Bir insan; doğar, yaşar ve aramızdan ayrılır. Türkçedeki güzel adlandırmaları severim, bu da onlardan biri… Ölür, dememek için seçtiğimiz ifade… Bazıları aramızdan ayrılır, onların aramızdan ayrılmış olmalarını mecburen kabul ederiz. Çünkü herkesin bu gidişte farklı bir sebebi vardır ve sebep ne olursa olsun, ilahi düzenin yolunda ilerlemek zorundadır. Bu sonuç, tartışmaya kapalıdır.
Bazıları vardır ki bırakın ölmeyi, güzel adlandırmanın bile karşılığının içini doldurmazlar, aramızdan hiç ayrılamazlar. Öyle bir duruşları, birikimleri, saygınlıkları, ağırlıkları ve sevilmişlikleri vardır ki, hayatta kalanlar üzerinde öyle büyük etkiler, izler, yaşanmışlıklar, iyilikler bırakmışlardır ki; kolay kolay son tarihin sahibi olamazlar. Doğum ve son arasına çizdiğimiz o kısa çizgiye, öyle kocaman bir ömür sığdırmışlardır ki herkes öyle bir hayatın öznesi olmak ister. Onlar için sonuç vardır belki ama son diye bir şey yoktur.
Kısa çizginin sağına yazmak zorunda kaldığımız sene, tamamen takvimin o zaman için gösterdiği zamanın sayısıdır. Bir gidişin işareti değildir.
Çünkü bazı insanlar gitmez.
Attıkları her adım; yalnız kendi geleceklerini değil, başkalarının hayatlarını da ilerletir. Söyledikleri, kulaklara küpe olur; elini tuttukları, yol gösterdikleri, öğüt verdikleri, yardım ettikleri, mutlaka daha güzel bir yerlere gelir. İçlerinde hep bir daha iyiye ulaşma, ulaştırma amacıyla yaşarlar adeta. Yaptıkları her ne varsa sonucu iyi olur. Masal gibi geliyor insanın kulağına değil mi? Ama masal değil, tamamen gerçek. Geçen gün tam da bu ayrıntıları düşünürken sosyal medyada birkaç cümleye rastladım, okuduklarımdan buraya alıntı yapmasam olmazdı:
Bu dünyada, ruhu fener gibi olan insanlar var. Sessiz, sabit, parlayan… Rehberlik ederler ve çevrelerindeki herkesi rahatlatırlar. Bu; o insanlar için bir talihsizlik değil, adeta bir yaşam biçimidir. Hayata iyiyi getiren onlardır. Birileri kaybolduklarında onları bulurlar, zayıf olduklarında onlara yaslanırlar. Dünya ağırlaştığında varlıkları, fırtınaların içinde sakinliğe dönüşür. Onlar gibi insanlar, dünyayı bir arada tutarlar.
İşte Bensiyon Pinto, böyle bir insandı.
Aramızdan ayrılmayışının dördüncü yılına denk gelen şu günlerde onunla ilgili bir yazı yazmayı planlarken karşıma çıkan bu satırlar, beni çok iyi tanıdığım ve çok sevdiğim bu büyük insanı yeniden, yeniden düşündürdü. Kızı olsam belki bu kadar iyi tanıyamazdım onu, diye düşünüyorum. Hatta bazen kendime soruyorum, babamı mı daha çok tanıyordum yoksa onu mu, diye cevabını hâlâ bulamıyorum. Zaten o kadar çok ortak noktaları vardı ki, bu da tesadüf değildir diye düşünüyorum bazen.
İnsanı hiç yanıltmazdı Bensiyon Bey. Sadece duymak istediklerini söylemezdi ona, boşa ümit vermezdi. Yolunu kapamazdı, o yolu açabilmesinin yollarını anlatırdı. Kapsını çalmışsa biri, onu mutlaka dinlerdi. Yardım edebilirse eder, edemezse edecek birini bulur ama bu konuda bütün yollar kapalıysa o zaman karşısındakine bunu en uygun dille anlatırdı.
Hakikatler ve ümitler üstüne kurulmuş bir hayatın adamıydı. Gerçeklerden asla ayrılmaz ama bunun yanında ümit etmekten; en doğrusunun, en iyisinin, en güzelinin peşinden gitmekten hiç vazgeçmezdi.
Hayatı kolaylaştırırdı herkes için. Durum zor da olsa o, en akla gelmeyecek çareyi arar, bulur; bütün düğümleri çözerdi. Nasıl yapardı bilmiyorum ama yapardı. Konuştuğu insanların içi hep rahattı, değilse de o, rahatlatırdı bir şekilde. Daha iyi, daha iyileşmiş olarak ayrılırlardı yanından… Sayısız örneğini gördüğüm için, rahatlıkla yazıyorum bütün bunları… Basit düşünsün isterdi karşısındaki, a basit düşünsün ki daha kolay çözsün hayatın düğümünü…
Lüzumsuz acele etseniz, şeker suya düşmedi, derdi mesela… Trafik çok sıkışsa, güzel şeyler düşün; açılacak, açılacak, nasılsa açılacak, derdi. Boş boş konuşanı mı eleştirecek, yüz para yüz limon derdi. Bak kızım, biri senden para isterse ver, Allah sana daha çok verir ama taksiye binince taksimetreden artan parayı al. O, başka. Karşındaki hakkını aldı. Çok istersen al onu, bir dilenciye ver. Sonrası seni ilgilendirmesin. Sahiden ihtiyacı var mı yok mu bilemezsin ama iyilik yaptığını bilirsin, derdi. Asılı kalmış netleşmemiş hiçbir şey, onu ikna etmezdi¸ az hamile çok hamile olmaz, der; sinirlenir, o konunun hemen çözüme kavuşması için çok hızlı hareket eder, aynı hızı karşısındakinden beklerdi. Bunlar, çok normal gibi gelse de çok kolay rastlamıyor insan, böyle en küçük ayrıntıyı bile anlamlandırmayı seçen ve hayatı normalleştiren insanlara… Böyle biriydi o da… Büyük olanları anlatmıştı, yazmıştım zaten… Hayatın adının karşılığını tam olarak vererek yaşadı Bensiyon Pinto. Söyledikleri, yaptıkları ve anlatmasam olmayacak deyip anlattıklarıyla yaşamaya devam ediyor. Bu sebeple; kısa çizginin sağına yazdığım, hiçbir zaman sadece bir sayı olmaktan öteye geçemeyecek.