Bir ada var. Adı Diego Garcia. Ve Donald Trump bu ada yüzünden oldukça kızgın.
Trump geçenlerde sert bir çıkış yaptı. “NATO müttefikimiz İngiltere, Chagos Adaları’ndaki hayati bir ABD askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia’yı Mauritius’a vermeyi planlıyor. Bu, BÜYÜK BİR AHMAKLIK” dedi.
Bu tepki boşuna değildi. Chagos Adaları, Hint Okyanusu’nun tam ortasında yer alıyor. Dünyanın en stratejik noktalarından birinde. Bu adalardan biri olan Diego Garcia’da, ABD ve İngiltere’nin ortak kullandığı dev bir askeri üs bulunuyor. Bu üs Soğuk Savaş’ta kritikti. Bugün de öyle.
Bu hikâyenin kökü sömürge dönemine uzanıyor. Mauritius, 1814’ten 1968’e kadar İngiltere’nin sömürgesiydi. Chagos Adaları da bu koloninin parçasıydı. Mauritius bağımsızlığa hazırlanırken, İngiltere Chagos’u koloniden kopardı ve ayrı bir bölge ilan etti. Aynı dönemde adaların yerli halkı zorla adalardan çıkarıldı. Hedef Chagos Takımadalarından biri olan Diego Garcia’yı askeri üs haline getirmekti.
O günden beri Mauritius bu adaları geri istiyor. Bu talep zamanla Birleşmiş Milletler’in de desteğini aldı. 2019’da Uluslararası Adalet Divanı, Chagos Adaları’nın Mauritius’tan koparılmasının hukuka aykırı olduğuna hükmetti. İngiltere bu durumu sürdürerek uluslararası hukuku ihlal ediyordu.
Karar bağlayıcı değildi. Ama çok güçlüydü. Ardından BM Genel Kurulu da aynı yönde karar aldı. Bunun üzerine İngiltere, Mauritius’la masaya oturdu. 2025’te bir anlaşmaya varıldı. Buna göre Chagos Adaları’nın egemenliği Mauritius’a devredilecekti. Ama Diego Garcia’daki askeri üs kapanmayacaktı. İngiltere adayı 99 yıllığına kiralayacak, üs aynen çalışmaya devam edecekti.
Kağıt üzerinde herkes kazanıyordu. Mauritius toprağını geri alıyordu. ABD ve İngiltere içinse askeri üs güvende kalıyordu. Ama gözden kaçan bir detay vardı. 1966’da ABD ile İngiltere arasında yapılan eski bir anlaşmada, Chagos Adaları’nın İngiliz egemenliğinde kalacağı yazıyordu. Bu yüzden bazı çevreler, eğer adalar devredilirse İngiltere ABD’ye verdiği sözü tutmamış olur demeye başladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise farklı düşündü. Bu yeni anlaşmayı açıkça memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu. Uluslararası ilişkilerde bu tür açıklamalar bağlayıcı kabul edilir. Yani ABD, sonradan “biz buna karşıydık” deme hakkını büyük ölçüde kaybetmiş oldu.
İşte tam bu noktada Trump devreye girdi. Bu anlaşmanın ABD açısından kabul edilemez olduğunu söyledi. Böylece, kendi Dışişleri Bakanı’nın karizmasını da çizmiş oldu.
Bu tartışmayı anlamak için hukuku bir an kenara bırakıp haritaya bakmak yeterli.
Diego Garcia, ABD’ye Ortadoğu’dan Doğu Afrika’ya, Güney Asya’dan Güneydoğu Asya’ya kadar hızlı erişim sağlıyor. Washington için burası sıradan bir ada değil. Küresel askeri mimarisinin kilit taşlarından biri.
Afganistan ve Irak savaşlarında aktif kullanıldı. Körfez krizlerinde de öyle. Uzun menzilli bombardıman uçakları, denizaltılar ve istihbarat operasyonları için ideal bir nokta. Üstelik yerel halk yok. Protesto yok. Ev sahibi ülke baskısı yok. ABD’nin Almanya’da ya da Japonya’da karşılaştığı kamuoyu baskıları burada hiç yaşanmıyor. Bu da Washington için büyük bir konfor alanı yaratıyor.
Bir de Çin boyutu var. Pekin, son yıllarda Sri Lanka’dan Pakistan’a, Afrika’dan Hint Okyanusu’ndaki limanlara kadar etkisini hızla artırıyor. Diego Garcia, ABD’nin bu geniş coğrafyadaki en sağlam dayanaklarından biri.
İşte bu yüzden Trump ve ekibi, bu avantajı ‘kiracı’ konumuna düşürmek istemedi.
İngiltere ise sömürgecilikten kalan bir adaletsizliği düzeltmeye çalışırken, jeopolitik gerçeklere ve Trump’ın açık tehditlerine çarptı. Ve sonunda Başbakan Keir Starmer geri adım attı.
Büyük güçler askeri dengeler, kira sözleşmeleri ve haritalar üzerinden pazarlık yaparken, asıl mesele sessizce kenara itiliyor. 1960’larda evlerinden zorla çıkarılan Chagos halkı için bu tartışma ne egemenlik ne de jeopolitik. Onlar için mesele çok daha basit ve çok daha insani. Bir gün evlerine dönebilecekler mi?
Gücün, hukuku ve vicdanı her seferinde bastırdığı bir düzen sürdürülebilir değil. Chagos Adaları bugün askeri bir kazanım gibi görünebilir. Ama tarih, bu hikâyeyi “stratejik başarı” diye yazmayacak. Güç bugün kazanıyor olabilir. Ama hakikat, her zaman akıllarda kalacak.