Maskeli mutsuzluk pentimentosu

İvo MOLİNAS Köşe Yazısı
21 Ocak 2026 Çarşamba

İstanbul’daki taksi sürücüleri her gün onlarca farklı hayatla temasta olduklarından her daim isabetli bir sosyal gözlemci oldular.

Yıllar sonra bu şehirde anlaşılır nedenlerle tekrar taksiye binebilme kabiliyetine sahip olununca, o keskin gözlemcilerin sosyologlara taş çıkartacak görüşlerine tekrar kavuşulmuş oldu.

Hepsinin ortak bir saptaması var: Herkes mutsuz. Zengini, orta hallisi, genci, yaşlısı, kadını, erkeği herkesin genelde bir mutsuzluk içinde olduklarında birleşiyorlar.

Onlardan biri şöyle diyecekti geçenlerde: “Çoğu, şikayetler üzerine kurdukları birkaç cümleden hemen sonra sosyal medyalarına dönüp başkalarının hayatlarını izliyorlar. Muhtemelen de kendi hayatlarıyla karşılaştırıp mutsuzluğa düşüyorlar.”

O sürücü, sosyal medyada görünen ve sözde renkli hayat yaşayanların da mutsuz olduklarını biliyor muydu, onu anlamak mümkün olamamıştı. Mutluluk illüzyonu içinde mutsuz insanların görüntüleriydi belki de. Ama başarılı bir maske bunun görünmesini engelliyordu. Şık kıyafetler, lüks arabalar ve evler, çekici tatil yöreleri, sürekli gülümseyen yüzler genel anlamda belki de mutsuzluğun gizlenmiş kareleriydi.

O sürücü seyahatin sonunda, tez konusu olabilecek bir saptamayı beş kelimeyle özetleyecekti. “Para da mutluluk getirmiyor abi…”

***

Resim sanatında pentimento denilen bir terim vardır.

Pentimento, bir ressamın, yaptığı tablonun altında daha önce çizdiği ama kimi hatalı gördüğü veya beğenmediği yerleri sonradan üstünü boyayarak değiştirdiği, gizlediği figür, obje ya da detayın zamanla boyanın incelmesi veya saydamlaşması ile tekrar hafifçe görünür hale gelmesinin adı.

Leonardo da Vinci, ünlü ‘Madonna of the Rocks’ tablosunda pentimentoya başvurmuştu. Rembrandt ile Picasso’nun bazı eserlerinde de pentimentoya rastlanır.

Tabloların değiştirildiği kısımlar zamanla yüzeye çıkar. Zira resmin orijinalinde vardırlar ve ne yapılırsa yapılsın o ilk fırça darbelerinin resmi aynı kalır. Bir gün ortaya çıkar.

Sosyal medyada şaşalı paylaşımları yapan sözde mutlu insanların görüldüğü o kareler de pentimento durumundadır büyük olasılıkla. Yapay araçlarla gerçeğin üstü kapatılmıştır görüntüde ama altında başka bir gerçek vardır, o taksi sürücüsünün gözlemlediği gibi: gizlenmesine çalışılan derin mutsuzluk

***

MetroPOLL Araştırma Şirketi’nin 2025 sonu verileriyle hazırladığı rapora göre, Türkiye’de toplumun yüzde 61’i yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadığını, her iki kişiden birinin ise, son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.

2025’te yapılan Dünya Mutluluk Araştırması’na göre Türkiye, mutluluk ıskalasında, 143 ülke arasında 94. durumda. Diğer bir deyişle Türkiye, mutlulukta alt sıralarda. Bir üniversitenin yaptığı alan çalışmasında da Türkiye’de mutluluk puanı 10 üzerinden 5,6 olarak saptanmış. Mutluluk endeksi bağlamında ciddi derecede vasat bir puan...

Eğlence sektörünün önde giden isimlerden İzzet Çapa, Türkiye’de artık insanların eğlenme alışkanlıklarını kaybettiklerini zira genelde mutsuz olduğunu iddia ediyor. Oksijen gazetesine verdiği röportajda şöyle diyor Çapa:

İnsanlar çok tahammülsüz. Sokakta da sinemada da hep bir tahammülsüzlük var. Herkes tetikte, ufacık bir kıvılcım bekliyor. Bu kıvılcım bizim mutsuzluğumuzdan kaynaklanıyor. Mutsuzuz! Yapacak hiçbir şey yok! Sokaklar eskiden temas alanıydı şimdi geçilmesi gereken bir koridor. İnsanların bir yürüyüş modeli vardı, o bile değişti. Omuzlar düşük, gözler kısık, adımlar telaşlı. Genel bir anksiyete var.”

Taksi sürücüsünün söylediği ile Çapa’nın saptamaları ve bilimsel araştırmalar aynı noktada buluşuyor: mutlu değiliz.

Toplumun önemli bir bölümünün mutsuzluğu elbette başta hayat pahalılığı olmak üzere ülkenin birçok olumsuz durumu ile ilgili ama genel mutsuzluğu sadece bunlara bağlamanın konforuna dalındığında yaşanılan çağın birey üzerindeki olumsuz etkileri ıskalanmış olur.

Çağdaş düşünür Zygmunt Bauman’a göre günümüz yaşam formu olan postmodern hayat, ‘akışkan bir modernite’ yaratıyor. Diğer bir deyişle modernitenin istikrarlı yaşam formu, sürekli akmakta olan akışkan bir hayat formuna dönüşmüş durumda. Bu formda hiçbir şey sabit değil, istikrarlı değil, hepsi sürekli bir yerlere aktığı için sisteme belirsizlik hâkim.

Birey, sürdürülebilir bir mutluluk peşinde kendini sisteme teslim ederek heba oluyor. Her bir mücadele mutsuzluk, kaygı ve gelecek endişesi yaratıyor. Mutluluğu, sahip olmakta görenler ise tüketim psikolojisi sarmalında doyumsuzluk üzerine doyumsuzluk yaşıyor.

Birey, ‘kendi mutluluğunu kendin yarat’ baskısı altındayken postmodern sistem buna izin vermiyor ve ruhsal çöküntü başlıyor. Bütün bu içsel mücadeleye bir de Türkiye’nin genel sorunları eklenince bireyin mutsuzluğu kronikleşmeye başlıyor.

Sosyal medya da bu mutsuzluğu artırmakta büyük işlev görüyor. Oradaki başkasının ‘mükemmel hayat’ illüzyonu bireye son darbeyi vuruyor.

“Ben neden onlar gibi olamıyorum?” sorusuyla o sözde mutlu olanlar tarafından aldatılıyor. Zira o mutlu olanların çoğu da mutlu değil. Geçici avunma ile ayakta kalıyorlar, maskeleriyle kendilerini bir şekilde saklıyorlar, tıpkı pentimentolar gibi.

Ancak, devran döndüğünde çatlaklardan gerçekler sızmaya başlıyor…

***

Görsel sosyal medya, günümüzün yeni pentimentosu olmuş durumda. Filtreler fiziki ortamı mükemmelleştirmeye çalışırken sahte gülümsemeler de mutsuzluğun üzerini kapatıyor.

Gerçek, sosyal maskeyle gizleniyor.

Sosyal medya kullanıcısı postmodern sözde mutlu insan, eski ustaların tablolarına dönüşüyor.

En güzel gülüşün, en mutlu görünen anın altında çoğu zaman hep bir pentimento gizleniyor.

Gerçek mutluluk, maskeye gerek kalmadan hayatı her yönüyle kucaklamakta mı yatıyor yoksa?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün