Asıl Kavga

Hayati MOLİNAS Köşe Yazısı
28 Ocak 2026 Çarşamba

Nijerya, dünyanın en ilginç ama aynı zamanda en kırılgan ülkelerinden biri. Bir yanda nüfusun yaklaşık yüzde 56’sı Müslüman, diğer yanda yüzde 43’ü Hıristiyan. Yani iki dev inanç topluluğu, neredeyse eşit büyüklükte ve yan yana yaşıyor. Üstelik her ikisi de son yıllarda hızla büyüyor. Rakamlar artık milyonlarla değil, yüz milyonlarla ifade ediliyor.

Ama bu iki topluluk dün ortaya çıkmadı. Nijerya’da İslam’ın kökleri çok eskiye gidiyor. 11. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika’dan gelen tüccarlar ve âlimler aracılığıyla bugünkü kuzey Nijerya’ya yayıldı. Bu bölge yüzyıllar boyunca İslam hukukunun, medreselerin ve dini otoritenin merkezlerinden biri oldu.

Hıristiyanlık ülkeye ilk kez 15. yüzyılda Portekizli denizcilerle ulaşmış olsa da, asıl kırılma 19. yüzyılda, İngiliz sömürge döneminde yaşandı. Misyonerler güney kıyılarına yerleşti, okullar ve hastaneler açtı, İncil’i yerel dillere çevirdi. Hıristiyanlık bu sayede güneyde hızla yayıldı.

Kâğıt üzerinde bu dini çeşitlilik bir zenginlik gibi duruyor. Ama sahada tablo çok daha sert. Ülkede şiddet yaygın, güvensizlik derin, hayat milyonlar için fazlasıyla kırılgan. Silahlı çeteler, kaçırmalar, köy baskınları… Hem camiler hem kiliseler yakılıyor.

Bu şiddetin en bilinen aktörlerinden biri Boko Haram. 2000’lerin başında kuzeydoğuda ortaya çıkan bu örgüt, Batı tarzı eğitimi ve modern devleti günah sayan aşırı radikal bir yapı. Adı kabaca “Batı eğitimi haramdır” anlamına geliyor. Okulları bastılar, kız çocuklarını kaçırdılar, köyleri yerle bir ettiler. Hıristiyanları da hedef aldılar, ama ironik biçimde en çok öldürdükleri insanlar Müslüman siviller oldu.

Gerilimin en yoğun hissedildiği yerlerden biri orta kuşak denen bölge. Kuzeyde ağırlıklı olarak Müslümanların, güneyde ise çoğunlukla Hıristiyanların yaşadığı iki büyük alanın arasında kalan bir geçiş hattı burası. Ve burada yıllardır süren toprak ve su kavgası var. Kim nerede ekecek, kim hayvanını nerede otlatacak!

Ama işte mesele tam da burada karmaşıklaşıyor. Çiftçilerin çoğu Hristiyan, göçebe çobanların çoğu Müslüman olunca, aslında ekonomik bir sorun çok hızlı şekilde din savaşı gibi algılanıyor. Oysa kavganın özü kuraklık, nüfus patlaması ve giderek daralan kaynaklar.

Devlet de bu karmaşık tabloyu yönetmekte zorlanıyor. Kuzeyde birçok eyalette şeriat mahkemeleri var. Dine hakaret davaları hem Müslümanları hem Hıristiyanları kapsayabiliyor. LGBTQI+ bireyler için tablo daha da sert. Din özgürlüğünün ne kadar güvende olduğu da sürekli tartışma konusu. Bazı sivil toplum kuruluşları özellikle Hıristiyanların sistematik biçimde hedef alındığını savunuyor. Son 15 yılda on binlerce Hıristiyan’ın öldürüldüğüne dair rakamlar dolaşıyor. Kilise yapmanın zorlaştığı, çocukların bazı bölgelerde Hıristiyanlık dersleri yerine İslam eğitimi almak zorunda kaldığı, kamuda ayrımcılık yapıldığı gibi iddialar sık sık gündeme geliyor.

Ama şu da bir gerçek ki Boko Haram’ın kurbanlarının büyük çoğunluğu Müslüman. Aynı şiddet dalgası, farklı kimliklerden insanları aynı acımasızlıkla vuruyor. Dışarıdan bakıldığında din temelli bir zulüm gibi görünen birçok olay, içeride çok daha karmaşık nedenlere dayanıyor.

Nijerya hükümeti de tam olarak bunu söylüyor. Trump’ın “Hristiyanlara sistematik zulüm var” açıklamasına sert tepki vermelerinin nedeni bu. Resmi görüşe göre ülkede yaşanan şey tek bir gruba yönelik planlı bir yok etme politikası değil. Zayıf devlet kapasitesi, silahlı gruplar, yaygın yoksulluk, iklim baskısı ve kaynak kıtlığının üst üste binmesiyle oluşmuş büyük bir güvenlik krizi.

Zaten ekonomi de iç açıcı değil. Nijerya bugün dünyada aşırı yoksulluk içinde yaşayan insan sayısının en fazla olduğu ülke. Genç nüfus çok büyük, iş yok, umut az. Böyle bir zeminde dini kutuplaşmanın artması da şaşırtıcı değil. Din bu hikâyenin bir parçası ama tek parçası da değil. Etnik kimlikler, toprak kavgaları, göç, iklim değişikliği, yoksulluk ve zayıf kurumlar…

O yüzden meseleye sadece “Müslümanlar ve Hıristiyanlar birbirini öldürüyor” diye bakmak hem kolaycı hem de haksız. Nijerya’da yaşanan şey bir inanç çatışmasından çok, üst üste binmiş kırılganlıkların yarattığı büyük bir toplumsal basınç.

Ve bu baskının çözümü de sadece dinler arası diyalogdan geçmiyor. Güvenlikten adalete, ekonomiden yönetişime uzanan çok daha derin bir dönüşüm gerekiyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün