Bazı hayatlar yaşanır ama anlatılmadıkları için sanki hiç yaşanmamış sayılır. ‘Train Dreams’ filmi bu sessizliği anlatır.
Bireyin asıl trajedisi hiç yaşamamak değil, unutulmaktır. Gururlu bir mühendis için de en büyük acı budur. Ömrünü verdiği bir demiryolu hattının paslanıp çürümesini izlemek ve kimsenin artık onu hatırlamaması. Hezekiah Musonda, Zambiya–Tanzanya demiryolu hattına stajyer olarak başladığında trenler doluydu. Hat, yılda bir milyon tondan fazla bakır ve yük taşıyordu.Yolcu da vardı, hayat da. Bugün ise yük taşımacılığı neredeyse durmuş durumda. Güzergâhın bir kısmında az sayıda tren yalnızca yolcu taşıyor. Bu demiryolu hattı Orta Afrika’daki büyük kalkınma hayallerinin neden yarım kaldığının sessiz bir sembolü haline dönüştü.
Tazara hattı, Zambiya’nın bakır madenleri bölgesinden Tanzanya’nın Hint Okyanusu kıyısındaki Dar es Salaam Limanına uzanır. 1976’da açılan bu hat toplam 1.860 kilometredir. Zambiya, 1964’te İngiliz sömürge yönetiminden kurtulduğunda hızla siyasi ve ekonomik bağımsızlığını kurmak istiyordu. Bakır en büyük gelir kaynağıydı. Ancak 1970’lerde Zambiya, ihracat için Rodezya (bugünkü Zimbabve) ve Güney Afrika üzerinden geçmek zorundaydı. Her ikisi de beyaz azınlık rejimleriyle yönetiliyordu ve bu durum ülke için ciddi bir kırılganlık yaratıyordu.
Zambiya’nın ilk cumhurbaşkanı Kenneth Kaunda ile Tanzanya lideri Julius Nyerere bu tablo karşısında ortak bir vizyon kurdu. Zambiya’nın denize çıkışı, düşmanca rejimlere bağlı olmayacaktı. Batılı ülkeler ve Dünya Bankası bu projeye kaynak vermedi. Bunun üzerine Mao Zedong devreye girdi. Faizsiz krediler sağlandı. Binlerce Çinli, Zambiyalı ve Tanzanyalı mühendis ve işçi zorlu koşullarda çalıştı. Bazıları hayatını kaybetti.
Tazara hattı, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş’ın en sert döneminde Çin tarafından inşa edildi. Bugün ise dünya yeni bir gerilim dönemine girmiş durumda. Bu kez Çin ve ABD arasında. Bu yeni rekabet ortamında, Tazara hattı birçok Afrika altyapı projesi gibi yeniden sahneye çıkıyor. Bu defa Küresel Güney için ekonomik birliktelik vizyonu olan yeni bir Çin var. Ancak süslü stratejilerin biraz derinine indiğimizde, asıl meselenin madenler olduğu görülüyor. Bakır olmadan Çin, dünya üretim üssü olma iddiasını sürdüremez.
Zambiya, Angola ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti teknoloji, güneş panelleri, elektrikli araçlar ve savunma sanayisi için bakır ve nadir minerallere sahip. Bu yüzden Çin, Tazara hattını yenilemek için 1,4 milyar dolarlık yatırım kararı aldı. Çin’in 2013’te başlattığı Kuşak ve Yol Girişimi projesi karışık sonuçlar verdi. Bazı ülkelerde büyüme yarattı, bazılarında borç krizleri. Bu kez aynı hataların tekrarlanmaması hedefleniyor. Sadece altyapı değil, bilgi de bırakılmak isteniyor. Çin, Afrika ülkelerinden gelen binlerce kişiye mühendislikten kamu yönetimine kadar geniş bir yelpazede eğitim veriyor.
Zambiyalı mühendis Musonda da bu programlardan yararlananlardan biri. İki buçuk yıl Çin’de eğitim aldı. “Meslektaşlarımla kendi dillerinde konuşabiliyorum,” diyor. Yenileme tamamlandığında Tazara hattındaki yük hacminin yıllık 100 bin tondan 2,4 milyon tona çıkması bekleniyor. Bu sırada ABD ve AB de boş durmuyor. Zambiya’dan Angola’nın Atlantik kıyısına uzanan Benguela demiryolu için başka bir proje destekleniyor. Çin madenleri doğuya taşımak için yatırım yaparken, ABD madenleri batıya taşıyacak hatları güçlendiriyor.
Eğer bu yatırımlar madenlerin sahibi olan ülkelerin halklarını gerçekten zenginleştiriyorsa, alkışlamak gerekir. Ama sonuç yine modern bir sömürgecilik biçimiyse, o zaman değişen pek bir şey yok demektir. Zambiya Cumhurbaşkanı, ağır borç yüküne ve Çin işletmelerine yönelik protestolara rağmen Çin ile iş birliğinden geri adım atmıyor. Aynı zamanda Amerika ile iş birliğine de açık. Mühendis Musonda ise daha sade konuşuyor: ‘Ülkemizin başarılı olması için Doğu’ya da Batı’ya da ihtiyacımız var.’
Train Dreams filminde demiryolu modernleşmenin simgesidir ama bedeli sessiz kayıplardır. Görünmeyen hayatlar, hatırlanmayan emekler. Tazara hattı da benzer bir hayalle, bağımsızlık ve kalkınma umuduyla doğdu. Sonra paslandı, terk edildi. Tıpkı insan hayatı gibi. Musonda’nın korkusu da tam olarak budur. Demiryolunun çürümesi değil sadece, bir dönemin ideallerinin unutulması. Çünkü bir hayat, bir emek, bir hayal hatırlanmadığında unutulur gider.