Ne güzel bir tarihe rastladı bu yazı!
Hepimiz, dini olarak hangi takvimin yapraklarını çevirirsek çevirelim, bu geceye başka türlü bakıyoruz sanki… Bir takvimi bitirip, sayısını değiştirip, yepyeni bir takvime aynı anda başlamak hoşumuza gidiyor.
Bütün bunları düşünür ve hissederken planlarımızı tamamen yeni yıla odaklıyoruz sanki. Yeni yılda bütün dileklerimiz gerçek olsun, yeni yıl sağlıkla gelsin, yeni yılda yeni bir iş, yeni bir başlangıç, bir bebek, bir eş, sağlık, mutluluk, huzur, başarı, barış…
Niye bekliyoruz ki yeni yılı?
Şimdi, şu anda başlayabiliriz bu dilekleri gerçekleştirmek için yapmamız gerekenleri yapmaya! Birini aramak istiyorsak bugün, şimdi arayalım. Bir iş müracaatı varsa aklımızda bugünün tarihiyle gönderelim öz geçmişimizi, ders çalışmaya başlayacaksak, diyet yapacaksak hatta birine bir şey söyleyeceksek hemen söyleyelim.
Ben küçükken her seferinde yeni yıldan bir mucize beklerdim, ne olduğunu bilmeden…
Sanki her şey bir günde değişecekmiş gibi gelirdi bana. Uyuyup uyanacağız ve yepyeni, üstüne hiçbir karalama yapılmamış, tek kelime yazılmamış bir sayfa benim olacaktı. Ona ne yazarsam, gerçek olacakmış gibi bir hisle dolardı içim… Günler öncesinden evi süslemek, küçük hediyeler almak, babamla onları paketlemek… En önemlisi de Bakırköy postanesinin önünde açılan ve günlerce duran kartpostal sergisinden; en süslü, en pullu, en gösterişli kartlardan alıp onları tek tek yazıp postaya vermek, belki de beni büyüten en renkli anılar olmuş. O zamanlar, neredeyse bütün yakınlarımız uzaktaydı. Dayımlar Belçika’daydı, bir hala İsviçre’de, bir teyzem Kosova’da. Telefonla konuşmak çok zordu o zamanlar, hele de yeni yıl gecesinde!
Postaneyi arayıp, görüşmek istediğiniz kişinin numarasını yazdırıp, en az iki saat sıranın size gelmesini beklemeniz lazımdı. Şanslıysanız bağlanırdınız. Evinizdeki telefon çalınca iyi seneler, diye bağırmak ve hatır sormak dışında hiçbir şeyi sığdıramadığınız kısacık görüşmeler, yetmezdi kimseye… Tabii bana da… Ama kartlar, nefisti. Benim gibi yazı yazmayı daha o zamanlardan çok seven biri için, kapaklı bir kartın kapağının en başından başlayıp ikinci sayfasının sonuna kadar içimden ne geliyorsa yazıp yeni yılı kendi istediğim gibi kutlamak kadar müthiş bir keyif, sevinç ve heyecan yoktu! En güzeli de aynı postaneden onları, gidecekleri ülkeye uygun ücrette pulları alıp, hepsini tek tek yalayıp üstlerine yapıştırmak ve onları üstünde “yurt dışı” yazan posta kutusuna atmaktı! Hepsi o anda karşı tarafa ulaşmış gibi gelirdi bana… Sanki yaz mevsimi gelmiş olurdu. Çünkü yaz gelince en yakınlarımız zaten bize gelmiş olurdu farklı zamanlarda. Yeni yılın gelişi, onların gelişini yaklaştırırdı adeta… Ve ben, söylemek istediklerimi, yeni yıl gelmeden söylemiş olurdum hepsine, herkesten önce üstelik…
Şimdi zaman kısaldı, mesafeler neredeyse bitti. Görüntülü konuşmalar, saniyede ulaşan mesajlar var… Ama söylüyor muyuz söylemek istediklerimizi sevdiklerimize çocukluğumuzdaki gibi?
Yeni yıl çok iyi bir sebep; sevdiklerimizi aramak, yeni başlangıçlar yapmak, hayata dahil olmak, umut etmek, dilek dilemek ve bütün beklentilerimizin gerçek olmasını düşlemek için… Ama bu dilekler için onu beklemeye gerek var mı?
Yeni yılın her günü, yepyeni…
Her gün, içinde bambaşka bilinmezlikler, yenilikler, şanslar, başlangıçlar saklayarak geliyor. O zaman onun her gününü; yeni yılın ilk günü gibi düşünerek yaşamakta, ona her gün istediğimiz anlamları yüklemekte özgürüz.
Pullu, kapaklı kartlarımızı kendimiz için postaya verebiliriz.
İçimizdeki çocuğu, yeni yılın her gününde yeniden büyütebiliriz.
Neyi bekliyoruz ki?
Yenilik, güzeldir…
Hepinize iyi seneler…