Mizah ve metaforlar üzerine

Riva DUVENYAZ Köşe Yazısı
7 Ocak 2026 Çarşamba

Dikkat süremiz daraldıkça uzun metinleri tek cümle üzerinden duyma becerisi geliştiriyoruz. Bu, bir tür mecburiyet, yoksa bunca gündem maddesine nasıl hakim olacağız, değil mi? Örneğin çekiyoruz cımbızla Cem Yılmaz’ın “Kırmızıda duran yeşilde geçen, biri merhaba deyince merhaba diyen insan elit oldu. Toplumun referans noktası o kadar düştü ki ben elit sayılıyorum” lafını. Bu laf mantıksal olarak kendisini yüceltmiyor. Normalde mizah sevinç üretir, ancak kederli toplum mizahı ve metaforları tam algılama yeteneğini yitiriyor. Yine CMXXIV gösterisinde 38 yaşında bir kadın için çok yaşlı olduğuna dair espriler üretiyor. Devreye linç giriyor, yanlış anlama ve metaforları düz anlamlı yorumlamalar baş gösteriyor. Mizah eril dille yapılınca tepki topluyor epey.

Başka bir örnek de tanınmış bir iş adamının “Kendi emellerim doğrultusunda geçinemiyorum” lafı. Açıkça, metaforik ve göreceli bir söylem, ancak düz okumayla eleştirildi. Ekonomik olarak sıkışmış toplum, bu lafın, kendi acısını görünmez kıldığını düşünerek duygusal savunmaya geçti. Halbuki yap esprini geç; Umut Sarıkaya karikatürle Bill Gates’e aynı tür laflar ettirmiş, bence mizah en etkili tartışma ortamlarını yaratır. Konuların keder üretmesi gerekmez.

Mizaha ve metaforik söylemlere yönelik linç kültürünü incelemek isterim. Spinoza’nın varsayımı insanın akılla değil, duygularla hareket ettiği. Dikkate aldığı üç duygu var sadece: sevinç, keder, öfke. Yani insanlar bir sözü doğru olduğu için değil, kendilerinde hangi duyguyu uyandırdığına bakarak ya kabul eder ya da reddeder.

Bu bir zeka konusu değil, tamamen insanın varlığını sürdürme ve gücünü arttırma çabası. Bu söz benim gücümü artırıyor mu, azaltıyor mu? Gücümüzü artırıyorsa: Sevinç duyuyoruz. Anlaşıldığımızda, güvende hissettiğimizde seviniyoruz, aklımız açılma yaşıyor, özgüvenle daha iyi düşünüyoruz.

Gücümüz azalıyorsa, keder duyuyoruz. Örneğin görünmez kılındığımızda ve acımız küçümsendiğinde… Kederden akıl daralması yaşıyoruz. Üçüncü duygumuz olan öfke ise kederin dışa vurumu, suçlu arayışı, yani sonuçta bir güçsüzlük ifadesi.

Dolayısı ile linçlemeler genelde tehdit hissedildiğinde oluyor. Özellikle Cem Yılmaz’ın ürettiği fikirler bazen insanların kederlerine dokunduğu için tehdit gibi algılanıyor. Öfke de bu kederin hedef bulmuş hâli oluyor. Mizah sevinç üretir ama kederli toplum sevinç taşıyanı şüpheli görür.

Sosyal medya da burada görevini hemen yapar: Metaforları sert algılar, niyetleri görmezden gelir ve biz- onlar refleksini destekler… Sosyal medya öfkesi hızlıdır, bulaşıcıdır, düşünmeyi askıya alır. Sorumluluğu bireyden topluluğa dağıtır. Ölçüsüzdür. Ahlaki arınma duygusu üretir. ‘Ben iyiyim, sen kötüsün’ rahatlığı.

Bence işimize gelmeyen mizaha olgunlukla gülüp tartışmaya açamayacaksak en can alıcı cevap tepkisizlik olurdu…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün