Kış aylarının vazgeçilmez gün tamamlayıcısı ‘bir şeyler’ izlemek… Film ve dizi platformlarının çoğuna gerek üye olarak ya da parola paylaşarak hakimiz. Bu yüzden artık neye öncelik vereceğimiz epey önem kazandı. Başarılı dizi yapmanın gizli formülü ile üretilen pek çok içerik, tavsiye adı altında yayılıyor. Neymiş başarılı dizi formülü bakalım: her bölümün içerisinde dengeli bir duygu seli olmalı, fazla kara ise yorulurum, fazla sığ ise unuturum, fazla komplike ise aptal ve dışlanmış hissederim.
Mutlaka bana benzeyen iki-üç karakter olmalı; eğer bağlanamazsam, diziye sadık olamam. Dizideki çelişki hemen çözümlenmez, sadece mutasyon geçirir. Ufaklar rahat çözülür, major çelişki inişli çıkışlı korunur… Devamlılığı sağlamak için ya duygusal ilişkiye ufak hasar verilir, ya gizem katmanları yavaşça aralanır, ya da bağlandığımız karakterin ahlaksız bir davranışı kısa süreli olumlanır, ceza sonra peyda olur.
Dizilerde mutlaka temel bir duygu garanti ediliyor: Karanlık kriminal yönünle yüzleşeceksin, kudretin acımasızlığına şahit olacaksın gibi. Bir-iki doğal görünümlü ağır replik de ağızlarda yer etmesi umudu ile serpiştirilir. Çözümleri ağızlara kaşıkla veren bayık açıklamalardan kaçınılır, izleyici kendini akıllı hissetmeyi sever…
Formülü çözen yapımcılar fabrika gibi üretim yapıp, bizleri çabuk tüketilen iki gün sonra zar zor detayları hatırladığımız dizilere boğuyorlar. Vaktimizi ne ile tükettiğimiz çok önemli, o akşam saatleri geri gelmeyecek!
Hipnotize olmuş şekilde tavsiyelere uyarak vakit tüketmemek için ekstra uyanık olmak gerek.
Öncelikle tavsiye edene bakın: Kitap okuma ve film bilgisi sizden aşağıda olanların dizi beğenme kriterleri daha düşüktür, sizin burun kıvıracağınız senaryolar onlara mucizevi yaratıcıkta gelir… Nesini beğendin diye sormaya çekinmeyin…
İkincisi, yaratıcı bir senaryonun bile genel geçer repliklerle mundar edilmesi mümkün, yazarlarının çalıştıkları senaryo içeriğine derin dalış yapmasına, aklımıza fiske vuran bir hayat görüşü yansıtmasına önem verin. Öyle sekanslar olmalı ki, geri dönüp tekrar dinlemek istemelisiniz… Örneğin, ‘Succession’, holdinglerde yönetim cambazlığının, amaçsız kişilere bahşedilmiş varlığın ve sağcı Amerika’nın bağrından gelen repliklerle dolu, sığdaki formül çağrıştıran tabakayı aşabilenler, repliklerdeki jargona hayran olmalı…
Netflix, HBO Max, Bein ve Disney’in olmadığı bir dünyayı düşündüm. Bu uyuşukluktan hafif de olsa sıyrılmak için biraz çaba gösterdim. Ve elime kağıt kalem alıp liste yaptım. Dizi uyuşukluğundan sıyrılınca neler olmuş: sadece bir diziye eğilmişim, kendi seçimim: Dept Q. (kriterlerime uyuyordu, yavaş temposunu epey sevdim). Yine kendi seçimim: Mubi’de Geber Aşkım’ı izlemişim… Doğum sonrası çaresizliğinden kurtulamayan depresyonuna çare üretemeyen her kadının hislerine abartılı bir tokat…
Sinemaya gidip iki film izlemişim: Muhteşem Marty (Safdie) ve Manevi Değer (Trier). Booker 2025 Ödüllü bir kitabı yalayıp yutmuşum… adı: Flesh (Szalay)… Tadı hala damağımda… Bunları yaparken hiç ekstra zaman üretmedim, çalmadım: sadece uyuşturucu niteliğindeki ‘tavsiyeler’den arındım, ve daha az ‘reel’ izledim… Yeni kitabı baş ucuma yerleştirdim: Kimseden tavsiye almadan… Siz de benimkileri tavsiye olarak almayın lütfen…
Kısaca demek istediğim: Bir hayatımız var; o ne demiş bu ne demiş bakmadan, sadece kendi duygusal ve bilişsel zekamıza uyan yapımlara öncelik vermemiz gerek… Ki bu sayede geri dönüp ‘etki bırakan şeylere vakit ayırmışım’ diyebilelim…