Tarihler henüz aralığın son haftasını gösterdiğinde sosyal medya platformlarında her sene olduğu gibi yeni yıl ve yeni hedefler başlıklı birçok paylaşımla karşılaştım. Bu içeriklerin çoğu daha az yeme, daha az alkol tüketme, daha çok spor yapma ve daha sade bir yaşam tasviri üzerineydi. Aslında yeni yıl, modern insan olan bizler için bir tür sessiz zorbalıkla gelir. Takvim değişir değişmez hedefler belirlenir; daha üretken olmak, daha hızlı ilerlemek, daha çok kazanmak, yukarıda yazdıklarımın arasına serpiştirilir. Ocak ayı, durmak için değil, adeta koşuya yeniden başlamak için ilan edilmiş gibidir. Oysa bu telaş, çoğu zaman şu soruyu örtbas eder; peki, biz nereye yetişiyoruz? Şüphesiz ki modern dünya zamanı ölçer, biçer, böler ve her zerresini verimli hale getirmeye çalışır. Ajandalarımızı doldurur, hatırlatmaları kurarız. Zaman, böylelikle içinde yaşadığımız bir deneyim olmaktan çıkar ve yönetilmesi gereken bir kaynak haline gelir. Bu anlayışta zamanın değeri, ne kadar verimli doldurulduğuyla ölçülür. Boşluk ise bir kusur gibi algılanır.
Önceki yazılarımda da kısmen değindiğim Yahudi düşüncesi bu noktada radikal bir karşı öneri sunar. Yahudilikte kutsal olan mekân değil, zamandır. Şabat, bunun en güçlü örneğidir. Haftanın bir günü, üretmenin, değiştirmenin ve müdahale etmenin bilinçli olarak bırakıldığı bir zaman dilimi olarak karşımıza çıkar. Şabat’ta dünya olduğu gibi kabul edilir; insan, durur ve bir bakıma kendini dünyanın efendisi sanmaktan vazgeçer. Bu, yalnızca dini bir ritüel değil, derin bir felsefi duruştur. Şabat, insanın ‘her şeyi yapabilir, her şeye yetişebilirim’ iddiasına karşı ‘aslında her şeyi yapmam gerekmiyor’ demenin bir başka görüntüsüdür. Abraham Joshua Heschel’in ifadesiyle bu düşünce, mekânın değil, zamanın mimarisini kurar, çünkü Heschel’e göre modern insan mekânı fethetmiş, ancak zamanı kaybetmiştir.
İçinde bulunduğumuz zaman modern insana tam tersini dayatır; hep daha fazlasını yap, daha ileri git, durursan geri kalırsın. Oysa durmak, her zaman gerilemek değildir. Bazen durmak, yönünü yeniden tayin etmektir. Ve bu dayatı, insanı sürekli bir proje haline getirir. Yahudi zaman anlayışında değer kavramı, sürekli olarak yapmaktan değil, bilinçli olarak yapmamaktan da doğar ve Şabat, “Dünya, sen durduğunda da dönmeye devam eder” diyerek insana her şeyin merkezinde olmadığını hatırlatır.
Değerimiz, sürekli üretmemizden ve insanüstü bir gayretle zamana yetişme kaygımızdan gelmiyor. Alınan tüm kararlara ve belirlenen hedeflerdeki motivasyona karşı belki de yeni yılın en radikal kararı, daha fazlasını yapmak değil, belirli anlarda durmayı ve akışa bırakmayı meşru görmek. Çünkü Şabat gibi bazı gelenekler bizlere şunu fısıldar; insan zamanı yönettiğinde değil, zamanla ilişkisini yeniden kurup anlarda yoğunlaşarak onu kutsadığında insan kalır…
---
Heschel, A. J. (2003). The Sabbath: Its meaning for modern man. Shambhala.