize göstermelerine? Tek eleştirim yine melodramla ilk sezonu bitirmelerine. Gözümden yaş gelerek izledim. Siz de izleyin!

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün